İyi Bayramlar

Uzun yıllardır yerel tohum dedik. O toplantılarda, raporlarda, etkinliklerde sadece yerel tohum dediğimizde, bir şeyleri gözden kaçırdık.

Kırsal alan içinde inatla sürsün diye sesimizi yükselttiğimiz değerleri düşünürken, anlaşılması ve tanımlanması gereken asıl kıymet yerel varlık değil mi? Kamusal hak olarak, ekolojik alan olarak, enerji olarak, kültürel miras olarak, biyolojik ağ olarak…

Sadece madenler, ormanlar, gıdalar ve ilaçlar etiketlenmiyor. Sosyal kimliğin oradan oraya savrulduğu bir dünya yarattık. Tarihin ders alınması gereken hikâyeleri şimdi (ve yeniden) daha çok yansıyor günlüklerimize. Çok eskilerde kaldığını sandığımız acımasızlığın, ihanetin, vurdumduymazlığın, kibir ve hırsların bulamaca dönüştüğü, ancak oldukça kibar sunumlu ziyafetleri gibi…

Bize çok uzak masallar var. Mesela, bağımsızlığını ilan ettikten sonra iç savaşın başladığı ve milyonlarca kişinin evlerini terk ettiği yepyeni bir ülke, Güney Sudan. Kevin Carter o bölgede çektiği fotoğraf ile 1994 yılının Nisan ayında Pulitzer Ödülünü kazanmıştı. 3 ay sonra intihar etti. Teşhis depresyondu.

kevin photo1

3 milyon kişinin açlıkla mücadele ettiği Güney Sudan bu yıl 9 Temmuz’da bağımsızlık gününü kutlamaktan vazgeçti. Bütçesi 450 bin dolar olarak hesaplanan kutlamayı bir gurura dönüştürme çabasını yersiz buldu hükümetleri. Ülkenin içinde yerel gruplar ve hükümet arasında çatışmalar devam ediyor.

Şimdi bu uzak masallar neden bize daha yakın gözükmeye başladı? Yanıbaşımızdaki ülkelerin ateşi, ülkemizin uzak şehirlerinin ateşi bizi neden uzun yıllar boyunca bu denli sarsmadı? Üzüntülere, kayıplara ve hayal kırıklıklarına hiç ortak olmuş muyduk?

Toprağa ve suya bağlılığın, memleket sevgisinin, ocağın kokusunun satın alınabilirliği mümkün olamıyor. Göçlerin yarattığı travmalar üç nesil sürüyor. “Parasını verir yaptırırız” dendiğinde başaklar çoğu kez boynunu büküyor. Bereket ufukların ötesine kaçıyor.

Yerel varlıklar nedir diye köyün ilkokul çocuklarına sorsanız size dere der, kuş der, at der, ağaç der, sonra evini işaret eder, gülümser. Birileri  “tarım mutlaka köylünün elinden alınmalı” demişti. Bugünlerde bir bakanımız, aynı uzak masallar ülkesinde arazi kiralayıp tarım yapılabileceğinden bahsediyor. Türkiye’de son 15 yıl içinde 3 milyon hektar küçülen tarım arazimize karşın, o toprağın insanlarını, o yerel varlıkları görmezden gelerek Sudan’da tohumlar ekmek…

Eğer sadece vicdanlarımızla baş başa kalsaydık olup biten şeylerin üzüntüsünü günlüklerimize çoğumuz asla aktarmayacaktık. Ne yazık ki korku boy gösterdi. Uzak masal ülkelerinin, uzak kasabaların ve o yerel varlıkların uzun yıllardır rüyalarına bile eşlik eden korku…

Farkında olmak, dokunmak ile başlıyor. Biz dokunamadan, bir şeyler bize dokunuyor artık. Acının, haksızlığın ve daha ötesindeki ölümcül karanlığın karşısında dimdik durmak için karar verebilmek… “Ah o eski bayramlar” gibisinden hüzünlenmeler yerine güçlü olmayı, yürekli olmayı denemek. Bayramı bu kez böyle karşılamak.

Yine sevgiyle ve fark ederek ötesini. Neden olmasın? Veya sizce başka bir yolu var mı?

Selam ve saygılarımızla,

http://www.toprakana.com.tr

 

 


Merhaba,

Okuduğum bu e-mektubunuz tüm sayıklamalarımın dile dökülüşü olmuş. Bana da gönderdiğiniz için teşekkür ederim.

Çocukluğumda hayal edemeyeceğim şeyleri ben çocuğumu büyütürken yaşamaya başladık. Üzüntü, kaygı, korku, endişenin yanında hiçbir şeye yetememe, kimseye el verememe ya da başka bir şeylere başlayamama paniği de var içimizde. “Yakında iyi olacak” diyemiyorum artık. Belki “iyi” olacak, ama “yakında” değil galiba. En azından endişeden, korkudan, kaygıdan, panikten sıyrılmadıkça hiç yakın değil…

Sizler, bizler ve tüm çiftçilerimiz için gerçek bayramların geleceği günlere…

Sevgi ve içtenlikle,

Banu B.


Yazdıklarınıza katılıyorum. Ben de bir süredir iyinin sorumluluk alıp birşeyler yapmadıkça nasıl kötüyle bir olduğunu düşünüyorum. İyi artık o gururlu, acıklı hımbıllığından kurtulup güçlenmeli. Kötü ortalıkta cirit atıyor çünkü iyi hep sessizce geri çekildi. Masallardaki gibi kötünün cezasını bulacağını umduk hep. Halbuki masalın ta kendisiyiz, hikayeyi yazanlar da bizleriz. Düşünüyorum son zamanlarda sürekli; nasıl güçlenecek iyi?

Burcu A.


Bir çoğumuzun duyumsadığı, düşündüğü hatta kafa patlattığı “bu ortaçağ karanlığı içine nasıl da düştük?” dediği zamanlardayız. Hoş, zaman bile demek istemiyorum ya. Yazdıklarınıza katılmamak, okurken korkmamak ve umutlanmamak elde değil.

Yine de sevgiyle, umutla, her zaman iyi bayramları karşılamak… Bizim bayramlarımızı.

Canan G.


O kadar dokunaklı, içten, bilgilendiren, düşündüren bir bayram mesajı yazmışsınız ki, iki kez okudum. Seçtiğiniz resmi görmüştüm ve etkisi bende çok büyük olmuştu, bahsetmeyelim. Gene de şunu sormadan edemiyorum: yaşadığımız zaman Dünya’da yaşamak için seçeceğimiz en iyi zaman değil mi? Geriye gittikçe daha çok zulüm ve acı yok mu ? Siz ne dersiniz? İyi ve kötünün savaşı bitmiyor, iyi her insana destek olmaya, birlik olmaya devam…

Sevgilerimle,
Müge Ç.


Bir süredir kafamda dolanan bazı şeyleri ne kadar güzel kelimelere dökmüşsünüz. Ve de ilginçtir, tam ihtiyaçlarımızı artık hep Toprakana’dan edinmek üzere sizleri düşünürken. Geçmiş bayramınız umarım guzellikle, bereketle geçmiştir.

Sevgiler,

Sena B.


 

 

 

 

About cem

Çiftçi ve köylü adayı.
Bu yazı Umutlarımız içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s