Bayramiç Tohum Takas ve Yerel Ürün Şenliği’nin Ardından

(Eko IQ Dergisi – Haziran 2012 sayısı; Cem Birder)

Çanakkale’nin Bayramiç ilçesindeki buluşma köylülerimiz, belediyemiz, bakanlık, çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve farklı illerden gelen arkadaşlarımızın katılımıyla 21 Nisan günü, geçen Temmuz ayından sonra ikinci kez gerçekleşti. Düğün salonundaki iki çalıştay, yerel tohumlar temalı trans-Kazdağı yürüyüşü, pazaryerindeki tohum takası, Bayramiçli kadınların el ürünleri ve davetli konuşmacılar tarafından gerçekleşen panel… Her birinin coşkusundaki renklilik ve yanı başındaki alçakgönüllü ifade şenliğin başarısında ilk göze çarpanlar oldu.

Çalıştay # 1: Tohumculuk anlayışı ve kanunu niçin kritik?

Türkiye’de 8 Kasım 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu sadece ülkemizin bir meselesi değil. Dünyanın küresel ticari anlaşmalara imza koyan birçok ülkesinde benzerleri uygulanmakta. Göze çarpan en etkili sonucu kayıt altına alınmamış, bir başka deyişle atalık tohumların satışına yasaklama getirmek. Buna paralel olarak, atalık tohumlar tarım destekleri kapsamında değil. Biyoçeşitliliğin ve gıda güvenliliğinin temel kaynağı olan bu tohumların korunması ve sürdürülmesi, tüm sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla, halbuki çok vazgeçilmez ve yaşamsal bir mesele. Çalıştayda tohum ve tohumculukla ilgili dünyadaki politikalar ve Türkiye’deki uygulamaları tartışıldı. Tarımsal destek politikasının yerel tohumlar üzerinde oluşturduğu haksız rekabete dikkat çekildi. Ege Üniversitesi’nden Tayfun Özkaya tohum firmalarının aynı zamanda tarım kimyasalları tedarikçi olarak oluşturdukları tekelci zihniyetle birlikte, bilge tarımın uzun geçmişinde barındırdığı kıymeti görmezden gelen tüketici anlayışı ve bu anlayış ekseninde gelişen sözüm ona ARGE faaliyetlerini “teknolojik kilitlenme” olarak tanımladı. Bugün karşımızdaki tabloya baktığımızda, dünyada ticari faaliyet gösteren tohum firmaları aynı zamanda tarım ilaçlarını da piyasaya sunuyorlar. Bu ilişki gıda alanında tehlikeli bir bağımlılık oluşturuyor. Bu bağımlılığı pekiştiren en kritik unsurlardan biri olan tohumun patentlenmesi ise uzun yıllardır “Yaşam Patentlenemez!” sloganıyla sivil toplum tarafından sert ve haklı bir şekilde eleştiriliyordu. Bu eleştiriye, şenliğimiz sonrasında, 10 Mayıs tarihinde Avrupa Parlementosu’ndan da bir destek geldi ve Brüksel ilk kez şu ifadeyi resmi şekilde duyurdu: “Avrupa Birliği, Avrupa Patent Ofisi’nden,  konvansiyonel yöntemlerle ıslah edilen bitki ve hayvanlara artık patent vermemesini istemiştir.”

Çalıştay # 2: Katılımcı Sertifikasyon Sistemi (KSS) niçin önemli bir alternatif?

IFOAM (The International Federation of Organic Agriculture Movements) çatısı altında ticari açıdan birbiriyle rekabetçi iki yapının (organik tarım ve katılımcı sertifikalı tarım) yer alması ilginç bir paradoks. Katılımcı Sertifikasyon Sistemi IFOAM ve MAELE (Latin Amerika Ekolojik Tarım Hareketi) tarafından Torres’de (Güney Brezilya, Rio Grande do Sul eyaletinde) ortaklaşa düzenlenen bir atölye çalışmasıyla ilk kez 2004 yılında kimlik kazandı. En sade ifadeyle amacı tüketici ve üreticiler arasından seçilerek oluşturulan bölgesel delegasyonlar vasıtasıyla kurallar belirlemek ve bu kurallar eşliğinde hem üreticileri kontrol etmek hem de yerel üretim yöntemleri hakkındaki anketleri şeffaf şekilde paylaşmak. Ekonomik olmasının ötesinde, tüketicinin “organik” gıda konusunda yaşadığı kuşkuyu aşabilmeye yönelik gerçekçi bir seçenek. Boğaziçi Üniversitesi Mesupları Tüketim Kooperatifi (BÜKOOP) Katılımcı Sertifikasyon yapısını geliştirmeye çalışan, bu konuda üretici ve tüketici farkındalığına emek veren bir kuruluş. Çanakkale Tarım İl Müdürü İlkay Uçar’ın bölgede 2012 yılında başlatılması planlanan pilot projeye destek sözü vermesi cesaret verici.

Çalıştayda yer alan Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tunçer de Bayramiç Halk Pazarında kademeli olarak KSS uygulamasının başlatılacağını söyledi: “Bu iş yavaş yavaş yayılır. Genç anne ve babalar çocuklarına bilhassa doğal ve organik besin yedirmek istiyorlar. Biz belediye olarak pazar yerimizde bu ürünlerin yer alacağı özel bir yer ayıralım. Ama onları da standart bir şekilde belgeleyelim. Kendi bölgemize ve farklı bölgelere örnek oluşturalım…”

Tohum Takas

Bayramiç’e bağlı 80 köy var. Bu köylerde sebze ve tahıl üretiminde halen çoğunlukla yerel tohumlar kullanılıyor. Çarşamba ve cumartesi günleri kurulan pazarlarda köylülerin satışa sunduğu ürünlerin bu kez tohumları görücüye çıktı.

Tohum masası boyunca yayılan zarflar içinde domates, biber, tere, bamya, fasulye, barbunya, mısır, kavun, karpuz tohumları… Her biri ziyaretçilerin yoğun ilgisiyle elden ele dolaştı. Üreticiler ilgili tohumlar hakkında talep edenlere bilgiler verdiler. Notlar alındı, dostluklar kuruldu…

Bundan sonraki tohum takas şenliklerinin amaca daha çok hizmet verebilmesi için Mehmet Şükrü Dinler şöyle diyor: “Tohumları hasat sonrası takas etmek benimsenmeli; Yaz sebzelerini Ekim ayında, Kış sebzelerini Temmuz ayında takas edebiliriz. Tohumun elde edilişi kadar, toprağa ekerken özelliğini korumasını sağlamak da öncelikli olmalı. Bu konuda, bir sonraki takas şenliği öncesinde uzman akademisyenler ve biz uygulayıcılar bir araya gelmeliyiz.”

Bir diğer yorum Burcu Ertunç’dan geliyor: “Bitki Takip Formlarını önemsiyorum. Tohumu kimden alıyoruz, nasıl yetiştiriyoruz ve sonrasında kime veriyoruz? Tohumun yolculuğunu izleyebilmemiz çok değerli. Yaşamsal değerleriyle, onu sadece adıyla değil, macerasıyla tanımalıyız”.

Tohumun saflığını koruması veya doğal ortamdaki gen atlamalarıyla gelişimi ise bir başka tartışma konusu. Her iki yaklaşımın da kendi içinde barındırdığı değerler ve riskler mevcut. Tohum takas etkinlikleriyle birlikte, bilimsel (üniversite ve araştırma kurumlarının çalışmalarıyla ilgili) ve pratik (küçük üretici uygulamalarıyla ilgili) sonuçların değerlendirilmesi genel amacı daha başarılı kılacaktır.

Panel

Davetli konuşmacılar, dinleyicilerinin çoğunu kadınların oluşturduğu bir panel gerçekleştirdiler.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden yerel domatesler üzerinde doktora çalışması gerçekleştirmiş olan Seçkin Kaya, yerel çeşitlerin hastalıklara çok dirençli olduğunu, araştırma amacıyla yerel domateslere Fusarium hastalığını (bir tür mantar) bulaştırmak için çok uğraştıklarını, ancak bu tohumlarda ciddi bir dirençle karşılaştıklarını ve ayrıca, hızla gelişen bu domateslerin yanında yabancı otların gelişemediğine dikkat çekti. Mukayese edildiğinde, yerel domateslerde yüksek antioksidan değerlerine rastladıklarını ve bunun da kanseri önlemede çok etkili olduğunu belitti.

Ege Üniversitesi’nden Tayfun Özkaya hem tohum, hem tarım ilacı, hem de beşeri ilaç üreten küresel şirketlerin olduğunu, bunların her üç kaynaktan da para kazandığını, insanların tarım ilaçları ile hasta olduklarında, beşeri ilaç almak zorunda kaldıkları sürece kazanmaya devam ettiklerini hatırlattı, ve ekledi: “doğa ve insan dostu tarım ve pazarlama sistemlerini yeniden yerleştirmek için yapılan mücadelenin uzun soluklu olacağına şüphem yok.”

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden diğer bir konuşmacı olan Türker Savaş “Daha çok üretmek açlığa çözüm olmadı. Açların sayısı arttı.” diyerek dünya gıda devlerinin yönettiği sektörün amacını vurguladı.

Slow Food – Türkiye, Fikir sahibi Damaklar adına konuşmacı olan Defne Koryürek “Cebimizden çıkan her kuruş çok uzaklardan gelen ürünlere gidiyorsa, bunu taşımak için petrole verilen para, bana Irak’ta savaş olarak geri dönüyor” dedi ve yerel üretim – yerel ekonomi kavramlarının vazgeçilmez önemine değindi.

Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’nden İlhan Koçulu konuşmasında şöyle dedi: “Üretici ve yardımcı üreticileri (tüketicileri) ayrıştırıyorlar, çocuklar ekmeğin ağaçta yetiştiğini zannediyorlar. Kendi gıdamızı üretmekten vazgeçmeyelim. Kavılca gibi bir yerel buğday çeşidi çok lezzetli ve besleyici. Köylerimizde sebze üretimini arttırdık; kanser başta olmak üzere hastalıklarda ciddi azalmalar oldu.  Projemiz 27 köyü kapsıyor. 10 yerel tarla bitkisi ve 27 yerel sebze çeşidini yeniden üretime kazandırdık. Ortak makine parkı oluşturduk. Köylülerimiz daha kazançlı hale geldiler ve daha mutlular.” İlhan Koçulu bundan sonra gerçekleşecek şenliklerde farklı uzmanlık alanlarındaki katılımcılarla gerçekleşecek benzer çalıştayların ve sonuç bildirgelerinin devlet, üniversite, üretici ve yan üretici (tüketici) gruplarını bilgilendirmek adına sürdürülmesinin önemini bizlere hatırlattı.

Panelin kolaylaştırıcısı Özlem Güneri, Masanobu Fukuoka’nın ‘Ekin Sapı Devrimi’ kitabında Japonya için sıkça dile getirdiği örneklere benzer olarak,  “Bursa’da hibrit tohum ekenlerin kredi borçlusu olduklarını ve çaresizce topraklarını kaybettiklerini” söyledi.

Bayramiç Yeniköy Kazdağları Ekolojik Yaşam ve Tohum Derneği’nden Mustafa Ülgen, sekiz yıl önce bölgede çalışmalara başladıklarını, ‘saz çavdarı’ ismi verilen bir yerel çeşidi bularak kaybolmaktan kurtardıklarını ve çoğalttıklarını belirtti: “Sarı buğday ve Kavılca başta olmak üzere yerel buğday çeşitlerini yaygınlaştırıyoruz. Özgür otlayan koyunların sütünden, şirden ve deniz tuzu ile peynir yapıyoruz. Kaz Dağlarının gerçek altını bu ekmektir, peynirdir.”

*  *  *

Sofralarımızda sadece tuzu biberi değil, bulguru, kuru soğanı, salçayı, tereyağını da damaklarımız sorgulasın; bereketini, temizliğini, yerelliğini hissetsin.

Tohum takas şenlikleri sürecek; her birinden yeni dersler alacağız. Farklı fikirler bize yeni bakış açıları sağlayacak. Tohumuna, toprağına ve köyüne şükran ve hürmetle bakan bir toplum olabilmek sandığımızdan çok daha kıymetli.

Kaynak ve fotoğraf desteği için teşekkürler:  Tayfun Özkaya, Mehmet Şükrü Dinler, İlhan Koçulu, Burcu Ertunç, 2ayak2teker.blogspot.com

*  *  *  *  *  *

Bundan sonraki adımlar konusunda öneriler

– Türkiye’de farklı coğrafyalarda düzenlenen tohum takas etkinliklerinin el ele verebilmesi.  Bu konuda ortak iletişim sekreteryası kurulması. Dernekler arasında rekabetçi bir tavır oluşmaması gerekir.

– Takas etkinliklerinin yılda 2 kez yapılması ve Yaz-Kış tohumlarının ayrı işlem görebilmesine destek olmak.

– Bölgesel tohum takas etkinliklerinin organizasyon komite yapısının güçlendirilmesi; her bir yeni etkinliğin önceki deneyim ve bilgiyi içermesi; kitapçık hazırlanması.

– Takas etkinliğinde köylülerin katılımının öncelikli olduğunu hatırlamak ve buna paralel olarak daha çok köylü katılımı için çalışmalar yapmak.

– Köylüler, sivil toplum, üniversite ve bakanlık işbirliği ve iletişiminin güçlendirilmesi.

– Tohum takas mekanizmalarının daha düzenli hale gelmesi (önceki takas edilen tohumların takibi, yeni takas edilecek tohumların menşe bilgisinin doğrulanması, tohum saklama ve koruma yöntemleri üzerine öneriler, geleneksel yöntemlerin araştırılması, vb).

– Akademik alanda ve bakanlık ve ilgili devlet birimlerinin çalışmalarının (mevzuat, teşvikler, vb dahil) etkinliklerde daha çok irdelenmesi.

– Yurtdışından benzer çalışmaları sürdüren örgütlerin davet edilmesi.

– Katılımcı Sertifikasyon Sistemi’nin Bayramiç ve Çanakkale  bölgesinde pratik adımlarının oluşumuna destek vermek. Gelişmeleri paylaşmak. Konuyla ilgili ulusal ve uluslararası toplantıların düzenlenmesi.

About cem

Çiftçi ve köylü adayı.
Bu yazı Adil Ticaret, Sürdürülebilirlik, Temiz Tarım, Yerel Tohumlar içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s