5. Bayramiç Tohum Takas ve Yerel Ürünler Şenliği’nin Ardından

takas2015-a

PANELLER

Bayramiç’te bu yıl beşincisi düzenlenen etkinliklerin ilk gününde iki panel vardı. Panelin onur konuğu doğa dostu, biyodinamik ve Japonların geleneksel Shumei tarım ilkelerini Afyon – Başmakçı’da titizlikle uygulayan Vehbi Ersöz idi.

takas2015_01

İlk panel başlığımız, “Yerel Türler için Envanter Yöntemleri” oldu. Bayramiç’in yerel sebze veya meyve türlerinin envanter (döküm) çalışmalarının yapılabilmesi için ne gibi yöntemler izleyebiliriz? Kaybolmakta olan türlerin ötesinde, Vehbi Ersöz önce “malımıza sahip çıkmak” meselesinin önemini hatırlattı:

”Biz malımıza sahip çıkmazsak, birileri gelir ve sahip çıkan bulunur. Cevizin anavatanı Türkiye, ama bugün için dünyada en çok ceviz satan ülke Amerika. En çok cevizi ağacı olan ülke diye bir sıralama yapıldığında ilk sırada Türkiye var, sonra Çin ve Amerika geliyor. Ceviz satışına bakarsanız sıralama Amerika, Çin ve Türkiye şeklinde gidiyor. Türkiye’nin üçüncü sırada yer almasının sebebi cevizlerinin çoğunun erkek olması. Amerika nasıl birinci oldu? Osmanlı’da ülkeden tohum çıkarmak yasaktı. Abdülhamit döneminde Anadolu’nun çeşitli yerlerinden bir çuval ceviz kaçırıldı, ıslah edildi ve yeni türler ortaya çıktı. Amerika, büyük plantasyonlar oluşturup ceviz üreticiliğinden birinci sıraya yerleşti. Türkiye’de kime bir ceviz türü sorsanız Chandler (Çendlır) der, yani Amerikan cevizi. Benzer örnekler bütün ürünlerde görülebilir. Akşam yoğurt yerken konuştuğumuz bir konudan söz etmek istiyorum. Bütün dillerde yoğurt Türkçedir. Türk Gıda Kodeksi hazırlanıyor; bunu yapanlar Türkiye’deki örnekleri bulmak yerine Fransa’daki Danone firmasından bilgi alıyorlar. Bu GDO’lu ürünlerde de öyle. Çiftçiler binlerce yıldır diktikleri tohumları ıslah edip, bölgeye uygun türler geliştiriyorlar, ancak kimse bu benim tohumumdur demiyor. Ancak bir biyoteknoloji firması tohuma bir gen transfer edip, tohumu sahipleniyor, patentliyor. Siz de tohumu bu firmadan alıp bir de patent parası ödüyorsunuz. Burada tohumların envanterinden söz ediyoruz, ancak ikinci aşamada bu türleri niye koruduğumuza bakmalıyız. Amaç ıslahtır. Örneğin, Elma… Yaşlıların hatırladığı elma türleri bugün pek yok. Ankara Armudu, Bey Armudu ve benzeri; eski, yerel çeşitlerdi. Bunların yerel diye anılması şöyle olur, bir çiftçi Ankara’dan bir fidan alıp biraz geliştirip yetiştirdikten sonra soranlara da Ankara’dan getirdiğini söyler ve bu tür o isimle anılmaya başlar. Bunların envanterde farklı bilimsel adları olabilirdi, yöresel olarak farklı isimlerle devam ediyor. Tekerekşi, tekerleğe benzeyen küçük ekşi bir elma. Şıkıdık Elma, çekirdek boşluğu çok geniş dıştan ses çıkarıyor, Eşekgötü Elması, eşeğin arka tarafına benzediği için bu isimle anılır. Bazıları hastalıklara dayanıklı, bazıları dayanıksızdır. Üreticiler bu türleri ıslah ederek yeni türler geliştirir. Tekerekşi Karaleke’ye çok dayanıklı değil. Bölge nemli bir ortamsa, o zaman Karaleke’ye dayanıklı bir türden aşı yapılıp ıslah edilir. Bu nedenle yerel türlerin de korunması ve ıslah edilmesi önemli.”

Yerel türlerin envanterinin, ıslahının ve devamının gerçekleştirilebileceği çalışmalara paralel olarak, 5553 sayılı Tohumculuk Yasası’nın yerel tohumları da destekler nitelikler taşıyan yönetmeliklere olan ihtiyacına vurgu yapıldı. Şüphesiz, yerel tohumların korunabilmesi ve ıslahında destekleyici yasal düzenlemelere ve kırsal geleneksel bilgiyi içine katan yerel projelere de ihtiyacımız var.

takas2015_02

Vehbi Ersöz, panelde yerel tohumlar konusunda bazı deneyimlerini şöyle dile getirdi:

“Afyon denince ilk akla gelen haşhaştır. Afyon’da haşhaş tohumları sürekli olarak ekilirdi; yerele uyumlu bir çeşittir. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) ekimi yaptırır, haşhaşın kabuğunu TMO’ya teslim edersiniz. Sizde tohumu kalır. Eskiden yağı çıkarılır ya da ezmesi yapılıp, kahvaltıda balla pekmezle karıştırıp yenilirdi. Son yıllarda TMO ıslah çalışmasına girişti. Haşhaşın farklı çeşitleri var (mavi, beyaz, sarı); mavi yazlık, beyaz ve sarı kışlık diye bilinir. TMO ıslah çalışması için yerel tohum bulamadı. Epey arandıktan sonra Sandıklı’nın bir köyünde “hanay” denen eski tip bir yapıda haşhaş tohumu bulundu ve ıslah çalışması başlatıldı. Tohum bankalarında ilelebet tohum saklayamazsınız; tohum canlıdır ve bir ömrü vardır. Çimlenme gücü zamanla azalır. Sebzelerden örnek verirsek, pırasanın çimlenme gücü 1 yıldır. İkinci yıl çimlenme gücü düşer. Cam kavanoz ya da bezde saklamak gerek; plastikte saklarsanız tohum ölür, plastik hava almaz. Domatesin çimlenme gücü 6 yıldır. Tohumun korunması için sürekli olarak ekilmesi gerekir. Türkiye’de yerel tohum deyince akla pembe domates gelir. Aslında orijinali 500 yıl önce İspanya’ya getirilmiştir, daha sonra İspanya kralı da Osmanlı’ya çiçek olarak hediye etmiştir. O tarihte domatesin meyvesi yenmiyordu çünkü köpek üzümü denen zehirli bir türe benzetiliyordu. 150-170 yıl önce domates olarak yenmeye başlandı. İlk geldiğinde Osmanlı’nın sebze-meyve bahçesi Bulgaristan… İlk olarak orada dikiliyor. ‘Kargacık burgacık’ denen ince kabuklu sulu çeşit balkan domatesi olarak geçer. Anadolu’ya Bulgaristan’dan gelmiştir. Anadolu’ya geldiğinde kızarmış domatesler çürük zannedilip atılıyordu, zira sadece yeşil yeniyordu. Domates yeşilken C vitamini açısından zengindir, kızardığında likopen oranı artar. Balkan muhacirleri kırmızı domatesleri alıp, salça yaparak değerlendiriyordu. Pembe domates hibrittir, ektiğinde iki çeşit çıkar. Bir köken pembe, bir köken kırmızı olur. Yerel tohum olarak pembe domatesi örnek gösteriyoruz, çünkü ticari olarak uygun bir ürün değil, nakliyeye dayanıklı değil.”

Bayramiç’in Mollahasanlar köyünde yaşayan Sevgi Akar ise Dr. Zerrin Çelik’in doktora tezindeki (1) yerel tohumların muhafazası konusunda dünyadaki uygulamalara ilişkin bilgileri hatırlatırken, kendi deneyimlerinden de bahsetti:

“Bayramiç’te yaşayanlar olarak her gün Kazdağı’na bakıyorum. Milli Park’ta 38 çeşit endemik tür var, bunları biliyoruz ama sadece burada yetişen sebze ve meyveleri bilmiyoruz. Kayıt altına almak işin birinci aşaması. Kendi araştırmalarımda yerel tür olarak, yaşadığım köyün çevresinde 4 çeşit meyveye rastladım; özellikle Elma ve Armut çeşitlerinde kapsamlı ve uzun bir çalışma gerekli. Üniversitelerin içinde yer almadığı her hangi bir çalışma kanımca yeterli olmayacaktır. Ben adımları şöyle öneriyorum:

  1. Kayıt altına almak.
  2. Türlere sahip çıkmak: Sadece tohum bankasında saklayarak tohumlara sahip çıkılamaz, öncelikle köylüler tarafından tohumların ekilmesi gerek.
  3. Islah: Islah için çiftçilerin ve bilim insanlarının ortak çalışması gerekiyor. Dünyada örnekleri var.
  4. Ürünleri ticari hale getirmek önemli. Aksi halde sürdürmek ve korumak zor.

Beşik Köyü’nden Yonca Demir’in tespiti önemliydi: “Yoldaki hedeflerden biri herkesin bu türlerden az miktarda üretip, pişirip birlikte yemesi de olabilir. Ticarileşmek tek koşul değil!”

İlk panelde, öne çıkan görüşleri şöyle özetleyebiliriz:

  • Bölgede birçok yerel tür var; ancak isimleri konusunda fikir birliği yok. Örneğin, aynı Elma için farklı isimler kullanabiliyoruz.
  • Özellikle kaybolmaya yüz tutan türleri yakından tanıyanları bulmak, yaşlılarla iletişim kurarak, türler hakkındaki bilgileri derlemek.
  • Türün adı kadar, nasıl yetiştirildiği, hangi hastalığa ne kadar dayanıklı olduğu, nasıl pişirildiği, nasıl saklandığı gibi bilgilere ulaşmak da önemli.
  • Belgeleme konusunda çalışmak üzere bir çalışma grubu oluşturmak. Geçmiş yıllarda Muğla’ya bağlı Datça ve Bodrum’da çalışmalarını yoğunlaştıran Meyve Mirası Grubu’nun deneyim ve önerilerinden yararlanılabilir.
  • Tespit ettiğimiz öncelikli (yok olmaya yüz tutan) türleri kendi bahçelerimizde de yetiştirmek.

İkinci panel başlığımız, “Tarımsal Biyoçeşitlilik Üzerindeki Tehditler ve Olası Çözümler” idi…

Tarımsal Biyoçeşitlilik bir yandan yasalarla korunmaya çalışılırken, doğayı ilgilendiren yönlerinden ziyade ekonomik verimlilik meselesi öne geçtiğinde genel gidişat monokültüre kayıyor.

Vehbi Ersöz şu tespitleri yaptı:

“Küçük çiftçi açısından bakıldığında benim tarıma bakış açım bir iktisatçının, büyük şirketlerin bakış açısından farklı. Büyük şirketler, tarımsal araziler parçalı, tarım nüfusu fazla, bu tür politikalar dayatılıyor ve istedikleri genelde parçalı araziler büyük plantasyonlar olsun, şirketlere satılsın veya kiralansın. Köylüler işçi olarak çalışsınlar. Monokültür tarım ve hayvancılık yapılsın. Sırf mısır yetişsin veya bir şirket tek bir köyde meracılık yaptırsın. Biyoçeşitlilik lafta kalıyor, küçük çiftçileri bitiren politikalar uygulanıyor. Türkiye’nin stratejileri monokültüre doğru. Mehmet Altan gibi iktisatçılar tarım adına konuşurken köylülük bitirilmeli diyorlar. Köylülük bir kültür ve bir yaşam biçimi; şehre benzemez. Köyde herkes birbiriyle, düşmanı dahil, selamlaşır. Köyde monokültür yapılmaz, köylüler farklı ürünler yetiştirir. Kendi ihtiyaçlarını da karşılamak üzere, hem de biraz daha bölgesel çapta satabileceği ürün de yetiştirir. Her şeyi eker, dışa bağımlılığı nadirdir. Portakal yetişmiyorsa kendi bölgesinde, sadece pazardan onu alır. Monokültür tarımda büyük çiftçi ailelerinin elindeki büyük topraklarda belirli bir ürün yetiştirilir. Sadece şeker pancarı üreticisi, besici, domates üreticisi vb. Diğer ürünler için hep tüketici konumundadır. 2001 krizinde Arjantin’de yaşanan sosyal patlamaya karşın, Türkiye’de toplumsal bir kargaşa olmamıştı; bir yanda, yabancı tarım şirketlerinin kontrolünde ve GDO’lu mısırın cenneti Arjantin, diğer yanda ise şehirlerarası otobüslerde yolcudan çok gıda taşıyan Türkiye vardı. Bu gıda, fabrikalardan gelmiyordu; köylü şehirli akrabasına kırsaldan hatırı sayılır bir destek vermişti. Arjantin’de ise, küçük çiftçilik çoktan eritildiğinden şehirler çaresizliği ve korkuyu yaşadılar.”

Küresel şirketlerin üretim kadar pazarlama güçleri de küçük üreticiyi tehdit ediyor, yok olmaya doğru itiyor. Bu endişelerin doğrultusunda, Mollahasanlar köyünden Emel Kızılcık’ın önerileri, küçük çiftçiler için pazarlama aşamasında önemli bir modeli işaret etti:

“Foça’da Yeryüzü Marketleri 3 yıldır başarıyla sürdürülüyor. Bunlar küçük kaldığında Belediye destek verebiliyor, ancak büyürse zor. Foça’nın örneği web sayfalarında var, iyi tarım sertifikasyon sistemine benziyor. İncelenebilir. Bu işe girebilecek köylüleri organize ederek bu yapılabilir, ancak kendi yaşamlarımızı da sürdürmek durumundayız. Tek kişi veya küçük bir grupla önayak olmak işin çapı ve sorumluluğu açısından zorlayıcı olabilir. Daha büyükçe bir grupla heyecanla destek olmayı çok isterim.”

Bayramiç’te daha önceki senelerde de gündeme gelen Katılımcı Onay Sistemi (KOS) esasında (2) üreticiler seçerek, köylü pazarının bir kısmından başlayarak bu niteliklerde gelişmesi sağlanabilir. Bu şekilde hem sağlıklı hem de yerel – geleneksel özellikler taşıyan tarımsal ürünlerin alıcılarla buluşturulması sağlanabilir. KOS sistemine üye olanların ürün kalite manifestosuna uyması ve periyodik olarak kalite kontrol sistematiğinin oluşturulması gerekiyor. Bu noktada, Tarım İl Müdürlüğü’nün ve Ziraat Odalarının yönlendirmeleri ve ürün dış girdilerinin analiz desteği son derece kıymetli.

Panelin sonucunda ortaya çıkan denklem basitti: Küçük çiftçi yoksa tarımsal bioçeşitlilik fakirleşmeye devam edecek, ancak küçük çiftçinin yaşayabilmesi için yegâne olasılık hak ettiği, adil kazancı sağlamasına bağlı. Bu sebeple, diğer alternatiflerin yanında, öncelikle nitelikli (doğa dostu, organik, etik) tarım yöntemlerini benimseyen üreticilerin aracısız olarak yerelde tanıtılması ve yerel pazarlarda özel yerler sağlanması gerekiyor.

Paneller tamamladıktan sonra Bayramiç’in eski köprünün yanı başında, Çınaraltı’nda hep birlikte çay içildi.

 

TOHUM TAKAS VE YEREL ÜRÜNLER PAZARI

 Tohum takas etkinliği cumartesi, sabah saatlerinde önce takas edilecek tohumların kaydı ile başladı. Bayramiç’te öğrenim gören gençler kayıt masasına gelen her tohum paketini üçe böldüler:

  1. Takas edilecek tohumlar.
  2. Etkinliğe tohumsuz gelen, ancak tohum almak isteyenlere hediye edilecek tohumlar.
  3. Gönüllü yerel çiftçilerce topraklarına ekilecek misal (örnek) tohumlar.

Tohumların takası ile birlikte, köylerden gelen geleneksel ve yerel lezzetler yer aldı renkli tezgâhlarda. Reçeller, şifalı yağlar, sabunlar, sirke, zeytinyağı, farklı buğday türlerine ait unlar, ekmekler, salçalar, tahıllar, pekmezler, çiçek şurupları, el işi örgüler sunulan ürünler arasındaydı.

takas2015_03

Her yıl yapılan etkinliklerin gerçekçi olarak gelişmesi iki koşula bağlı:

  1. Takas edilen tohumların kimliği, niteliği ve kalitesi hususlarında yorum yapabilmek. Bunun için misal (örnek) tohumların kontrollü şekilde ekilmesi ve takibi gerekiyor.
  2. Geleneksel köy mamul ürünlerin sürdürülebilirliği için üretim izin süreçlerinin kolaylaştırılması, üreticilere ve özellikle kadın çiftçilere eğitim verilmesi, köy üretimhanelerinde “asgari hijyen ve uygulama” standartlarının yeni yasal düzenlemelerle tanımlanması.

Her yıl Zeytinli köyünden kendi yaptığı geleneksel yiyecek ve içecek ürünleri ile katılan Emine Küpeli, etkinliğin her geçen yıl daha çok zenginleştiğini, karşılaştığı insanlar ve elde ettiği bilgilerin kendisi için yeni ufuklar açtığını ifade ediyor:

“Paylaştığımız tohumlar kadar, yerel bitki çeşitliliğimizi, onlardan elde edebileceğimiz farklı reçetelerde gıda ürünlerini konuşmak, tartışmak da harika bir duygu. Yazılarını okuduğum insanları karşımda gördüğüm zaman etkinliğin benim için keyfi bir başka oluyor. Üretmek için toprağımızı daha iyi tanımak ve imece usulü çalışmaları yeşertmeliyiz.”

 takas2015_05

ETKİNLİĞİN ARDINDAN

Etkinliklerde verilen kararlar doğrultusunda Bayramiç’te bazı komisyonlar kurduk. Tohumu, yerel meyveyi, yerel sebzeyi, yerel pazarı, köy değerlerini konuşarak ve daha yakından tanıyarak, bir sonraki yılın etkinliğini daha başarılı kılmak üzere… Her yıl yapılan etkinliğin bir öncekinden bir adım daha öne çıkması için. Bayramiç’te yaşayan köylülerin, kentten göçenlerin, yerel yönetimlerin ve sivil toplum örgütlerinin beraberce yaratabileceği öncelikli kıymet “mevcut” olanı fark etmek ve bunun üzerinden yola devam edebilmek. Doğa da zaten hep bundan yana değil mi?

 

Emeği geçen tüm kurum ve kişilere çok teşekkürler…

 

(1): Dr. Zerrin Çelik’in doktora tezi: TARIMSAL BİYOÇEŞİTLİLİĞİN KORUNMASINDA YEREL TOHUM BANKALARININ ROLÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA: KARAOT KÖYÜ TOHUM DERNEĞİ VE YÖRESİ ÖRNEĞİ
http://www.adanafikirplatformu.org/UserFiles/File/tez-yerel%20tohum%20aglari.pdf

(2): Katılımcı Onay Sistemi (KOS), https://toprakanaplatformu.wordpress.com/katilimci-onay-sistemleri/

About cem

Çiftçi ve köylü adayı.
Bu yazı Umutlarımız içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s