Etrafımızdaki bitki örtüsünü nasıl yiyebiliriz? (Pam Warhurst)

(orijinal film)

Hayatı farklı şekilde yaşama azmi en olmadık yerlerde başlayabilir. Burası geldiğim yer, Todmorden. İngiltere’nin kuzeyinde, 15 bin kişinin yaşadığı, Leeds ve Manchester arasında bir pazar kasabası. Oldukça normal bir pazar kasabası. Eskiden böyle görünürdü; şimdi daha çok böyle, her yerden biten meyve ve sebze ve otlarla… Biz buna propaganda bahçeciliği diyoruz. (Gülüşmeler)

Tren istasyonunun köşesi, sağlık merkezimizin önündeki otopark, insanların ön bahçeleri ve hatta karakolun önü. (Gülüşmeler) Yenilebilir yedekçi yollarımız var ve filiz veren mezarlıklarımız. Toprak had safhada iyi. (Gülüşmeler)

Yeni bir turizm türü bile icat ettik; sebze turizmi deniyor ve ister inanın ister inanmayın, insanlar dünyanın her yerinden yükseltilmiş yataklarımızda gezinip bakınmak için geliyor; hatta, pek yetişen bir şey olmadığında bile. (Gülüşmeler) Ama bu, karşılıklı bir konuşma başlatıyor. (Gülüşmeler)

Ve biliyor musunuz, bunu canımız sıkıldığı için yapmıyoruz. (Gülüşmeler) Bunu yapıyoruz çünkü bir devrim başlatmak istiyoruz.

Şu basit soruyu cevaplamaya çalıştık: İnsanların kendi kendilerine yeni bir yaşam şekli bulmalarına, etraflarındaki alanları farklı bir şekilde görmelerine, kullandıkları kaynaklarla ilgili daha farklı düşünmelerine, daha farklı etkileşimde bulunmalarına yardım edecek, yaşı ve gelir durumunu ve kültürün sınırlarını aşan, birleştirici bir dil bulabilir misiniz? O dili bulabilir miyiz? Ve sonra, bu aksiyonları çoğaltabilir miyiz? Ve cevap, “evet” gibi göründü ve dil de, “gıda” gibi göründü.

Böylece, üç buçuk yıl önce, birkaçımız mutfak masasına oturduk ve bütün olayı icat ettik. (Gülüşmeler) (Alkışlar) Bir halk toplantısıyla ortaya koyduğumuz gerçekten basit bir stratejiyle çıkageldik. Danışmadık. Bir rapor yazmadık. Bütün bunlar bi’ yere kadar… (Gülüşmeler) Ve Todmorden’deki bu halk toplantısında şunu dedik: Bakın…Kasabamızın üç “tabak” etrafında odaklandığını farz edin: Bir yöre halkı tabağı… Gündelik yaşamlarımızı nasıl yaşadığımız… Bir öğrenme tabağı… Çocuklarımıza okulda ne öğrettiğimiz ve kendi aramızda ne tür yeni becerileri paylaştığımız…. Ve iş… Cebimizdeki parayla ne yaptığımız ve hangi işleri desteklemeyi seçtiğimiz.

Şimdi, bu tabakların gıdayla ilgili halk eylemleriyle sarsıldığını farz edin. Bu halk tabaklarından birini çevirmeye başlarsak… Bu gerçekten muhteşem, bu gerçekten insanları güçlendirir fakat bu durumda, eğer o yöre halkı tabağını öğrenme tabağıyla birlikte çevirirsek ve sonra da bunu iş tabağıyla birlikte çevirirsek işte o zaman gerçek bir gösterimiz olur, seyre değer bir tiyatromuz olur. Kendimiz direnç oluşturmaya başlıyoruz. Kendimiz halkı yeniden oluşturuyoruz. Ve bunun hepsini tek bir lanet strateji dökümanı olmaksızın yapıyoruz. (Alkışlar)

Ve bir de şu var: Bunu yapmak için kimsenin iznini istemedik; sadece yapıyoruz. (Gülüşmeler) Ve işe başlamadan önce, posta kutusuna o çekin atılmış olmasını da kesinlikle beklemiyoruz. Ve hepsinin en önemlisi, “Yarının problemleri karşısında bu küçük eylemler anlamsızdır.” şeklindeki çok bilmiş argümanlar karşısında yılmıyoruz, çünkü ben küçük eylemlerin gücünü gördüm ve bu, inanılmaz.

Evet, halk toplantısına geri dönelim. (Gülüşmeler) Bu önerimizi söyledik, iki saniye geçti ve sonra oda patladı. Hayatımda hiç ama hiç bunun gibi bir şey deneyimlemedim. Ve hikâyemizi anlattığımız her bir odada, her bir kasabada aynı durum oldu. İnsanlar hazır ve gıdanın hikâyesine cevap veriyorlar. Katılacakları pozitif eylemler istiyorlar; ve kişisel sorumluluk almanın ve birbirimize ve çevreye karşı daha iyiliksever olmanın zamanının geldiğini hissediyorlar.

Üç buçuk yıl önceki o toplantımızdan beri, bayağı inişli çıkışlı bir yol oldu. Bir tohum takasıyla başladık, gerçekten basit şeyler ve sonra bir alanı aldık, ana yolumuzun kenarında aslında köpek tuvaleti olan bir şerit ve onu gerçekten hoş bir bitki bahçesine çevirdik. Daha önce gördüğünüz, istasyondaki otoparkın köşesini aldık ve herkesin paylaşması ve ürün toplaması için sebze yatakları yaptık. Doktorlara gittik. Todmorden’da yenice, 6 milyon sterlinlik bir sağlık merkezimiz oldu ve benim kavrayamadığım bir nedenle burası dikenli bitkilerle çevrili. (Gülüşmeler) Böylece doktorlara gittik ve “Bunları kaldırmamız sizin için sorun oluşturur mu?” dedik. “Planlama izni almanız, bunu Latince kotarmanız ve üç kopya hazırlamanız kaydıyla hiç problem değil.” dediler. Biz de yaptık —(Gülüşmeler)— ve şimdi doktor kliniğinin çevresinde meyve ağaçları ve çalılar ve bitkiler ve sebzeler var. Ve birçok başka örnek de oldu; karakolun önündeki mısır ve yaşlı insanların evlerine ektiğimiz, toplayıp yetiştirebilecekleri gıdalar gibi…

Ama bütün konu yetiştirmek üzerine değil çünkü hepimiz bu yapbozun parçalarıyız. Konu, topluluğunuzdaki o sanatsal tipleri işe katmak ve insanlara orada ne yetiştiğini anlatmak için o yükseltilmiş yataklarda bazı müthiş tasarımlar yapmak çünkü bir sebzeyi, bir parça plastiğin içinde üzerinde bir parça etiketle birlikte değilse tanıyamayan çok fazla insan var. (Gülüşmeler) Yani, bu şeyleri tasarlamış bazı insanlarımız var. “Eğer böyle görünüyorsa lütfen toplamayın ama böyle görünüyorsa buyrun.” Bu paylaşmakla ve iyiliğe yatırım yapmakla ilgili.

Ve bu iki şeyi de yapmak istemeyenler belki yemek pişirebilirler; biz de ürünleri mevsimine uygun olarak alırız ve sokağa çıkarız ya da bara ya da kiliseye ya da insanlar yaşamlarını nerede sürdürüyorsa oralara gideriz. Bu, bizim insanlara gidip “Hepimiz yerel gıda yapbozunun parçasıyız, hepimiz bir çözümün parçasıyız.” dememizle ilgili.

Ve sonra, sebze turistlerimiz olduğu ve onları çok sevdiğimiz ve kesinlikle harika oldukları için onlara daha iyi bir deneyim yaşatmak için ne yapabileceğimizi düşündük. Bu yüzden, tabii ki sormadan, “İnanılmaz Yenilebilir Yeşil Rota”yı yarattık. Ve bu, sergi bahçelerinin ve yenilebilir kanal yollarının ve arı dostu alanların ve polen taşıyıcılarının hikâyesinin olduğu bir rota. Ve insanları tüm kasabamızda gezdiren, kafelerimizin ve küçük dükkanlarımızın önünden, pazarımızın içinden geçiren, tasarladığımız bir rota; sadece süpermarketten etrafa mekik dokumak değil… Ve umuyoruz ki, kasabamızdaki yaya trafiğini değiştirmekle aynı zamanda insanların davranışlarını da değiştiriyoruz.

Ve sonra ikinci tabak… Öğrenme tabağı… Evet… Bir liseyle işbirliği içindeyiz. Bir şirket kurduk. Lisenin arkasında, boş duran bir alanda bir simbiyotik hayvan/bitki su kültürü birimi tasarlıyoruz ve kuruyoruz. Ve şimdi içinde arıların olduğu bir meyve bahçesinde balık ve sebze yetiştireceğiz ve çocuklar bunu kurmamıza yardım ediyor ve çocuklar yönetim kurulunda ve insanlar liseyle çalışmaya gerçekten istekli oldukları için lise şimdi tarım dersleri veriyorlar ve lise tarım dersi verdiği için şunu düşünmeye başladık: Daha önce hayatlarında bir yetkinliği olmayan fakat ürün yetiştirmeye gerçekten heyecan duyan bu çocuklara nasıl biraz daha fazla tecrübe kazandırabiliriz?

Bu nedenle, yerel bir bahçecilik merkezinin bağışladığı bir alanı aldık. Oldukça çamurluydu fakat gerçekten inanılmaz bir şekilde, tamamen gönüllülerin yönetiminde, bunu bir pazar bahçesi eğitim merkezine çevirdik. Ve bunlar, politüneller ve yükseltilmiş yataklar ve ellerinize toprak değmesi ve “Belki gelecekte bundan bir meslek çıkarabilirim.” diye düşünmeniz için gereken her şey. Ve bunu yapıyor olduğumuz için bazı yerel akademisyenler, “Sizin için ticari bir bahçecilik kursu tasarlamaya yardım edebiliriz. Bildiğimiz böyle bir kurs yok.” dediler. Dolayısıyla onlar bunu yapıyor ve gelecek yıl başlatıyoruz. Ve bu tamamıyla bir deneme ve tamamıyla gönüllülüğe dayanıyor.

Ve sonra üçüncü tabak… Çünkü eğer yenilebilir bir peyzajdan geçerseniz ve yeni beceriler öğreniyorsanız ve mevsimlik nelerin yetiştiğine ilgi duymaya başlarsanız paranızın daha büyük bir bölümünü yerel üreticilerin desteklenmesi için harcamak isteyebilirsiniz; sadece sebze değil; et ve peynir ve bira ve başka ne olabilirse.

Ama öte yandan, biz sadece bir halk grubuyuz, tahmin edersiniz… Hepimiz gönüllüleriz. Gerçekten ne yapabilirdik? Dolayısıyla gerçekten basit bazı şeyler yaptık. Para toplayıp karatahtalar aldık; üzerlerine “İnanılmaz Yenilebilir” yazdık; yerel satış yapan her pazarcıya bir tane verdik ve o hafta için ne sattıklarını üzerlerine karaladılar. Gerçekten popüler oldu. İnsanlar etrafında toplandı. Satışlar arttı.

Ve sonra çiftçilerle bir sohbetimiz oldu ve “Bu konuda gerçekten ciddiyiz.” dedik ama bize aslında inanmadılar; biz de şöyle düşündük: “Tamam, ne yapmalıyız? Ben biliyorum. Bir ürünle ilgili bir kampanya düzenleyip onlara bu ürüne karşı yerel bir sadakat olduğunu gösterirsek belki fikirlerini değiştirirler ve ciddi olduğumuzu görürler.”

Böylece, -sadece beni eğlendirdiği için- adı “Her Yumurta Önem Taşır” olan bir kampanya başlattık. (Gülüşmeler) Ve yaptığımız şey, bir yumurta haritasına insanları yerleştirmekti. Todmorden’in stilize edilmiş bir haritası. Bahçe kapısında fazla yumurtasını, tamamen yasal olarak, komşularına satan herkesi burada gösterdik. 4 kişiyle başladık ve şimdi 64 kişi var. Ve bunun sonucu, insanların dükkanlara gidip yerel Todmorden yumurtası sormaya başlamalarıydı. Ve bunun sonucunda bazı çiftçiler sahip oldukları serbest gezinen sürülerinin miktarını arttırdı ve sonra et kuşlarına el attılar. Bunlar gerçekten küçük adımlar olmasına rağmen artan yerel ekonomik güven çeşitli şekillerde kendini göstermeye başladı. Ve şimdi peynir üreten çiftçilerimiz var ve nadir cins domuz sürülerini arttırdırlar; etli börek ve turta gibi daha önce hiç yapmadıkları şeyleri yapıyorlar. Yerel gıda satan pazar tezgâhlarımız artıyor ve yerel öğrencilerin bizim için yaptıkları bir ankete göre kasabadaki tüm gıda tüccarlarının % 49’u, net kazançlarının bizim fiilen yaptıklarımız sayesinde yükseldiğini söyledi. Ve biz sadece gönüllüleriz ve bu sadece bir deney. (Gülüşmeler)

Şimdi, bunların hiçbiri roket bilimi değil. Kesinlikle çok zekice değil ve orijinal değil ama birleştirici ve kapsayıcı. Bu, kendi başının çaresine zaten bakacak insanlar için bir hareket değil. Bu herkes için bir hareket. Bir mottomuz var: (Yemek) Yiyorsan sen de varsın. (Gülüşmeler) (Alkış) Farklı yaşlar, farklı gelir düzeyleri, farklı kültürler…

Gerçekten oldukça inişli çıkışlı bir deneyim oldu. Fakat sorduğumuz ilk soruya geri dönecek olursak… Aynı şekilde çoğaltılabilir mi? Evet, kesinlikle çoğaltılabilir.

İngiltere’de 30’dan fazla kasaba şimdi “İnanılmaz Yenilebilir” tabağını çeviriyor. Ne şekilde bunu yapmak istiyorlarsa, kendi iradelerince kendi hayatlarını farklılaştırmaya çalışıyorlar. Ve dünya çapında, Amerika ve Japonya’nın bir ucundan diğerine topluluklarımız var. İnanılmaz değil mi? Amerika ve Japonya ve Yeni Zelanda… Yeni Zelanda’daki depremden sonra insanlar, ürün yetiştirme etrafındaki bu kamusal şevkin bir kısmını Christchurch’un kalbine dahil etmek için bizi ziyaret etti.

Ve bunların hiçbiri daha çok para istemiyor ve bunların hiçbiri bürokrasi gerektirmiyor fakat sizin şeyleri farklı düşünmenizi ve bütçelerle oynamanızı ve üzerinden toplulukların sıçrayabilecekleri destekleyici sistemleri yaratmak için programlar oluşturmanızı gerektiriyor.

Ve bizim şimdiden bazı müthiş fikirlerimiz var. Yerel yönetimimiz her yeri “İnanılmaz Yenilebilir” yapmaya karar verdi ve bunu desteklemek için iki şey yapmaya karar verdi.

Birincisi, sahip oldukları kullanılmayan alanların bir kaydını oluşturacaklar; bunu bir aşevine koyacaklar böylece topluluklar bunu nerede yaşıyorlarsa yaşasınlar kullanabilecekler. Ve bunu bir lisansla destekleyecekler.

Ve devamında, çalışanlarının her birine şunu söylediler: “Yapabilirseniz, bu toplulukların büyümesine yardım edin ve alanlarına bakmalarına yardım edin.”

Birden, sahada yerel yönetimden eylemler görüyoruz. Bunun hakim eğilimlerin içine dahil olduğunu görüyoruz. Rio’nun bizden talep ettiklerine yaratıcı bir şekilde sonunda cevap veriyoruz. Ve sizin yapabileceğiniz çok daha fazla şey var. Yani, birkaç tanesini saymak gerekirse.. Bir, lütfen kamu yapılarının çevresine dikenli bitkiler koymaktan vazgeçin. Bu yer ziyanı. (Gülüşmeler) İkinci olarak, lütfen yenilebilir -lütfen lütfen- yenilebilir peyzajlar yaratın, böylece çocuklarımız her gün gıdalarının yanından geçerek yürümeye başlasınlar, ana caddelerimizde, parklarımızda, nerede olursa. Yerel planlayıcıları kasaba ve şehir planının kalbine gıda alanları koymaya teşvik edin; bunları kimsenin göremeyeceği şekilde yerleşim alanlarının kenarlarına koymasınlar. Tüm okullarımızı bu konuyu ciddiye almaya cesaretlendirin. Bu, ikinci sınıf bir egzersiz değil. Eğer yarının çiftçilerine ilham vermek istiyorsak o zaman tüm okullara şunu söyleyelim: “Çevrenin, yerel gıdanın ve toprakların önemine dair amaçsal bir farkındalık yaratın. Bunu okul kültürünüzün kalbine koyun ve bu şekilde farklı bir jenerasyon yaratacaksınız.”

Yapabileceğiniz o kadar çok şey var ki, fakat nihayetinde bu gerçekten basit bir şeyle ilgili. Organik bir sürecin sayesinde, küçük eylemlerin öneminin artarak anlaşılması sayesinde kendimize, sonunda, yeniden inanmaya başlıyoruz ve tek tek her birimizin, farklı ve daha iyilik dolu bir geleceği kurma kapasitemize inanmaya başlıyoruz. Ve benim kitabımda bu inanılmazdır. Teşekkür ederim. (Alkışlar) Çok teşekkür ederim. (Alkışlar)

(Çeviri için Emre Ertürk ve Çağla Taşkın’a teşekkür ederiz.)

About cem

Çiftçi ve köylü adayı.
Bu yazı Umutlarımız içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s