5. Bayramiç Tohum Takas ve Yerel Ürünler Şenliği’nin Ardından

takas2015-a

PANELLER

Bayramiç’te bu yıl beşincisi düzenlenen etkinliklerin ilk gününde iki panel vardı. Panelin onur konuğu doğa dostu, biyodinamik ve Japonların geleneksel Shumei tarım ilkelerini Afyon – Başmakçı’da titizlikle uygulayan Vehbi Ersöz idi.

takas2015_01

İlk panel başlığımız, “Yerel Türler için Envanter Yöntemleri” oldu. Bayramiç’in yerel sebze veya meyve türlerinin envanter (döküm) çalışmalarının yapılabilmesi için ne gibi yöntemler izleyebiliriz? Kaybolmakta olan türlerin ötesinde, Vehbi Ersöz önce “malımıza sahip çıkmak” meselesinin önemini hatırlattı:

”Biz malımıza sahip çıkmazsak, birileri gelir ve sahip çıkan bulunur. Cevizin anavatanı Türkiye, ama bugün için dünyada en çok ceviz satan ülke Amerika. En çok cevizi ağacı olan ülke diye bir sıralama yapıldığında ilk sırada Türkiye var, sonra Çin ve Amerika geliyor. Ceviz satışına bakarsanız sıralama Amerika, Çin ve Türkiye şeklinde gidiyor. Türkiye’nin üçüncü sırada yer almasının sebebi cevizlerinin çoğunun erkek olması. Amerika nasıl birinci oldu? Osmanlı’da ülkeden tohum çıkarmak yasaktı. Abdülhamit döneminde Anadolu’nun çeşitli yerlerinden bir çuval ceviz kaçırıldı, ıslah edildi ve yeni türler ortaya çıktı. Amerika, büyük plantasyonlar oluşturup ceviz üreticiliğinden birinci sıraya yerleşti. Türkiye’de kime bir ceviz türü sorsanız Chandler (Çendlır) der, yani Amerikan cevizi. Benzer örnekler bütün ürünlerde görülebilir. Akşam yoğurt yerken konuştuğumuz bir konudan söz etmek istiyorum. Bütün dillerde yoğurt Türkçedir. Türk Gıda Kodeksi hazırlanıyor; bunu yapanlar Türkiye’deki örnekleri bulmak yerine Fransa’daki Danone firmasından bilgi alıyorlar. Bu GDO’lu ürünlerde de öyle. Çiftçiler binlerce yıldır diktikleri tohumları ıslah edip, bölgeye uygun türler geliştiriyorlar, ancak kimse bu benim tohumumdur demiyor. Ancak bir biyoteknoloji firması tohuma bir gen transfer edip, tohumu sahipleniyor, patentliyor. Siz de tohumu bu firmadan alıp bir de patent parası ödüyorsunuz. Burada tohumların envanterinden söz ediyoruz, ancak ikinci aşamada bu türleri niye koruduğumuza bakmalıyız. Amaç ıslahtır. Örneğin, Elma… Yaşlıların hatırladığı elma türleri bugün pek yok. Ankara Armudu, Bey Armudu ve benzeri; eski, yerel çeşitlerdi. Bunların yerel diye anılması şöyle olur, bir çiftçi Ankara’dan bir fidan alıp biraz geliştirip yetiştirdikten sonra soranlara da Ankara’dan getirdiğini söyler ve bu tür o isimle anılmaya başlar. Bunların envanterde farklı bilimsel adları olabilirdi, yöresel olarak farklı isimlerle devam ediyor. Tekerekşi, tekerleğe benzeyen küçük ekşi bir elma. Şıkıdık Elma, çekirdek boşluğu çok geniş dıştan ses çıkarıyor, Eşekgötü Elması, eşeğin arka tarafına benzediği için bu isimle anılır. Bazıları hastalıklara dayanıklı, bazıları dayanıksızdır. Üreticiler bu türleri ıslah ederek yeni türler geliştirir. Tekerekşi Karaleke’ye çok dayanıklı değil. Bölge nemli bir ortamsa, o zaman Karaleke’ye dayanıklı bir türden aşı yapılıp ıslah edilir. Bu nedenle yerel türlerin de korunması ve ıslah edilmesi önemli.”

Yerel türlerin envanterinin, ıslahının ve devamının gerçekleştirilebileceği çalışmalara paralel olarak, 5553 sayılı Tohumculuk Yasası’nın yerel tohumları da destekler nitelikler taşıyan yönetmeliklere olan ihtiyacına vurgu yapıldı. Şüphesiz, yerel tohumların korunabilmesi ve ıslahında destekleyici yasal düzenlemelere ve kırsal geleneksel bilgiyi içine katan yerel projelere de ihtiyacımız var.

takas2015_02

Vehbi Ersöz, panelde yerel tohumlar konusunda bazı deneyimlerini şöyle dile getirdi:

“Afyon denince ilk akla gelen haşhaştır. Afyon’da haşhaş tohumları sürekli olarak ekilirdi; yerele uyumlu bir çeşittir. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) ekimi yaptırır, haşhaşın kabuğunu TMO’ya teslim edersiniz. Sizde tohumu kalır. Eskiden yağı çıkarılır ya da ezmesi yapılıp, kahvaltıda balla pekmezle karıştırıp yenilirdi. Son yıllarda TMO ıslah çalışmasına girişti. Haşhaşın farklı çeşitleri var (mavi, beyaz, sarı); mavi yazlık, beyaz ve sarı kışlık diye bilinir. TMO ıslah çalışması için yerel tohum bulamadı. Epey arandıktan sonra Sandıklı’nın bir köyünde “hanay” denen eski tip bir yapıda haşhaş tohumu bulundu ve ıslah çalışması başlatıldı. Tohum bankalarında ilelebet tohum saklayamazsınız; tohum canlıdır ve bir ömrü vardır. Çimlenme gücü zamanla azalır. Sebzelerden örnek verirsek, pırasanın çimlenme gücü 1 yıldır. İkinci yıl çimlenme gücü düşer. Cam kavanoz ya da bezde saklamak gerek; plastikte saklarsanız tohum ölür, plastik hava almaz. Domatesin çimlenme gücü 6 yıldır. Tohumun korunması için sürekli olarak ekilmesi gerekir. Türkiye’de yerel tohum deyince akla pembe domates gelir. Aslında orijinali 500 yıl önce İspanya’ya getirilmiştir, daha sonra İspanya kralı da Osmanlı’ya çiçek olarak hediye etmiştir. O tarihte domatesin meyvesi yenmiyordu çünkü köpek üzümü denen zehirli bir türe benzetiliyordu. 150-170 yıl önce domates olarak yenmeye başlandı. İlk geldiğinde Osmanlı’nın sebze-meyve bahçesi Bulgaristan… İlk olarak orada dikiliyor. ‘Kargacık burgacık’ denen ince kabuklu sulu çeşit balkan domatesi olarak geçer. Anadolu’ya Bulgaristan’dan gelmiştir. Anadolu’ya geldiğinde kızarmış domatesler çürük zannedilip atılıyordu, zira sadece yeşil yeniyordu. Domates yeşilken C vitamini açısından zengindir, kızardığında likopen oranı artar. Balkan muhacirleri kırmızı domatesleri alıp, salça yaparak değerlendiriyordu. Pembe domates hibrittir, ektiğinde iki çeşit çıkar. Bir köken pembe, bir köken kırmızı olur. Yerel tohum olarak pembe domatesi örnek gösteriyoruz, çünkü ticari olarak uygun bir ürün değil, nakliyeye dayanıklı değil.”

Bayramiç’in Mollahasanlar köyünde yaşayan Sevgi Akar ise Dr. Zerrin Çelik’in doktora tezindeki (1) yerel tohumların muhafazası konusunda dünyadaki uygulamalara ilişkin bilgileri hatırlatırken, kendi deneyimlerinden de bahsetti:

“Bayramiç’te yaşayanlar olarak her gün Kazdağı’na bakıyorum. Milli Park’ta 38 çeşit endemik tür var, bunları biliyoruz ama sadece burada yetişen sebze ve meyveleri bilmiyoruz. Kayıt altına almak işin birinci aşaması. Kendi araştırmalarımda yerel tür olarak, yaşadığım köyün çevresinde 4 çeşit meyveye rastladım; özellikle Elma ve Armut çeşitlerinde kapsamlı ve uzun bir çalışma gerekli. Üniversitelerin içinde yer almadığı her hangi bir çalışma kanımca yeterli olmayacaktır. Ben adımları şöyle öneriyorum:

  1. Kayıt altına almak.
  2. Türlere sahip çıkmak: Sadece tohum bankasında saklayarak tohumlara sahip çıkılamaz, öncelikle köylüler tarafından tohumların ekilmesi gerek.
  3. Islah: Islah için çiftçilerin ve bilim insanlarının ortak çalışması gerekiyor. Dünyada örnekleri var.
  4. Ürünleri ticari hale getirmek önemli. Aksi halde sürdürmek ve korumak zor.

Beşik Köyü’nden Yonca Demir’in tespiti önemliydi: “Yoldaki hedeflerden biri herkesin bu türlerden az miktarda üretip, pişirip birlikte yemesi de olabilir. Ticarileşmek tek koşul değil!”

İlk panelde, öne çıkan görüşleri şöyle özetleyebiliriz:

  • Bölgede birçok yerel tür var; ancak isimleri konusunda fikir birliği yok. Örneğin, aynı Elma için farklı isimler kullanabiliyoruz.
  • Özellikle kaybolmaya yüz tutan türleri yakından tanıyanları bulmak, yaşlılarla iletişim kurarak, türler hakkındaki bilgileri derlemek.
  • Türün adı kadar, nasıl yetiştirildiği, hangi hastalığa ne kadar dayanıklı olduğu, nasıl pişirildiği, nasıl saklandığı gibi bilgilere ulaşmak da önemli.
  • Belgeleme konusunda çalışmak üzere bir çalışma grubu oluşturmak. Geçmiş yıllarda Muğla’ya bağlı Datça ve Bodrum’da çalışmalarını yoğunlaştıran Meyve Mirası Grubu’nun deneyim ve önerilerinden yararlanılabilir.
  • Tespit ettiğimiz öncelikli (yok olmaya yüz tutan) türleri kendi bahçelerimizde de yetiştirmek.

İkinci panel başlığımız, “Tarımsal Biyoçeşitlilik Üzerindeki Tehditler ve Olası Çözümler” idi…

Tarımsal Biyoçeşitlilik bir yandan yasalarla korunmaya çalışılırken, doğayı ilgilendiren yönlerinden ziyade ekonomik verimlilik meselesi öne geçtiğinde genel gidişat monokültüre kayıyor.

Vehbi Ersöz şu tespitleri yaptı:

“Küçük çiftçi açısından bakıldığında benim tarıma bakış açım bir iktisatçının, büyük şirketlerin bakış açısından farklı. Büyük şirketler, tarımsal araziler parçalı, tarım nüfusu fazla, bu tür politikalar dayatılıyor ve istedikleri genelde parçalı araziler büyük plantasyonlar olsun, şirketlere satılsın veya kiralansın. Köylüler işçi olarak çalışsınlar. Monokültür tarım ve hayvancılık yapılsın. Sırf mısır yetişsin veya bir şirket tek bir köyde meracılık yaptırsın. Biyoçeşitlilik lafta kalıyor, küçük çiftçileri bitiren politikalar uygulanıyor. Türkiye’nin stratejileri monokültüre doğru. Mehmet Altan gibi iktisatçılar tarım adına konuşurken köylülük bitirilmeli diyorlar. Köylülük bir kültür ve bir yaşam biçimi; şehre benzemez. Köyde herkes birbiriyle, düşmanı dahil, selamlaşır. Köyde monokültür yapılmaz, köylüler farklı ürünler yetiştirir. Kendi ihtiyaçlarını da karşılamak üzere, hem de biraz daha bölgesel çapta satabileceği ürün de yetiştirir. Her şeyi eker, dışa bağımlılığı nadirdir. Portakal yetişmiyorsa kendi bölgesinde, sadece pazardan onu alır. Monokültür tarımda büyük çiftçi ailelerinin elindeki büyük topraklarda belirli bir ürün yetiştirilir. Sadece şeker pancarı üreticisi, besici, domates üreticisi vb. Diğer ürünler için hep tüketici konumundadır. 2001 krizinde Arjantin’de yaşanan sosyal patlamaya karşın, Türkiye’de toplumsal bir kargaşa olmamıştı; bir yanda, yabancı tarım şirketlerinin kontrolünde ve GDO’lu mısırın cenneti Arjantin, diğer yanda ise şehirlerarası otobüslerde yolcudan çok gıda taşıyan Türkiye vardı. Bu gıda, fabrikalardan gelmiyordu; köylü şehirli akrabasına kırsaldan hatırı sayılır bir destek vermişti. Arjantin’de ise, küçük çiftçilik çoktan eritildiğinden şehirler çaresizliği ve korkuyu yaşadılar.”

Küresel şirketlerin üretim kadar pazarlama güçleri de küçük üreticiyi tehdit ediyor, yok olmaya doğru itiyor. Bu endişelerin doğrultusunda, Mollahasanlar köyünden Emel Kızılcık’ın önerileri, küçük çiftçiler için pazarlama aşamasında önemli bir modeli işaret etti:

“Foça’da Yeryüzü Marketleri 3 yıldır başarıyla sürdürülüyor. Bunlar küçük kaldığında Belediye destek verebiliyor, ancak büyürse zor. Foça’nın örneği web sayfalarında var, iyi tarım sertifikasyon sistemine benziyor. İncelenebilir. Bu işe girebilecek köylüleri organize ederek bu yapılabilir, ancak kendi yaşamlarımızı da sürdürmek durumundayız. Tek kişi veya küçük bir grupla önayak olmak işin çapı ve sorumluluğu açısından zorlayıcı olabilir. Daha büyükçe bir grupla heyecanla destek olmayı çok isterim.”

Bayramiç’te daha önceki senelerde de gündeme gelen Katılımcı Onay Sistemi (KOS) esasında (2) üreticiler seçerek, köylü pazarının bir kısmından başlayarak bu niteliklerde gelişmesi sağlanabilir. Bu şekilde hem sağlıklı hem de yerel – geleneksel özellikler taşıyan tarımsal ürünlerin alıcılarla buluşturulması sağlanabilir. KOS sistemine üye olanların ürün kalite manifestosuna uyması ve periyodik olarak kalite kontrol sistematiğinin oluşturulması gerekiyor. Bu noktada, Tarım İl Müdürlüğü’nün ve Ziraat Odalarının yönlendirmeleri ve ürün dış girdilerinin analiz desteği son derece kıymetli.

Panelin sonucunda ortaya çıkan denklem basitti: Küçük çiftçi yoksa tarımsal bioçeşitlilik fakirleşmeye devam edecek, ancak küçük çiftçinin yaşayabilmesi için yegâne olasılık hak ettiği, adil kazancı sağlamasına bağlı. Bu sebeple, diğer alternatiflerin yanında, öncelikle nitelikli (doğa dostu, organik, etik) tarım yöntemlerini benimseyen üreticilerin aracısız olarak yerelde tanıtılması ve yerel pazarlarda özel yerler sağlanması gerekiyor.

Paneller tamamladıktan sonra Bayramiç’in eski köprünün yanı başında, Çınaraltı’nda hep birlikte çay içildi.

 

TOHUM TAKAS VE YEREL ÜRÜNLER PAZARI

 Tohum takas etkinliği cumartesi, sabah saatlerinde önce takas edilecek tohumların kaydı ile başladı. Bayramiç’te öğrenim gören gençler kayıt masasına gelen her tohum paketini üçe böldüler:

  1. Takas edilecek tohumlar.
  2. Etkinliğe tohumsuz gelen, ancak tohum almak isteyenlere hediye edilecek tohumlar.
  3. Gönüllü yerel çiftçilerce topraklarına ekilecek misal (örnek) tohumlar.

Tohumların takası ile birlikte, köylerden gelen geleneksel ve yerel lezzetler yer aldı renkli tezgâhlarda. Reçeller, şifalı yağlar, sabunlar, sirke, zeytinyağı, farklı buğday türlerine ait unlar, ekmekler, salçalar, tahıllar, pekmezler, çiçek şurupları, el işi örgüler sunulan ürünler arasındaydı.

takas2015_03

Her yıl yapılan etkinliklerin gerçekçi olarak gelişmesi iki koşula bağlı:

  1. Takas edilen tohumların kimliği, niteliği ve kalitesi hususlarında yorum yapabilmek. Bunun için misal (örnek) tohumların kontrollü şekilde ekilmesi ve takibi gerekiyor.
  2. Geleneksel köy mamul ürünlerin sürdürülebilirliği için üretim izin süreçlerinin kolaylaştırılması, üreticilere ve özellikle kadın çiftçilere eğitim verilmesi, köy üretimhanelerinde “asgari hijyen ve uygulama” standartlarının yeni yasal düzenlemelerle tanımlanması.

Her yıl Zeytinli köyünden kendi yaptığı geleneksel yiyecek ve içecek ürünleri ile katılan Emine Küpeli, etkinliğin her geçen yıl daha çok zenginleştiğini, karşılaştığı insanlar ve elde ettiği bilgilerin kendisi için yeni ufuklar açtığını ifade ediyor:

“Paylaştığımız tohumlar kadar, yerel bitki çeşitliliğimizi, onlardan elde edebileceğimiz farklı reçetelerde gıda ürünlerini konuşmak, tartışmak da harika bir duygu. Yazılarını okuduğum insanları karşımda gördüğüm zaman etkinliğin benim için keyfi bir başka oluyor. Üretmek için toprağımızı daha iyi tanımak ve imece usulü çalışmaları yeşertmeliyiz.”

 takas2015_05

ETKİNLİĞİN ARDINDAN

Etkinliklerde verilen kararlar doğrultusunda Bayramiç’te bazı komisyonlar kurduk. Tohumu, yerel meyveyi, yerel sebzeyi, yerel pazarı, köy değerlerini konuşarak ve daha yakından tanıyarak, bir sonraki yılın etkinliğini daha başarılı kılmak üzere… Her yıl yapılan etkinliğin bir öncekinden bir adım daha öne çıkması için. Bayramiç’te yaşayan köylülerin, kentten göçenlerin, yerel yönetimlerin ve sivil toplum örgütlerinin beraberce yaratabileceği öncelikli kıymet “mevcut” olanı fark etmek ve bunun üzerinden yola devam edebilmek. Doğa da zaten hep bundan yana değil mi?

 

Emeği geçen tüm kurum ve kişilere çok teşekkürler…

 

(1): Dr. Zerrin Çelik’in doktora tezi: TARIMSAL BİYOÇEŞİTLİLİĞİN KORUNMASINDA YEREL TOHUM BANKALARININ ROLÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA: KARAOT KÖYÜ TOHUM DERNEĞİ VE YÖRESİ ÖRNEĞİ
http://www.adanafikirplatformu.org/UserFiles/File/tez-yerel%20tohum%20aglari.pdf

(2): Katılımcı Onay Sistemi (KOS), https://toprakanaplatformu.wordpress.com/katilimci-onay-sistemleri/

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün Moldova Toplantısı

Eko IQ dergisinin Haziran 2015 sayısında yer almaktadır.

Yazan: Cem Birder

kei

16 –17 Nisan tarihlerinde Moldova’nın başkenti Kişinev’de sessiz sedasız ancak önemli bir buluşma gerçekleşti. Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) Örgütü (The Black Sea Economic Cooperation, BSEC) toplantısının başlığı “Tarım Sektöründe Küçük Çiftçiler ve KOBİ’ler” idi. Konrad-Adenauer-Stiftung (KAS) sponsorluğu ile gerçekleşen etkinliğe tüm üye ülkelerin yanı sıra Almanya da katıldı.

Moldova Ekonomi Bakanı Yardımcısı Dr. Tudor Copacı, KAS Türkiye Başkanı Dr. Colin Dürkop, KEİ Yönetici Müdürü Meltem Güney, ve ERENET Bilim Direktörü Dr. Antal Szabo tarafından yapılan açılış konuşmalarında sektörün daha kaliteli ve verimli üretimine yönelik finansman ihtiyaçlarının yanı sıra, bölgede küçük çiftçileri ve KOBİ’leri olumsuz etkileyen, kritik öneme sahip bazı unsurlara vurgu yapıldı:

  • İklim değişikliği,
  • Uluslar arası büyük şirketlerin yarattığı haksız rekabet,
  • Rusya’ya uygulanmakta olan gıda ambargosunun direkt ve dolaylı etkileri,
  • AB sübvansiyonlarının dağılımı.

Ev sahibi Moldova’nın yanı sıra, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Arnavutluk, Romanya, Rusya, Sırbistan, Yunanistan, Ukrayna ve Türkiye’den delegeler sunumlar gerçekleştirdi.

Toplantıya konuk olarak katılan Dr. Steffen Grossman, Almanya’da, tarım sektörü de dahil olmak üzere toplam işyerlerinin sayısal miktar olarak %95’inin ve toplam ekonomiye olan katkısı ile %51’inin aile işletmeciliğine ait olduğunu belirtti. 1970’lerde 1 milyon civarında olan çiftlik sayısı bugün yaklaşık 286 bin ve ortalama çiftçilik alanı son 40 yıl içinde beş misli artarak 586 dekara yükselmiş.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) Örgütü üyesi ülkeler tarafından yapılan sunumlarda küçük çiftçiler ve KOBİ’ler adına benzer gerçeklere vurgu vardı:

  • Son 25 yıl içinde merkez kontrollü ekonomilerden serbest pazar ekonomisine doğru geçişte ülkeler kırsal alanlarda ve tarım sektörlerinde büyük değişimler yaşadı.
  • Ekonomik olarak değerlendirildiğinde, tarım sektöründe daha büyük başarı, serbest ekonomi uygulamaları ve özelleştirilmiş (devlet kontrolünden ayrılmış) topraklara sahip olan ülkelerde gerçekleşti.
  • Demirperde uygulamaları da dikkate alındığında, birçok ülke için aşağıdaki maddeler ekonomik ölçekteki reformlar açısından önemli rol oynadı:
    • Toprağın özelleştirilmesi.
    • Serbest pazar uygulamaları.
    • Gıda üretim ve dağıtım sistemlerinde serbestleşme, özelleştirmeler.
    • Yerel ve merkezi yönetimlerin uyumlaşma süreci.
    • Kırsal ve tarımsal destek programlarının gelişmesi.
  • Kırsal alandaki gerçeğin planlanandan daha karmaşık olduğu anlaşıldı ve yaşanan gelişmeler umulduğu kadar iyimser neticeler oluşturmadı.
  • KEİ Örgütü ülkelerinde küçük çiftçilere ait alanlar ortalama olarak 10-100 dekar. Geleneksel tahıl türleri ve karışık tür ekim (monokültür değil) ile elde edilen gelir ülke ortalamasının yaklaşık yarısı kadar ve bu gelir seviyesi bile ön görülebilir değil (garantisi yok).
  • Küçük çiftçilerin büyük çoğunluğu özel bir eğitim sahibi değiller; buna karşın geleneksel ve deneyimsel beceriler ön planda.
  • KEİ Örgütü ülkelerinde genel olarak tarım sektörü iki alt-sektörden oluşuyor:
    • Düşük katma değerli tarım ürünleri (tahıllar, yağ bitkileri, şekerpancarı, vb) üreten ve yüksek-mekanizasyon sebebiyle düşük miktarda iş gücü kullanan büyük ölçekli şirket tarımı,
    • Daha yüksek katma değerli ürünler (meyve, üzüm, sebze, patates, fındık, vb) üreten, daha çok sayıda insana ihtiyaç duyan ve açık pazarlarda ürünleri satışa sunulan küçük çiftçi ve köylü tarımı.
  • Genç nüfus çiftçiliği cazip bir iş alanı olarak görmüyor.
  • Hasat kalitelerinde belirsizlik (hastalıklar, iklim değişikliği, kuraklık, sel, vb), artan uluslararası rekabet, sağlık ve çevre yasalarındaki katı düzenlemeler, yetersiz altyapı (sulama, bakım, depolama, vb.) ve yaşlanmış makine parkı ve düşük yatırım imkânları küçük çiftçilerin son dönemde yaşadığı önemli sorunlar olarak gözüküyor.
  • Uluslararası ve büyük süper market zincirlerinin yarattığı sert rekabetçi ortam küçük çiftçilerin ürünlerini pazara (uygun ekonomik koşullarda ve bir takvim çerçevesinde) ulaştırma konusunda olumsuz sonuçlara yol açıyor.
  • AB’nin Ortak Tarım Politikaları (Common Agricultural Policy, CAP) ticaretin önünde farklı vergilendirmeler ve kotalar oluşturuyor.
  • Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankası (Black Sea Trade and Development Bank, BSTDB), KEİ Örgütü’nün finans kuruluşu olarak tarım sektörüne alternatif çözümler sağlamaktadır. Bugüne dek tarım sektörüne 135 Milyon Avro kredi desteği vermiştir.

 

Küçük çiftçilerin geleceğinde olumlu sonuçlar oluşturabileceğine inandığım 3 projeyi toplantıda sunma imkânım oldu.

moldova_meeting_002

Her üç proje de temelde ekorasyonalist yaklaşımı benimsiyor.

ekorasyonalizm

PROJE #1: Toprak Ana

Gelişen teknolojinin ve e-ticaret hacminin küçük çiftçilerin markalaşması, ürünleri istedikleri fiyatlardan, perakende müşterilerine aracısız ve direkt olarak satışına olanak sağlayan www.toprakana.com.tr projesi… Geleceğin gıda güvenliği ve gıdanın çeşitliliğini (tarımsal biyoçeşitlilik) esaslarında merkezi üretim yerine ülkenin farklı noktalarında üretim yapanların bir araya geldiği bilgi paylaşım ve e-ticaret platformu. Beşinci yılında devam eden proje sadece doğa dostu tarım ve temiz gıda üreticileriyle el ele…

harita toprakana

PROJE #2: REAL (Raising Empathy for Agricultural Learning)

İngilizce “GERÇEK” başlığındaki proje,” tarımsal bilgi için paylaşımı yükseltmek” temasını taşıyor. Proje ağında yer alan üreticiler hem bilgi sağlayan hem bilgi alan konumdalar.

REAL 1

Kurulan elektronik bilgi ağında her bilgi için “Güvenilirlik Endeksi” atayan kurum aynı zamanda sistem yöneticisi konumunda.

“A Bilgisi” sisteme üye olan bir üretici tarafından girilir. Örnek olarak, A bilgisi: Haziran ayında her hafta birer kez ve toplam 3 kez, 1/10 oranında seyreltilmiş ısırgan suyu Elma ağaçları için Karaleke ve Elma İçkurdu riskini %80 engelliyor. Bu bilgi yönetici kurum tarafından mevcut bilimsel kaynaklar ve deneyim bilgileri taranarak değerlendirilir ve bilginin güvenirlilik seviyesine göre bir endeks numarası (GE) atanır; mesela “GE %75”. Bilgi ağ içinde ortak paylaşıma açılır. Sisteme üye olan her üretici bu bilgiye ulaşabilir ve ayrıca bilgi üzerine değerlendirme ve yorumlar ekleyebilirler. Yönetici kurum Güvenilirlik Endeks (GE) sayısını bu yeni değerlendirmelere göre değiştirebilecektir.

 

PROJE #3: İKİ BİNA PROJESİ

Kırsalın sürdürülebilirliği için gerçekleştirilen standart projelerin en önemli yanılgısı salt ekonomik çözümler yaratmaya çalışmak. Bugün tüm dünyada yaratılan “hızlı ve çabuk tüketim” toplumlarının rüyalarındaki kentler vaat ettikleri ışıltılı yaşamlarla kırsalın ve köyün “mutluluk” tanımını da değiştiriyor. Paraya zor kavuşanlar en yakın kasabaya, çabuk kavuşanlar ise büyük şehire göç edebilmenin peşindeler. Sadece yerel ekonomilerin güçlenmesi, köyün gelişimine bu nedenle destek veremiyor; diğer önemli ihtiyaç eskiden olduğu gibi köyde mutlu, huzurlu ve renkli yaşamları güçlendirmek ve özellikle gençlerin köylerini terk etmeyi tercih etmemelerini sağlamaktır. İki bina projesi, köylerde 1) Köy Evi ve 2) Geleneksel Köy Mamul Ürünleri Üretimhanesi kurulmak suretiyle yerel ekonomiyi güçlendirirken, köyün geleneksel değerlerini sosyal gücü ile birlikte yarınlara taşımayı hedefliyor. Çanakkale’ye bağlı Bayramiç ilçesinin Beşik köyünde geçtiğimiz yıl içinde onarılan ve yeniden düzenlenen iki bina bu projenin başlangıcını temsil ediyor.2 bina

iki bina köyevi 1

Köy Evi tadilat aşamasında…

 

iki bina cocuklar 1

köy evi 3

Köy Evi tamamlandıktan sonra kütüphane ve etüd çalışması…

 

iki bina üretim

Üretimhane binası ve toprak fırını…

 

iki bina üretim 2

Kazanda üretim…

 

KEİ Örgütü Moldova toplantısı sonuç bildirgesinde şu başlıklar öne çıktı:

  1. Üye ülkeler ulusal tarım stratejileri ve programları için öneriler sağlayacak.
  2. Hükümetler küçük çiftçilerin tedarik zincirlerinde daha güçlü olabilmesi için kooperatifleri ve yeniden yapılanmaları desteklemelidir.
  3. Hükümetler “küçük çiftçi” tanımlamaları netleştirerek, ulusal tarım stratejilerinde daha etkin ve rol model sağlayacak düzenlemeleri gerçekleştirmelidir.
  4. Hükümetler tarım sektöründe tekelci tutumlara izin vermemelidir.
  5. Tarım sektöründe finansman koşulları özel tarım kredileri ve sigorta programları ile iyileştirilmelidir.
  6. Küçük çiftçilere ait bazı tarımsal etkinliklerin sübvansiyonlarla desteklenmesi ve bu şekilde tarımın güçlendirilmesine ilişkin ekonomik politikalar KEİ örgütü ülkelerin vazgeçilmez esasları içinde yer almalıdır.
  7. Tarım sektöründe kalite unsurlarının geliştirilmesi rekabet gücünü arttıran esas olarak kabul edilmelidir.
  8. Tarımda deneyim paylaşımları ve başarı parametrelerinin daha iyi anlaşılabilmesi için, politika geliştirenler ve tarım sektörü idarecileri ile direkt ve periyodik iletişimler güçlendirilmelidir.
  9. Hükümetler, sınırlı kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirebilmeleri için küçük çiftçilere ve KOBİ’lere yönelik bedelsiz danışmanlık hizmetlerini geliştirmelidirler. Ayrıca organik tarım gibi sertifikasyon bedelleri ve benzeri ücretler çiftçilerden alınmamalıdır.
  10. Yenilikçi stratejiler ve iyi örnekler, genç nüfus ve kadın çiftçileri sektörde tutmak ve motive etmek için çoğaltılmalı ve desteklenmelidir.

 

KEİ toplantıları kadar, Kişinev’in yeşil parkları, alçakgönüllü insanları ve Krikova’nın Atuan Mezarları’nı hatırlatan uçsuz bucaksız tünelleri unutulmaz anılar ve dostluklar oluşturdu. Çok sıcak duygularla döndük Kuğu Fırtınası günü, İstanbul’a.

Cпасибо (sbasibo) Moldova!

Umutlarımız içinde yayınlandı | 2 Yorum

Köylerimizde Çöp Meselesi

Türkiye’de köylerdeki çöp sorunu sadece bu işe baş koyan İl Özel İdaresi ve kaymakamların bağlı bulunduğu bölgelerde çözüme ulaşabiliyor (*). Belediye sınırları içinde çöpün toplanması ve temizlik bir kamu hizmeti iken, köylerde denetimsiz olarak özellikle zirai ilaç kutularının derelere atıldığı, ilaç depolarının dere sularında yıkandığı bir ülkede içme suyu ve sulama barajlarından elde edilen suyla yetişen gıdalarımız ne kadar sağlıklı olabilir? Yakılan poşetlerin çıkardığı zehirli gazlar ise daha büyük bir kirlilik…

Bu konu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kadar, Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’nı da ilgilendiriyor. Köylerin münferit çabaları ile çözüm arayan çöp meselesi için ülke bütününde köylerde çöp meselesine çözüm getirecek yasal düzenlemelere ihtiyaç var.

Sağlık, eğitim, teknoloji, enerji, ekonomi gibi başlıklarda örnek aldığımız “batılı görüş” içinde belki de en kıymetli model çöp toplama sistemleri olabilir. AB’de ve ABD’de köyler ve belediye sınırları arasında çöp toplama sistematiği ve temizlik seviyelerinde, Türkiye’de olduğu gibi, belirgin farklar yoktur.

Kendimize niçin Kaliforniya’daki köyleri örnek almayalım? http://www.wm.com/location/california/ventura-county/westlake/residential/index.jsp

Bir diğer örnek:

http://www.villageofrivergrove.org/waste/wastegen9-2011%20.pdf

Aşağıdaki yazı, 1 Kasım Cumartesi günü, Beşik Köy evinde yaptığımız toplantı doğrultusunda hazırlanmıştır.  Önerilerinize göre şekillenmeye devam edecektir.

Bayramiç’te belediye sınırları dışında kalan köylerimizde (belediyemizin sorumlu olduğu alanlar dışında) “çöp” meselesi çözüm bekleyen öncelikli bir konudur. Öncelikli bir konudur, çünkü çöpler, içinde bulunduğumuz eşsiz doğal güzellik kadar, insanlar ve diğer yaşam kaynakları için önemli bir tehdit unsuru.

çöpler1

Konunun çözümü için mevcut durumu ve görüşlerimizi sizinle paylaşmak istedik:

1- Köylerin büyük bir çoğunluğunda çöpler toplanamamaktadır. Çöplerin gelişigüzel olarak yol kenarlarına, ağaçların kuytusuna, ormanlık alanlara, dere yataklarına atılmaması veya köy sakinlerinin evlerinin yanına dökmemesi gerekir. Bazı köy muhtarları iyi niyetle köy çöplerini toplamakta ancak köyün yanı başındaki dere yatağına veya yol kenarında görünmeyen bir yere alabora ederek, istemeden de olsa, çöpün ve kirliliğin birikmesine sebep vermektedir.

2- Çöplerin köy merkezinde belirlenecek yere getirilmesi, muhtarların gözetiminde ve her köylünün kendi sorumluluğunda olmalıdır. Bu sorumluluğu özenle yerine getiren ailelere ödül veya inatla olumsuz tavır gösterenlere cezai uygulamalar düşünülebilir.

3- Çöplerin CAM – PLASTİK – METAL – ORGANİK MADDE olarak (tercihen ve olabilirse) farklı varillerde veya alanlarda depolanması sonucu bunların dönüşümü ve elde edilebilecek gelirler köy için önemli bir motivasyondur.

4. Özellikle zirai ilaç kutularının veya ilaçlama araçlarının depolarının yıkanarak derelere veya dere yataklarına boşaltılması, ayrıca hayvan leşlerinin derelere veya baraja atılması kesinlikle yasaklanmalı ve önüne geçilmelidir. Bu paralelde, zirai ilaç kutularının depozitolu satışı konusunda yasal mevzuat çalışmaları yapılabilir.

suguzegah copy

5. Plastik esaslı çöplerin yakılması içinde bulunduğumuz doğal ortam açısından çok tehlikeli ve zararlı bir girişimdir. Çöplerin yakılmasının önüne geçilmelidir.

6. Çöplerin köylerden haftada 1 kez alınması ve ilçe merkezinde ayrıştırılmış şekilde depolanması için belediyeden çöp kamyonu desteği alınabilir. Bu araçların haftalık mazot ve hizmet masrafları belirlenerek, kaynak konusunda çalışmalar yapılmalıdır. Konuyla ilgili firmalardan veya Çanakkale Ticaret Odasından sponsorluk sağlanabilir. Bütçe desteği talebi için, İl Özel İdaresine bir proje sunulabilir. Çöplerin ayrıştırılması durumunda, bu atıkları toplayan firmaların köylere gelişi organize edilebilir.

7. Çöplerin köylerde usule uygun toplanıp toplanmadığı konusunda gönüllü bir çalışma grubu kaymakamlığa destek verebilir ve belirlenecek yöntem dahilinde bir koordinasyon merkezi üzerinden iletişim kurulabilir.

8. Köy muhtarları, gönüllü çalışma grubu ve kaymakamlık koordinasyon ekibinin yapacağı eğitim çalışmalarına ilave olarak, cami hocaları, köy ziyaretinde bulunan aile hekimleri ve veterinerlerden de destek alınabilir. Okul öğretmenleri de çocuklara farklı formatlarda eğitimler verebilirler (“Bayramiç’te Çöplerimizi Ayrıştıyoruz” başlıklı resim yarışması vb.).

9. İlçe sınırları içinde, özellikle pazar yerinde ve marketlerde, plastik poşet kullanımında sınırlamalar getirmek konusunda, – benzer uygulamaları daha önce başarmış şehir ve ilçeler örnek alarak, bir proje başlatılabilir.

10. Bayramiç köy ve çevrelerinin temiz tutulmasıyla, topraklarımız, yer altı sularımız ve baraj suyumuz çok daha kaliteli bir nitelik kazanacak; gerçekleşecek geri dönüşüm çalışmaları sonucu ekonomik gelirin yanısıra, kompost, gübre gibi köylümüzün ihtiyaç duyduğu ekolojik katı maddeleri sağlanabilecektir.

İlgili mercilere konuyla ilgili kolektif bir girişim yapmadan önce, görüş ve önerilerinizi bekliyoruz…

—————–

Yasal çerçeve: KATI ATIKLARIN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ

Belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, bu alanlar dışında ise mahallin en büyük mülki amiri, yukarıda belirtilen ve ihtiva ettikleri zararlı maddeler dolayısıyla toplanması, değerlendirilmesi veya bertarafı özel işlemler gerektiren atıkları, 27/8/1995 tarihli ve 22387 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ve 20/5/1993 tarihli ve 21586 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliğine göre bertaraf eder veya ettirir.

2872 SAYILI ÇEVRE KANUNU UYARINCA VERİLECEK İDARİ PARA CEZALARINA İLİŞKİN GENELGE 7) ATIKLARA İLİŞKİN CEZALAR

(…)

b) İçme ve kullanma sularında 1) Çevre Kanununun 9 uncu maddesi uyarınca belirlenen koruma esaslarına aykırı olarak içme ve kullanma suyu koruma alanlarına, kaynağın kendisine ve bu kaynağı besleyen yerüstü ve yeraltı sularına, sulama ve drenaj kanallarına atık boşaltanlara 48.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir. (Madde 20/n/Birinci paragraf)

—————–

(*) Bayramiç Kaymakamı Sayın Kemal Kızılkaya’nın daha önce görev yaptığı Konya’nın Cihanbeyli ilçesi köylerinde gerçekleştirdiği proje:

http://www.cihanbeyli.gov.tr/default_B0.aspx?id=175

 

Cihanbeyli Köyleri Katı Atık Toplama İşi (12) Cihanbeyli Köyleri Katı Atık Toplama İşi (5

Gelişmeler (19 Mayıs 2015): Çok sevindirici bir haber duydum; Bayramiç İlçe Özel İdaresi’ne köylerden çöp toplamak üzere 1 adet kamyon alınmış. Geçtiğimiz günlerde ise, köy halkı ile birlikte dağdan Yaz aylarında bahçelerimizi sulamak üzere ark yolu çalışması yaparken muhtarımız köyün çöplerinin toplanması ve çöp varillerinin kontrol edilmesi için bir köylümüz ile anlaştı. Zannediyorum, yakın bir gelecekte köylerimiz çöplerden kurtulmaya başlayacak.

Umutlarımız içinde yayınlandı | 3 Yorum

Zincirin Beri Tarafı

Satın aldığımız gıdaların izini sürmek hiç kolay değil. 2014 yılı BM tarafından Aile Çiftçiliği yılı ilan edildi. Günlük yaşamlarımızın neresinde bununla ilgili bir şeylere rastlıyoruz? Bu yılın son aylarındayız ve süpermarketler, televizyonlar, gazeteler, işyerlerimiz, dost sohbetleri, hatta gezdiğimiz köylerde bile bu konuda en ufak bir işaret görmedik. Küçük çiftçilerin, geleneksel gıdanın, köy ürünlerinin doğal ve organik soslarda pazarlanması dışında içeriğine ilişkin derinlemesine bir sorgu yok. Bu yönde politik hiçbir samimi strateji yok. Karmakarışık bir zincirde özel ışıklandırılmış raflarda karşımıza çıkan endüstriyel gıdaların özüne giden yolculuğu keşfetmek neredeyse imkânsız. Mesele sadece yasal engeller değil; bu konuda araştırma yapabilecek hiçbir üniversite, kamu kurumu veya özel şirket sistemin güçlü muhalefetini göze alacak cesarete sahip değil. Daha da ötesinde, sistem arzu ettiği sonuçları, altında ”güvenilir” imza sahiplerine ait raporlar şeklinde üretecek yöntemlerle bu kurumlara zaten yeterince görev (ve para) yüklemiş vaziyette.

Ürünlere ait sorgulamada önce etiketleri düşünelim. Örneğin, otoparklı marketten atıştırmalık, meşhur markalı birkaç cips paketi aldınız. İçeriği, patates, modifiye nişasta, mısır özü yağı, tuz ve e katkı maddeleriyle zenginleştirilmiş baharatlar… Her bir maddenin geçmişiyle ilgili uzun yolculuğa göz atalım hayallerimizde (zira bu yolculuk detayları oldukça gizlidir ve asla gerçeği öğrenemezsiniz). Her birinin satın alımında daima ucuz olan tercih edilir; daha düşük fiyat baskısında, kalite denen hınzır parametre çıtası kabul edilebilir standartların asgari seviyesine takılı kalır. Ve bu hınzır rekabet koşullarında, öne çıkan ana hammadde mısırdır. Evet, azılı bir örgüt gibi çalışır mısır. Zira ortalama 30 bin ürün içeren bir süpermarketin tüm , – evet tüm, sadece gıda değil, ürünlerinin dörtte biri mısır içeriyor. Bunların büyük bir kısmı yediğimiz ve içtiğimiz gıdaların içeriğinde yazmaz bile. Farkında olmadan mısırla büyüyen bir toplum olduysak, bunun yegâne yaratıcısı endüstriyel büyük gıdacılar. Biyoteknoloji devlerinin yarattığı genetik devrim sonrası GDO’lu ürünlerin de bu kervan içinde payı her geçen gün büyümekte. İstediğiniz kadar uğraşın, hayvanlarımızın beslenmesinde kullanılan mısırın GDO’lu olabilmesi, siz cips yemeseniz bile, gıda olarak elde edilen birçok türevin ve katkılı ürünlerin (örneğin, hayvan gübresi ile büyütülmüş domates), “organik” bile olsa doğallığı konusunda bir soru işaret oluşturmaya yeterli.

nutritional

Mamul ürünlerin üretimlerinde kullanılan ana hammaddelerin de aynı coğrafyalarda, çok büyük kilometreler kat etmeden üretildiğini teyit edebilmek türlü karakterlerde süslenmiş etiketlere göre çok daha kıymetli. Belki bir gün daha farklı duygularda, şöyle etiketler yaratabiliriz:

Ürün: Domates Salçası, İçerik: domates, tuz, Zincir: domates yerel tohumdan üretilmiştir, üretiminde koyun kemiresi ve dağ suyu kullanıldı. Koyunlarımız yılın 300 günü dağda serbest beslendi, 65 gün ise dağdan toplanan meşe yaprağı yediler. Üretim süreci: Domatesler odun ateşinde kalaylı kazanda kaynatıldılar ve gördüğünüz cam şişede konservelendiler. Afiyet olsun.

Sadece kuşkucu olmak değil amaç. Ama zihinlerimiz açlığımıza yenik düşmezse, sabırla seçici tercihlerde daha doğru, etik ve temiz gıdalara ulaşmak için şansımız var. Bu el birliğinde, herkesin hem iradesi hem de sorumluluğuna ihtiyacımız var. “Parasını verdim, alırım!” demeyen, her birimizin üretim sürecinin bir parçasına dönüştüğümüz (ve daha az hazır sigara içen) bir toplum olduğumuzda, afiyet ve mutluluk birlikte gelecek; buna şüpheniz olmasın.

Dip not: Eski kavimlerin sosyokültürel araştırmalarına benzer olarak, güncel beslenme alışkanlıklarımızın sorgulanmasında insanların et ve saç örneği alınarak  Karbon İzotop analizleri, en az kolesterol veya şeker testleri kadar yaygınlaşabilir.

http://ceoas.oregonstate.edu/people/files/mix/Roy_etal_2005_AJPA_hair.pdf

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kırsal Yaşam içinde Projelendirme Sorunsalı

(Eylül 2014 – A’dan Z’ye Dergisi için Cem Birder tarafından yazılmıştır.)

Nalan Erdem’in bebeği 14 aylık. Eşi ve kendisi öğretmen. Doğup büyüdükleri kasabadan Istanbul’a tayinleri birkaç yıl önce çıkmış. Bebekleri ve bundan sonraki yaşamlarında kendileri için “doğal ve dengeli beslenme” konusunu bilimsel yayınlardan ve çevrelerinde kendileri gibi düşünen insanlardan takip ediyorlar. İyi beslenme alanında organik ifadelerin çoğu zaman içinin boşaltıldığına tanık olsalar da, gerçekliğini günlük yaşamlarına katmak konusunda kararlı görünüyorlar. Süpermarketlerden vazgeçeli uzun süre olmuş ama diğer yandan, tercih ettikleri ürünleri satan butik dükkanlarda “acaba kandırılıyor muyuz?” sorusunu sormadan edemiyorlar.

Hem doğru gıda için kararlı olmak, hem de kandırılma endişesinden kurtulamamak… Bu bir ikilem değilse de, küresel etkiler altında ezilen toplumları derinden ilgilendiren kritik bir problemin yorucu duygusu olarak, her birimizin üzerine çöküyor.

2014’ün Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Aile Çiftçiliği yılı ilan edilmesinde, “yerellik” vurgusu içeren sebeplerin yanısıra, sağlıklı ve lezzetli gıdaların sürdürülebilirliğine katkı sağlamak öncelik taşıyor. Gıda zincirinin ilk halkasında tohum, toprak, su ve hava var. Hemen yanı başında ise bu gücü gıdaya dönüştüren insanlar… BM’in kritik kararında başrol aile işletmelerine veya bir başka deyişle küçük çiftçilere bırakıldığına göre, bu kitlenin devamlılığı konusunda riskleri ve bununla birlikte sürdürülen projelerin olası sorunlarını irdelemek de önemli.

Gerek kırsal yaşam coğrafyasında uzun süredir erozyona maruz kalan geleneksel ve yerel kıymetler için, gerek Nalan Erdem ve eşi gibi gerçek gıda peşinde avcılık yapan aileler için, müşterek çözüm kırsalın temiz, adil ve mutlu koşullarda devamlılığı. Köy ve köylülüğün yarınlarında “iyi niyetli dış müdahalelerin” olası doğru ve yanlışları neler olabilir?

Klasik Projelendirme vs Atonal Projelendirme

Projelendirme kavramının yoğun olarak kullanıldığı sektörlerin başında inşaatçılık gelir. Zemin etütleri, hafriyat, temel ve kaba inşaat, izolasyon, mekanik-elektrik-su-ısıtma/soğutma tesisatlandırma, ince işler, dekorasyon vb kategorilerinde binlerce iş tanımı… Her biri süre (örneğin, zemin kat ince sıva işleri= 4 gün) ve kaynak bilgisi (örneğin, 400 kg kireç, 4 işçi, 1 usta) ile ilişkilendirilen bir bina projesi; statik karakterde, çerçevesi çok iyi tanımlanabilir işlerin oluşturduğu bir yumak. Bu tip projelerde yer alan insan sadece işgücü fonksiyonu taşıyor.

Atonal proje olarak adlandırabileceğimiz çalışmalarda ise insanın kategorik olarak değil, bireyler olarak projenin ana hatlarında biçimlenen, biçimlenmesi muhtemel bir kavram olarak öne çıktığını fark ediyoruz. Örneğin bir kırsal kalkınma projesinde tarıma elverişli olmayan arazilerin organik tarıma kazandırılması gibi bir başlık altında hedeflenen ürün deseni, üretim yöntemleri ve dış girdiler kadar bölge insanının karakter özellikleriyle, ilgili alan üzerinde göstereceği performansın verimi, coğrafi biyolojik kapasite ve sosyal-kültürel değerler arasındaki uyum ile doğrudan ilişkili. Diğer bir ifade ile, projenin sürdürülebilirliğinde insanın tavrı en az tohum, toprak veya su kadar belirleyici. Bu gibi bir projenin klasik anlayış yerine, atonal bir anlayışta biçimlenme gerekçesi ise hedef, süre, bütçe, kaynak ve işlerin birbirleri olan ilişkilerinde yer alan tüm parametrelerde statik ve birbiri ile uyumlu (tonal) kurallar yerine atonal (uyumlanma kuralları ön görülemeyen) bir yapı özelliği taşıması.

Atonal Projelendirme

Masa başında sıkı sıkıya belirlenmiş klasik ve iddialı projelere karşın Atonal Projelendirme içinde kritik unsurlar şöyle sıralanabilir:

  1. Sınırsız boyut (sosyal, ekonomik, ekolojik, zaman, aşk ve diğer ölçütlerde)
  2. Şekilsiz olanı kavramak
  3. Akışta olmak

Elbet hayal edilen bir hedef ve bütçe önerilir yola çıkarken. Ancak içinde, merkeze çok yakın bir yerde insanın (bu insanlar görev adamı değil, özgür bireyler) yer aldığı projelerde, sınırları dümdüz çizilmiş ülkelerin kaderinden öte, yaşam gerçeğinin 2 veya 3 boyutlu grafiklerle anlatılmasının mümkün olamayacağı aşikâr.

koy_hayir-01

Sınırsız Boyut

Yazılımcıların “bulut sistemler”adını verdiği yaklaşımda birbirine bağlanmış birçok sunucu ve veri depolama ünitesi birlikte çalışır, ancak kullanıcılar faydalandıkları bu ağ yapı detaylarından haberdar değildirler. Atonal projelendirme, bulut sistemler gibi, etkisi altında kalınan alan kadar yarattığı gücü de geniş ve sınırsız olarak algılar. Öne çıkan 5 unsur şunlardır:

1- Sosyal etki: Proje içinde yer alan insanlar tam-benzer değildir; her biri daha özenle anlaşılması gereken bireylerdir. Böylelikle, kültürel değerlerle zenginleşerek, proje sürecinde iki taraflı (bireyler ve projeciler arasında) bilgi akışı gerçekleşebilir. Bu akış sürecinde elde edilen veriler projenin çoğu kez yeniden tanımlanabilmesine ve yeni boyutlar kazanmasına olanak sağlar.

2- Ekonomik dürtü: Sadece paranın yazılı değeri değildir. Gelenekler, eğlenceler, masallar, yerel yemekler ekonomik dürtünün yaratıcıları arasındadır. Kültürel miras ve bu mirasın çanağında birikmiş mutluluk, parasal motivasyonu büyük ölçüde yönlendirecek kapasiteye sahiptir. Bir diğer deyişle, toprağının nimetlerini pazar tezgahında satmayı sürdüren köylü, “sen daha iyisine layıksın!” diyen büyük puntolu ahlaksızlığa çayını yudumlayarak sırtını dönebilir.

3- Ekolojik değer: İnsan toplumunu çevreleyen tüm nefes alan ve almayan varlıklar ekolojik değerleri oluşturuyor. Bu değerleri okuyabilmek ve onlardan yeni anlamlar oluşturmak potansiyel sürdürülebilirlik ve mutluluk seviyesini belirler. Ekolojinin ani sürprizlerine karşın, yıkıcı olmayan hızlı çözümler oluşturmak yaşamsal gücün gerçek birim analizi.

4- Zaman: İşler birbirleri ile ilişkilendirildiğinde, her birinin süresi de, yaşamsal bir gerçeklik temelinde birbirlerinden etkilenecektir. A102 işi B123’den sonra başladığında, B143 işinden sonra başlamasına göre daha farklı bir özellik sergileyebilir. Yaşam dinamiktir; çiçeğin Yaz yağmurundan sonra güneşi görüp birden bire açması gibidir bireylerle nefes alan A102 işinin göstereceği gerçeklik ve zaman performansı.

5- Aşk: Yaşam denen fanus içinde her anda ve her yerdedir. Proje içinden çıkarılamaz, yok sayılamaz. Aksine varlığının kattığı güç, – tüm kuralsızlığına rağmen -, bir atonal projenin, klasik bir projeden neden çok daha güçlü (ve inandırıcı) olduğunun sebebidir.

Şekilsiz olanı Kavramak

Eğer biri veya Tanrı bize yaşamı oluşturan boyutların sırlarını fısıldamış olsaydı, duygular, içgüdüler, rüyalar ve hatta ruhlarımız hakkında formüller oluşturmak ve büyük resmi eksiksiz çizebilmemiz nispeten kolaylaşırdı. Bizler ise, bu bilmeceyi az veya çok çözmüş gibi davranıyoruz. Ancak asıl gerçek, tüm buluşlarımıza rağmen bu bilgiye henüz sahip olamadığımızdır.

Kırsal alanda şekillenen ve dolayısıyla yaşam elementleri ile dolu bir projelendirmede başlangıç ve sonuç ilişkilerinde düz çizgiler asla gerçeğe yaklaşamıyor. Atonal proje içinde “varlığın” ortaya koyduğu belirsizlik ve şekilsiz-kuralsız (amourphous) akışın anlaşılabilmesi veya en azından hissedilebilmesi için özen ve sabır gerekiyor.

Her sabah bir diğerinden farklıdır. Zaman bizi sabah saatlerinde veya öğleden sonra daha farklı etkiliyor. Güneşin yeryüzü ile yaptığı açı farkları arıların davranışlarını belirliyor. Ağaçlarımız, toprak, hava ve su kalitesinin yanısıra arılarla birlikte onlarca farklı faktör altında büyüyorlar. Bu faktörlerin kaç tanesini, yaratacağımız Ceviz Ormanı Projesi’nde tanımlayabiliyoruz? Fikirlerine büyük saygı ile yaklaştığımız Fukuoka’nın öğretileri neden Japonya’da bile yaygın şekilde uygulanamıyor? IFOAM & FiBL (2006) verilerine göre Japonya’da sürdürülen tarım içinde organik tarımın toplam payı %1 seviyelerinin bile altında.

Yerelin gerçeği serttir. Sonuca yönelik öngörülebilirliği düşük olan hedeflerimizin akış içinde alacağı yeni şekillenmeleri çok daha yumuşak bir kabullenişe ihtiyacımız var. Yerelin özel koşullarının anlaşılması zaman alıyor. Zamanın kıvrımlarında insan ve doğa ilişkisinin tariflerle kalıplara sokulması yerine uyumun asgari koşullarını el yordamıyla bulmamız gerekiyor. Şekilsiz ancak yaşamsal bir akışa doğru gitmek için.

koy_hayir-02

Akışta Olmak

Bazen bir deredir, veya insan psikolojisi veya spiritüel bir buluşma… Akıştan bahsettiğimizde, akış içinde yer alan herşey yumuşak ve pozitif enerji yüklüdür; sakindir ve yaşama odaklanmıştır. Bu durum, akıştaki şeylerin (veya projecilik ifadesinde “işlerin”) birbirleriyle olan gözle görülmez iletişimini ve ilişkisini doğurur; hepsinin barışcıl duruşudur uzaktan farkedilen .

Akış içinde, köylülüğü (aile çiftçiliğini) ve köyü etkileyen, parametrelere birkaç örnek verelim:

– Tarımsal üretimde kalite ve verim.

– Ürün satışları (birim fiyatlar, talep, tahsilat koşulları, vb).

– İklim değişikliği (hava sıcaklarında, yağış rejiminde mevsim ortalamalarının değişimi, mevsimsel kaymalar).

– Modern tohumlar, modern ilaçlar, artan tarımsal kırılganlık, daha yüksek dış girdi ihtiyacı.

– Köy ve kent arasında sezonluk veya tek yönlü uzun vadeli göçler.

– Kırsal alanda devlet ve özel sektör projeleri (maden, HES, baraj, büyük boyutlu tarımsal veya endüstriyel yatırımlar, istimlak, vb).

– Arazi satışlarında yeni yasal düzenlemeler.

– Cazip borçlandırma politikaları.

– Kırsal alanda eğitim ve sağlık hizmetleri.

Bu tablonun yaşamsal zorlukları liste uzadıkça derinleşmekte. Akış içinde köylülüğün tüm dünyada yaşadığı sosyal – ekonomik zorluklarının aşılabilmesi için akış içinde değişken (dinamik) reçetelerin “yerel toplumun çoğulcu katılımı” ile yazılması ve bir dalga hareketinde uyumlanması gerekiyor.

Projecilerin uzaktan optimize ettiği iş takvimleri ile baskılanan hedeflerin paranın gücünde hayat bulan sonuç raporları, sonrasında hep buharlaştı, buharlaşmaya devam ediyor. Akışın içinde köylünün söz hakkının olduğu, yorumlayabileceği ve nihayetinde “bizim” diyeceği projeler yaşam buluyor; hem sevgi, hem akılcı gerçeklik temelinde…

* * *

Tanımak dokunmaktır. Nalan Erdem, dar bir sokakta rastladığı dükkanın vitrininde gördüğü tam buğday ekmeğini, elma sirkesini, petek balı ve bulguru etiketlerindeki fiyatından önce üreticisini okuyarak seçiyor. Markaların muazzam bütçeli reklam kampanyalarıyla albenisi beyinlere enjekte edilen bir dünya yerine, çiftçisinin, üreticisinin kimliğindeki sıcak duygular bizleri yarınlara taşıyacak. İçinden çıkılması zor bir karmaşanın ağırlığı yerine, basit ve anlaşılır olmak… İddiasız bir dostluk ile, kuralların, egonun ve iddialı söylemlerin sert köşelerinden sıyrılan etik ve adil bir düzen gerekiyor gerçeğe dokunabilmemiz için. Nalan Erdem’in bebeği için ve her birimizin gelecek nesillere sunacağı miras için bu samimiyet bir lüks değil. Atonal bir projelendirmenin güç kazanması için artık cetveller ve pergeller değil aracımız. Köy ve köylülüğün yaşaması için her birimizin yapabileceği çok şey var. Yeter ki süslü-bütçeli klasik projeler ve diplomalı projeciler olmasın umudumuz.

Umutlarımız içinde yayınlandı | 2 Yorum

Robin Williams’a Mektup – “smart and sinful”

Bundan 7 yıl önce yazılmış bir mektubu sizlerle paylaşmak istedim. Robin Williams’ın toprağı bol olsun.

robin1

 

***

From: Cem Birder <cembirder@toprakana.org> Date: Dec 6, 2007 12:47 PM Subject: Seeds for tomorrow To: lrobins@sfrubicon.com
Dear Ms. Robins,

Being a local convivium leader of Slow Food, a global foundation concerned on  biodiversity, small farmers, traditional food cultures and connecting thousands all over the world ( www.slowfood.com), I am pleased to hear about your restaurant that serves for fine local food and distinguished wines. I am also very pleased to see that Mr. Robin Williams is among the team that developed the idea of your restaurant.

The second president to Slow Food is now Ms. Alice Waters. She did a great job with “Edible Schoolyard” project (*) beside her fine restaurant, Chez Panisse at Berkeley. Surprisingly, her restaurant is very close to your restaurant (referred to Google Earth; around 12 miles – attached file).

(*): For her efforts in establishing the Edible Schoolyard, Alice Waters was one of ten people in the nation awarded the John Stanford Education Heroes Award by U.S. Secretary of Education Richard Riley in 1999.

Slow Food International made the fifth congress last month at Puebla / Mexico with 600 delegates. Being one of the participants, I had chance to witness an outstanding meeting of people caring for future of the world; especially local cultures, traditional knowledge and importance of local food for next generations of humanity.

* * *

Concerning the food sovereignty, we plan to start a film project that will enable all level of societies from different countries to understand importance of
– traditions – local seeds – small farmers – sustainable agriculture – biodiversity
and on the film, I dream to see Mr Robin Williams as narrator of a tale based upon these issues. Before details, the essential is that the film will be simple to understand, hearth touching for all and will be a very first step for a global awareness that will let put hands of producers (small farmers) and consumers (co-producers, as Slow Food defines) together.

I believe Mr Williams is among very few on the earth that could tell this story to all humanity, helping to share common (untold) feelings of billions. The film needs good heart, good energy and hope.

I will be very pleased if you may help me to contact Mr Williams. And so, I will be able to detail the film, vision and discuss the production plan of “Smart & Sinful”.

Best regards
Cem Birder

Mother Earth Society Istanbul – Turkey, Organic Farmer (current), Radio programmer (current), Film producer (current), Slow Food – Turkey delegate to 5th World Congress at Mexico Civil Engineer, MS / Case Western Reserve University – Cleveland – Ohio (1990)

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Toprak Ana ve Ötesi

(A’dan Z’ye Gıda Dergisi – Mart, Nisan 2014)

IMG_1842

Küresel dediğimiz herşeyin varoluşu sadece bildik ölçütlerdeki ticari başarılarla mümkün. Şu anda genel adı ‘kapitalizm’ de olsa, yakın gelecekte şekil değiştirmeye aday farklı ekonomi anlayışlarında bile, ‘ticaret’ toplumun ilişkisel dinamizminde vazgeçilmez bir gerçek olarak sürecek. Paranın önemsizleştirildiği modeller de var; kırsalda küçük gruplar arasında yapılan ürün veya hizmet takas denemeleri veya Internet üzerinden emek-zaman kriterleri ile farklı alanlardaki takaslar akla gelen ile örnekler. Böylesi alternatifler yaratmak, aslında biraz büyük nehri görmezden gelmek, onun mevcut haline iyileştirici çözümler bulamadan, daha küçük boyutta kendi dünyalarımızı yaratmak gibi… Bu da kıymetli ve çok keyifli, ancak asıl nehirde çoğunluğun boğulmaması üzerine düşünceler geliştirmenin önceliğinden vazgeçebilir miyiz?

Paranın Gücü

Ticari faaliyetimizin paralelinde, başarı kriterlerini bilançolara aktarmak istiyoruz. Bu kriterler somut olarak ifade edilebiliyor mu? Örneğin, çalışanlar mutluluğu, kurumsal güvenilirlik, müşteri sadakati, etik ve sosyal başarı kriterlerini bilançolarımız veya yıl sonu faaliyet raporları nasıl ölçümlüyor? Kâr maksimizasyon hedefleri bu yeni parametreler üzerinde ne gibi erozyonlar yaratabiliyor? Reklam, tanıtım ve halka ilişkiler alanında etkin ancak para temelli olmayan güçler neler olabilir? Felsefe, sosyoloji, psikoloji ve hatta antropoloji gibi bilim dallarının ekonomi bilimi içine entegrasyonu (Harvard gibi birçok önde gelen üniversite programında yer aldığı gibi) artık bir fantezi değil. Kaçınılmaz bir yeniden yapılanma; paranın maddesel sığlığından kurtulan, derin ve çok daha fazla boyutlu bir matris içindeki kıymetlerine ulaşmayı hedefleyen uzun bir yol… Hiçbir zaman yeni krizlere sebep vermeyecek yapıda.

Çapraz İşletmeciliğin Sinerjisi

İngilizce “Cross Business Synergy” olarak kullanılan terim, 1960’larda ilk kez Igor Ansoff tarafından ifade edildiğinde çok dikkat çekmemişti. Ancak günümüz sert rekabet koşullarında, kurumsal gücün farklı dinamik etkilere dönüşüm ihtiyacı ve buna bağlı oluşan sinerji, Çapraz İşletmecilik anlayışını benimseyen stratejileri haklı kılıyor. Buna paralel olarak, Yeşil Ekonomi kriterlerinde (etik üretim, çevresel etki, ekolojik unsurlar, sürdürülebilirlik, sağlık ve sosyal-kültürel etkiler) oluşturulacak yapılanmalar çok daha sağlam bir zeminde büyüme sağlayabilir. Çapraz İşletmecilik, birbirinden bağımsız işler sürdüren bir holding anlayışı ile karşılaştırıldığında, özellikle müşteri etkileşim, operasyonel avantaj,  şirket yönetim ve stratejileri alanında güven, tutarlılık ve verim alanında ölçümlenebilir farklılıklar yaratıyor. Bu anlayışın buluşma oranı (iki farklı iş alanında ortak işlevsel paydanın arttırılması) sürdürülebilirlik ve bütünsel memnuniyet (müşteri değer artışı, hizmet çeşitliliği, promosyon dışı avantaj paketleri, vb) etkilerini aynı oranda yukarı seviyelere çekiyor.

Gıda

Tüm iş alanları geleceğin sektörü olarak gıdayı işaret ediyor. Tohum, organik, ekolojik, GDO, katkılar, raf ömrü, yerel, köy ürünü, geleneksel, doğal…  Gıda, karmaşık (etkileri net ölçümlenemeyen) teknolojilere maruz kaldıkça, tüm bu parametreler hakkında basında farklı tartışmalar, bazen birbirine zıt bilgiler ve ikilemler her geçen gün daha çok su üstüne çıkıyor. Özellikle genç ebeveynler çocuklarının beslenmesi için oldukça hassas ve dikkatli olma çalışıyorlar; ancak, doğru gıda konusunda tercihlerini yapmakta zorlanıyorlar. Hiçbir sertifika, etiket, ambalaj şekli üreticinin gerçek kimliği kadar güçlü olamıyor. Türkiye’de üreticisine yakın olmak, tanımak ve hatta kolayca iletişim kurabilmek isteyen tüketici grubunun sayısı hızla artıyor. Tüm göstergelerden anlıyoruz ki, doğru gıdaya en yakından, en kısa sürede ulaşabilmek vazgeçilmez bir tercih olacak. Doğru gıdanın tanımında ve detaylarında yer alan bilginin güvenilirliği markaların önüne geçecek. Küçük üreticiler büyük şirketlerin elinde olmayan kıymetlerle yeniden itibar kazanacak, saygınlıkları artacak.

Öte yandan, iklim değişikliğine bağlı seller, kuraklıklar, donlar, mevsim ortalamalarında aşırı ısı ve nem farklılıkları farklı yöre ve çiftçilerinin dengeli bir şekilde desteklenmesini daha yaşamsal bir seviyeye çekiyor. Tarımsal kıtlık dönemlerinde yöresel sıkıntıların diğer yörelerden sağlanabilmesi ve üretim haritasında olabildiğince dağınık-sistem anlayışı, gıda güvencesi ve sürdürülebilirlik risklerini önemli oranlarda aşağı çekebiliyor.

İlk Olmak

Gıda alanında çok sayıda e-ticaret sitesi hizmet veriyor. Kendileri üretici olanlar dışında, çoğunun çalışma ilkesi ürünlerin (1) satın alınması, (2) depolanması ve (3) sevk edilmesi esasında. Bu yaklaşım, hem ürün tazeliği, hem de hizmet alanı (mesafesi) açısından kısıtlar oluşturuyor. Ortak paydalardan biri (genel ticaret kurallarının paralelinde), üretici kimliğini açıkça paylaşmamak. Ticari açıdan bir risk gibi görünse de, yeni ekonomilerin değer yargıları açısından önemli bir farklılık kartları açık oynamak olabilir. Biz üretici kimliğinde şeffaflığı savunuyoruz. Bu anlayışımızla, Toprak Ana’da tüketicilerin (daha iyi bir ifade, ‘alıcılar’ olabilir) üreticileri daha yakından tanıdığı bu sanal ortamı zaman içinde gerçek kılmak mümkün oldu. Müşterilerin ve üreticilerin bizlere taleplerini, görüşlerini ve şikayetlerini temel aldığımız felsefi değerlerde dile getirmeleri, kendilerini projenin bir parçası olarak hissetmesi Toprak Ana’nın, diğer doğal ürün kutu tedarikçisi firmalardan farklı bir anlayış içinde gelişmesine olanak sağladı.

Deneyim

Fikirlerin ortaya çıkması ile başlayan birçok projenin zorluğunu ve farklı yönlerini ancak iş pratiklerinde görebiliyoruz.  Toprak Ana projesinde kontrol aşamalarının her birinde edindiğimiz tecrübe, yazılım ve müşteri hizmetleri alanında bizleri yeniden düşünmeye ve yapılanmaya zorladı. Bir müşterinin kişisel olarak her bir üreticinin kendisi ile konuşabilmesinin, talepleri iletebilmesinin önemini daha iyi kavradık; fark ettik ki bu ilişki sonrasında ortaya çıkan işlevsellik basit bir ticari faaliyetten ibaret değil. Üreticinin varlığını, kullandığı tohumları, ürünlerini, verdiği emeği farkında olan tüketiciler sadece alışveriş yapmıyor; bu değerlerin yarınlara taşınmasına destek vermekten de mutluluk duyuyor. Aldığımız öneriler yeni hedef fonksiyonlar dışında, bazen henüz tanımadığımız yeni aday üreticiler hakkında olabiliyor. Bir bölgede uzun yıllar esnaflık yapan bir üreticinin bir müşteri tarafından önerilmesi, detayları ile anlatılması bizleri yaptığımız iş konusunda daima mutlu etti.

Sorumluluk Devrimi

Geleceğin farklı iş modellerini ‘değişim’ sürecinde tasarlarken, maalesef çoğu kez geçmişin konvansiyonel ve statükocu alışkanlıklarından kopamıyoruz. Yavaşlamak ve büyümek birlikte nasıl olabilir? Buna karşın, ekolojik dengelerde sürdürülebilir ve güçlü iş modelleri yaratmak mümkün mü? Yeni iş modelleri tanımında çapraz işletmecilik, merkeziyetçi olmayan yapılanmalar, yerel ekonomilere entegrasyon, sosyal sürdürülebilirlik (sosyal sorumluluk projeleri yerine) ve etkin üniversite-STK-kurum işbirliklerinden bahsedebiliriz. Gerek kurumların ve gerek ülkelerin kalkınmasında ‘dengeli büyüme’ modellerinin önemi her geçen gün daha çok konuşulacak. Büyük şehrin kara delik etkisinde köyleri boşaltmasının yarattığı büyük risk dünyada daha çok konuşulmaya başlandı. Türkiye’nin bu anlamda “gelişmemişliğinin” büyük bir fırsata dönüşmesi sadece ekonomik olarak değil, sağlıklı gıda üretimi, geleneksel üretim ve mutfak kültürü değerleri açısından da büyük bir potansiyel. Sorumluluk devrimi tüm esaslarda, belki de akıl-gönül dengesinde tasarlanması gereken bir yaklaşım.

Başarılı da olsa fikirlerin kök salması ve farklı renklerde başarıya akmaları ancak ekip ruhu ile mümkün. Toprağa dost dokunuşlarda, egolarımızı unutmanın tam zamanı.

adanzeye2

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum bırakın