Agro-Turizm Üzerine Çeşitlemeler

Para dergisinden Ceyhan Konuk beni telefonla arayıp, organik tarım çiftlikleri ve üreticileri hakkında bir yazı hazırladıklarını ve konunun agro-turizm odaklı olacağını söyler söylemez son söyleyeceğimi ilk önce dedim: “Eyvah, bu iş tehlikelidir!”.

TUR

TUR

TUR

TUR

TUR

TUR

Bu yazı üzerine, farklı kişilere ait bazı görüşleri alt alta paylaşmak isterim:

  • Sıkıntı olmayabilir ama çok zor doğrusunu kurgulamak. Turizm anlayışı değişmeli.
  • Asıl sorun Türkiye’nin çok bilmiş (hatta arsız) kentlisinde. Bu konuda çok işe yarayacak bir tez yazılır. Konuya meraklı üniversite öğrencileri çıksa da, tam teşeküllü bir dosya hazırlasak.
  • Maalesef tam öyle olamıyor. Kente dair ne kadar kötü alışkanlık varsa, onlar da köye taşınınca, köyler kent oluyor. Şu anda köydeyim ve görümcem annesine bir önceki koltuk takımını yolladığı için, üst kattaki deniz manzaralı, nefis kitap okuma sedirimin yerine onlar yerleşmiş mesela Sedircağızın dantelli örtüleri kalkmış, kendisi de bahçeye atılmış, bir süre sonra çürüyüp gidecek ve sonraki nesiller de sedir nedir ne duyacak,  de bilecek.. Buna benzer daha nice örnek..
  • Tam olarak öyle değil ama gidişat da güzel değil. Birşeyler yapabilme noktasındayız sanki. Kendimize hakim olmayı ve yok etmeme becerisini kazanabilirsek, alışkanlıklarımızı dizginliyebilirsek. Bugünkü gözlemim de güzelim taş evlerin yıkılmaya bırakılması ve biriket gibi berbat bir malzemeden ev yapılmaya çalışılması..  Ayrıca köylerin içindeki apartmanların da devlet dairelerine ait olması… Askeriye, köy işleri binaları vs…
  • O tarihte yönetmen Yüksel Aksu ile telefonla görüştüm. Dedim ki “film bu şekliyle yanlış anlaşılacak; 1 saat eşek turu yaptırmak, domates salçası yapmaktan daha akıllıca gösterilmiş”. “Evet, haklısınız, filmin 2. bölümünü de yapıcaz” demişti. Ama henüz haber yok.
  • Bu konuyu sıklıkla dile getiyorum ve her seferinde hafiften kulağım çekiliyor. Korkarım, hakim bu mantalite köyü yaşanmaz üretilmez hale getirecek. Bir dekor olarak sunulan ve kabul gören köyün köylüsü de doğal olarak aktör olacağından köy, naturasındaki işlevinden çok uzaklarda geziniyor olacak. Cânım kentin, okul görmüş- ideoloji yoksunu-çiçek çocuklarının oyun alanı olacak. Nitekim, ilgili dergi haberinde köylülüğü topluluk olarak savunan, işin hassasiyetine dikkat çeken sadece bendim sanırım.
  • Kırsala göçü aklına getirenin belli nedenleri var; maddi sıkıntı yaşıyor, boşanmış hafiften depresyonda, kentten nedensiz sıkılmış yeni bir arayış içinde, ideolojilerini kaybetmiş gençlik yeni bir amaç keşfetmiş, ….. ya da gelecekte hayatta kalmanın tek yolunun kendi yiyeceğini üretmek, kendi hayatını yönetmekten geçtiğini idrak etmiş (ki bu çok fazla açılım istiyor ama sen anlarsın nasılsa yazmaya gerek yok). Sonuncu, üreten, kendine yetenin fazlasını paylaşan sorumlu insan modeli, gerçek köylü. İhtiyaç duyulan bu sonuncu tip. Diğerleri yoz hayat modelleri üretmeye devam ederler. Permakültürcülerde de durum aynı; bir meslek olarak edinme peşinde ilgi duyan insanların çoğunluğu. Eğitmenliğinden, danışmanlığından, çiftliğinden, refahını yükselteceği gelir kapıları olarak yararlanmayı tercih ediyor. Çiftçiliği bir meslek olarak algılarsan fena; ardından haklı çıkma, had bildirme çabaları gelir. Aman deyyim. 😎 bizim toplumun karakter yapısı böyle ama kabul etmek gerek artık, hiçbir konuyu yüzeyden derine dalıp irdelemek alışkanlığı, arzusu taşımıyoruz, sığ sular güvenli geliyor bize.
  • Yaşadığım köyde komşularımın bana rehber olmasından çok memnunum. Bence köy ya da kırsala yerleşmiş kentlilerin de köylünün rehberliğine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
  • Turizm toprağın rant değerini yükseltir, yaşamsal değerini (tüm yerel değerleriyle birlikte) çoğu kez gömer. Bu yüzden ekonomik kanatlanmalara rağmen gerçek anlamda büyük risk getirir uğradığı yere!
  • Adı üstünde “trend”…ve trendler kentlerde gelişir. Gelişmiş kentlerde gelişir. Genelde kent kültürüne (mevcut kapitalist kültüre) ait olmayan, başka dünyaların yerel-doğal-geleneksel yaşamına mahsus şeylerden ithal edilir. O alana bir rağbet oluşturulur ve o satılır. Mesela hergün koşuyor ve çeşitli fizik kültür sporları yapıyorsundur ama yoga diye, hint dansları diye birşeyler var; alır trendleştirirsin, binlerce fitness stüdyolarında insanların bu tür paketlere akın etmesinı sağlayarak yeni bir pazar alanı açarsın. Alt felsefesinde zaten mevcut olana alternatif olarak sunulur. Artık insanlar diğerinden bıkmıştır. O alanda pazar doymuştur ve çöküştedir, rutindedir, arayıştadır. Yeni bir adacık oluşturulur ve oradan devasa bir piyasa-pazar ekonomisi doğar.Çiftliklerde çalışma konusu, Avrupa ve Amerika ülkelerinde bir sıralar, harici ülkelerden dil öğrenme programları çerçevesinde idi. Sonra çalışan çocuklu aileler yanında çocuk bakıcılığı karşılığında dil öğrenme programlarına çevrildi ve bu alan terkedildi. Daha sonra sanırım Avrupa ve Amerika TV’lerinde de program icatçılarının bu tür deneylemelerle TV-program konseptleri geliştirerek yolu açtığı furya oldu. Zaten ilk TV program vs. deneylerle gündeme oturur ve sonra çeşitli versiyonlara bir ticari alan doğar. Doğan o ticari alan da fonlarla desteklenir. O süreçte işin içine girmeyen meslek disiplin alanı kalmaz. Doktorlardan, psikologlardan, pedogoglardan sosyologlara, gıda mühendislerinden, tarım, besicilik ekspetlerine, politikacılardan, gazetecilerden, doğa aktivistlerine, turizmcilerden, yatırımcılardan ekonomistlerine kadar tam teşekkül bir platform engin bilgi ve çalışmalarıyla alanın endüstriyel ve toplumsal alt yapısını besler. Endüstriyel üretim-tüketim büyük sorun oldu. Bak, artık ne yediğimizi bilmiyoruz. Ne yediğini bilmek mi istersin? Organik beslenmek mi istersin? Tatillerde çiftlik yaşamını tatmak mı istersin? Çocuklarını doğal yaşamla tanıştırarak büyütmek mi istersin? vs. vs.Artık köy yaşamının, köylülüğün kalmadığı, ufak, aile ölçekli doğal özüretim yerine herşeyin endüstri sektöründe işlenerek biçimlendiği, halk ekonomisi-yerel değer ekonomisi yerine sentralize olmuş, standartlaşmış yatırım-kar hesaplarına geçildiği bir alan doğar. O “süreklilik” denen kelime, kapitalist piyasanın anladığı ekonomi ve yaşam sürekliliğini kastettiği için, bunu oluşturmayı hedef almayan her girişim, tam aksine onun karşısında düşmanlık geliştireceği bir ideolojik girişim olmuş olur. Orada artık süreklilik değil, yerle bir ediş desteklenir.

    Depresyonda mısın? Burnout musun? Kentte kötü huylar edinmiş çocuğunu mu yola getiremiyorsun? Aşırı kilolarından mı kurtulamıyorsun? Sigarayı mı bırakmak istiyorsun? Şık bir kentli kadını, erkeği olarak ya da böylesi arkadaş grubu olarak bir çiftlikte ya da bir besici ahırında ne kadar dayanabileceğini mi göreceksin? Devamlı büroda çalışmak sağlığına zararlı ve dengeyi bulmak için tam tersi bir aktivite yapmaya ne dersin? Bir çiftçi, köylü eşi olarak yaşamayı göze alıp almayacağını görmek ister misin? falan filan…

    Sonra olay, bu yönde çalışmalara, turizme, ciddi manada açık…

  • Permakültürcüler farklı bir evrende yaşıyorlar. Hayatlarında hiçbir ürün yetiştirmemiş olanlar bile kurstan sonra para kazanmak için ‘köylüyü aydınlatma’ hayalleri kuruyorlar. Geçiniz. Agro Turizm’in ise, ne kadar tartışılıp yazılıp çizilse de, aslında altından hava geçiyor çünkü bir yasal altyapısı yok. Gözden ırak yaparım derseniz, mesele yok. Ama şimdilik turizm mevzuatına uygun, belirlenmiş kriterler yok. Bir kamping işletmecisi ihbar etse, gelenler misafirim mi diyeceksiniz? İsterseniz paranoya olarak yorumlayın ama turizmde geleni gideni emniyet birimlerine bildirme zorunluluğu işletmeciyi de bir bakıma korur. Büyük kentlerdeki sorunlarından kaçan insanlara barınak sağlamak bir sürü hesaplayamadığınız sorunlara yol açabiliyor. Ben turizm değil, tanıdığım birkaç kişi ile bir mini köy modelini tercih ederim. Tecrübe konuşuyor, ak sakalıma güvenin!

İzlemediyseniz, muhakkak vakit ayırın :

Agro-turizm konusunda olası temel riskler özeti:

  1. Gelen ziyaretçilerin çevrede sebep olabileceği kirlilik ve diğer sosyal zararlar.
  2. Agro-turizm gelirleriyle ilgili fazla iyimser tahminlerde bulunmak ve finansman krizi.
  3. Gelen ziyaretçi sayısı ve konaklama tesisi artışının çevrede yaratacağı olumsuz koşullar.
  4. Tarımsal üretimin azalması, endüstriyel gıda tüketimi esaslı yaşamın başlaması.
  5. Geleneksel bilginin kaybolması.
  6. Yerel olmayan yatırımcıların çoğalması; yerel topluluğun işçileşmesi.

Tek çare, agro turizm geliri oluştururken tarımsal gelir ve faaliyetlerin denge içinde yürütülmesinden geçiyor. Agro-turizmin sürdürülebilirliği, yerel yaşam koşullarını hızla tüketmeden, geleneksel bilgiyi ve kırsal sosyal dokuyu yarınlara taşımayı sorumluluk olarak kabul eden insanların kararlılığına bağlı. Adı üzerinde “agro” diyorsak, tarımın göstermelik değil gerçek anlamıyla, yani köylüsüyle orada olması gerek.

About cem

Çiftçi ve köylü adayı.
Bu yazı Umutlarımız içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s