Toprak Ana hakkında…

Eko IQ Dergisi röportajıdır (Temmuz 2011)

Cem bey öncelikle, bize biraz Toprak Ana konusunda bilgi verebilir misiniz? Ne zaman kuruldu? Nasıl bir organizasyon?

Birçok sebep bir araya geldikten sonra www.toprakana.com.tr projesi doğdu. Bu sebeplerin biri şu: ne yazık ki bugün küçük üreticilerin tüm dünyada ve Türkiye’de mağdur durumda olduğu gerçeği var. Çünkü gıda ürünlerinin, özellikle taze sebze ve meyve ürünlerinin satışa sunulduğu noktalarda işin kaymağını aracılar ve son satıcılar yiyor. Baktığınız zaman üreticinin eline satış fiyatlarının %10’unun altında bir bedel geçiyor. Bu her şeyden önce çok büyük haksızlık. Gıda salt ekonomik bir değer değil. Gıda aynı zamanda kültürel bir değerdir, sağlıkla ilgili bir değerdir, bir ulusun geçmişini barındıran bir üretimdir. Her yerde aynı mısırı, aynı patatesi, aynı domatesi yiyemezsiniz. Bu hem coğrafi olarak böyledir, hem de onu yetiştiriş şekli itibariyle böyledir. Dolayısıyla onu yetiştiren toprakları koruduğunuz kadar onu yetiştiren çiftçileri de korumak zorundasınız. Eğer bugün gıda sektörü özellikle son 5-10 yıldır, metalaştıysa, bir yatırım aracı haline dönüştüyse, bu aynı zamanda bahsettiğimiz değerlerin yok oluşu anlamına gelir. Gıda sanayisini, tarımı, bir plastik sektörü, demir-çelik sektörü gibi kâr amaçlı görmeye başladığımız andan itibaren gıdanın o saydığımız nitelikleri hızla erozyona uğrar ve sonuçta sizin elinize domates görünümlü, biber görünümlü, patlıcan görünümlü bazı şeyler gelmeye başlar. Aslında bunlar bir nesil önce annelerinizin veya iki nesil önce anneannelerinizin, babaannelerinizin tükettiği sebzelerden, meyvelerden çok farklıdır. İşin geniş bir perspektifte bakış açısı ne yazık ki köylülerimizin topraklarını tamamen satıp kentlere göç ettiği, topraklarını terk etmeyenlerin ise satmış olduklarına işçi olarak çalıştığı bir dünyayla karşı karşıyayız. Bilinçli olarak toprak değersizleştiriliyor. Bir başka sorun da tohum savaşlarıdır. Gıda sektörü ne yazık ki bir silah haline gelmiştir. Türkiye asırlar boyu dünyada çok şanslı bir coğrafyaya sahip olarak gıdanın egemenliğini doğal olarak koruyan ve sahip olan bir ulustur. Bu Hititlerden itibaren böyledir. Anadolu toprakları, Mezopotamya’yla beraber, dünyanın biyoçeşitlilik açısından en zengin yerlerindendir ve bu topraklarda yaşamak bir lütuftur. Bu zenginliği ele geçiren kişiler, şirketler veya devletler bu zenginlikleri artık bir silah olarak kullanma yöntemlerini kullanıyorlar. Bunun silah olarak kullanılma yöntemleri tohumla başlıyor; tohumları kısırlaştırırsanız, bu kısırlaştırılmış tohumları dünyada üç, beş firmanın tekeline sunarsanız ve kendi üreticilerinizi de bu şirketlerden alışveriş yapmaya yönlendirirseniz. Türkiye bunu bir silah haline getirsin demek istemiyorum ama ne yazık ki Türkiye kendi zenginliğini kullanma fırsatını kaçırmak üzere.

Küçük çiftçilerin adil ticaret esasında kazanç sağlamasının yanı sıra, üreticiyle tüketiciyi tanıştırmak, yakınlaştırmak için bu projeyi başlattık. Buradaki mesele sadece iyi domates, iyi biber satmak değil. Başka katmanlar da içeriyor. Çiftçinin kimliğini gizlemek istemiyoruz, hatta tam tersine çiftçiyi ön plana çıkarmak istiyoruz. ‘Çiftçinin markalaşması esastır’ diyoruz, çünkü çiftçinin varoluş dürtüsü sadece ekonomik değil, toprak sevgisi ve yerel ile olan ilişkisi de çok kıymetli. Siz bunun önünü kestiğiniz ve onun kimliğini yok ettiğiniz zaman sadece onun ekonomisiyle ilgili sorunlar oluşturmakla kalmıyorsunuz, sosyal kimliğini de ortadan kaldırıyorsunuz. Atatürk, ‘Köylü milletin efendisidir’ demiş. Bu efendiliğini yaşatabilmenin tek yolu para değildir. Ona gerekli saygınlığı vermek, onu samimi saygınlığı içinde tanımaktır.

Toprakana içinde yer alan tüm üretici ve tedarikçileri şahsen tanıyorum. İnsan olarak tanımak her şeyin üzerinde; sertifikalar, belgeler onun arkasından geliyor bence. www.toprakana.com.tr dahilinde yer alan üreticiler bu platformun doğal bir üyesi ve destekçisidirler. Savunduğumuz fikirlerin özünde doğa dostu tarım, dengeli ve az tüketen bir yaşam modeli ve sağlıklı beslenme yer alıyor. Tüm bunların yer aldığı topluluğu ne kadar büyütebilirsek, geleceğimizin o kadar güler yüzlü olacağına inanıyoruz.

Organik gıda üretiminde sertifikasyon son derece önemli. Sertifikasyon süreci nasıl yaşanıyor? Bu konuda Türkiye’de ne gibi zorluklar var? Özelikle küçük üreticiler için…

Organik üretim yapmak isteyen üretici şu anda faaliyetleri resmi olarak Tarım Bakanlığı’nca onaylanmış 17 kuruluştan birine veya birkaçına müracaat eder. Kurum, yazılı teklifini üreticiye geçer. Bir kurumla yapılan sözleşme sonrasında, kurum yetkilileri çiftçiyi üretim alanında ziyarete gelir. Çevresel etkileri (kirleticiler, diğer üreticilerin uygulamaları, kaynakların temizliği, vb) değerlendiren bu tetkik gezisinde, gerekli görüldüğünde ürün analizi için numune (genelde yaprak) alınır. Organik kontrol ve sertifikasyon kurumu, rapor çalışması sonrasında uygun gördüğünde organik sertifikasını üreticiye verir. Konuyla ilgili detaylar  (Resmi Gazete Tarihi: 10.06.2005 Resmi Gazete Sayısı: 25841) ORGANİK TARIMIN ESASLARI VE UYGULANMASINA İLİŞKİN YÖNETMELİK kapsamında yer almaktadır.

Zorlukları ve olası çözümleri adım adım inceleyelim:

1. Burada ilk kritik olan bir husus geçiş sürecidir. Organik olarak değerlendirilecek bitkisel ürünler için, tek yıllık bitkilerde ekim tarihinden itibaren en az iki yıl, mera ve yem bitkilerinde yem olarak kullanılmasından önce en az iki yıl, çok yıllık bitkilerde ise (mesela meyve ağaçları) ilk organik ürün hasadından önce üç yıllık geçiş sürecinin uygulanması gerekiyor. Bu süreçler çiftçi için oldukça güç – hem ürünü organik sayılmıyor, hem de ürünün dış görünümü itibarıyla (muhtemelen) konvansiyonel satış şansı azalıyor. Geçiş süreçlerinin kesin olarak özel destekler kapsamına alınması önem taşıyor; aksi takdirde küçük çiftçi ekolojik açıdan çok inansa bile, ekonomik endişelerde organik tarıma bir türlü adım atamıyor.

2. Form hazırlık ve dokümantasyon küçük çiftçiler için ızdıraplı bir çalışma gerektiriyor. Önce başvuru dosyası hazırlanıyor; bu dosyaya üretim alanı, ürünler ve planlanan hasat miktarları hakkında bilgiler ekleniyor. Onay sonrasında ise, üretim alanında yapılan her türlü uygulama periyodik olarak sertifika kurumuna yazılı olarak iletiliyor. Okuma-yazma seviyesi düşük olan üreticilerimizin bu dosyaları istenen nitelikte oluşturması oldukça güç gözüküyor. Bakanlığın okuma yazma konusunda yeterliliği olmayan üreticilerimize yönelik özel uygulamalar geliştirmesinin organik tarımın gelişimi açısından önemli olduğuna inanıyorum. Çiftçinin asıl sorumluluğu okuma-yazma yeteneği değil, toprak ve bütünüyle doğadır.

3. Düşük miktarlarda üretilen bazı ürünlere karşın daha yüksek miktarda hasat edilen diğer ürünlerin satışında zorluklar yaşanıyor. Üreticinin bu ürünleri satabileceği farklı pazarlar veya kolayca ulaşabileceği soğuk hava depoları konusunda önerilere ihtiyacı var. Herkesin kendi başının çaresine bakmaya terk edilmesi sürdürülebilir üretimin şansını azaltıyor. Üretici kooperatiflerinin yasal mevzuat karşısında her geçen gün maalesef daha güçsüz hale geldiğine tanık oluyoruz. Halbuki küçük üreticilerin el birliğinde satış dışında ekipman ve işgücü ihtiyaçlarına da kooperatifler ideal bir çözüm olabilir. Yasal mevzuatın küçük üreticileri ve organik tarımı teşvik eden kooperatifler lehine kolaylaştırılması gerekiyor.

Bu konuda ne gibi çözüm önerileriniz var? Neler yapılabilir? Üreticilerin, sertifikasyon firmalarından veya kamu yöneticilerinden beklentileri nedir? (Havza bazında sertifikasyon veya başka öneriler…)

Yukarıda basit önerilerim oldu. Daha kapsamlı bir alternatif, “katılımcı sertifikasyon sistemi” (Systèmes Participatifs de Garantie – SGP) olabilir. Henüz Türkiye’de resmi uygulaması yok. Brezilya, Fransa, ABD, Hindistan, Yeni Zelanda gibi ülkelerde hızla yayılıyor. Bu seçenek, klasik organik sertifikasyon sistemi gibi IFOAM (International Federation of Organic Agriculture Movements )kurumu çatısı altında gelişmiş. Kısaca özelliği, sadece bir kontrol sistemi olmayıp, üretim bilgisi veri toplama, paylaşma esasında, üretici ve tüketicilerden oluşan ve kendi bölgesel kurallarını yapılandıran bir çözüm olması. Organik tarımın, üretici tarafında yaşanan zorluklarına ek olarak, tüketici tarafında pahalı ve (en iyi ifadeyle) zor güvenilir hale gelmesine karşılık, “katılımcı sertifikasyon sistemi” sağladığı oto-kontrol yapıda denetim mekanizmalarında sektörde olumsuz yönde gelişen düşünceleri değiştirebilir; farklı yaklaşımlarıyla hem üretimde hem tüketimde ciddi motivasyon oluşturabilir.

Kimi zaman, geleneksel doğal tarım yöntemlerinin, organik sertifikasyonun gerekliliklerini zaten yerine getirdiği; dolayısıyla sertifikasyonun bir zorunluluk olmadığı dile getiriliyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Maalesef bugünkü dünyada yasal düzenlemesi olmayan yöntemlerin sürdürülebilir olma ihtimali çok zayıf. Geleneksel doğal tarım gibi bir seçeneğin hiçbir mevzuatı yok. Buna paralel olarak, ticari olması düşünülüyorsa, bu yöntemde yetiştirilen taze ürünlere veya mamul ürünlere özel bir kimlik verilerek satışı yapılamaz. Hal veya pazaryeri tezgahlarına mamul ürün olarak aktarılamaz. Resmi belge verilemeyen bir ürünün sıfatlandırılması ne kadar güvenilir olabilir; bu da maalesef bir sorun.

Organik üretim konusunda başka ne gibi sıkıntılar var? Bu sorunlar nasıl aşılabilir? Önerileriniz, beklentileriniz…

Organik ürün sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok bölgesinde diğer ürünlere oranla daha pahalı. Toplumun oldukça küçük bir bölümü bu ürünlere ulaşabiliyor. Benim hayalim toplumun tamamına organik ürünler sunmayı hedefleyen bir tarım politikasıdır. İmkansız değildir; yeni anayasa “Türkiye’de sadece organik tarım yapılır” ibaresiyle, 10 yıllık bir geçiş planı çerçevesinde bu mümkün olur. Toplum ve gelecek nesiller sağlığına kavuşur. Yer altı sularımız, topraklarımız sağlığına kavuşur. Gelişmişlikten bahsediyorsak, bence bu adım en önemli göstergelerden biri olabilir.

About cem

Çiftçi ve köylü adayı.
Bu yazı Adil Ticaret, Sürdürülebilirlik, Temiz Tarım, Umutlarımız içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s