Hayvancılık Gerekli mi?

Önsöz:  Bilimsel olarak kabul ettiğimiz referansların mutlak doğru olmadığı bir dünyada, farklı görüşlerin de eklenmesiyle, konu incelemesi olgunlaşmasını ve derinleşmeyi sürdürecek.

                                                                        * * *

Bill Nordhaus Yale Üniversitesi’nde ekonomi profesörüdür. Nordhaus, iklim ve insanların faaliyetlerinin karşılıklı etkileşimlerini incelemiş ve ekonomi, kimya, fizikten oluşan teoriler ve ampirik sonuçları bir araya getirmiştir. Ona göre doğa, insan faaliyetlerini etkilemek ile birlikte aynı zamanda ekonomik faaliyetlerden de önemli ölçüde etkilenmektedir. İklim değişikliğini, “insanlık tarihindeki en büyük piyasa başarısızlığı” olarak tanımladı. Yakıt maliyetli olmasına rağmen, yan ürün karbon dioksit emisyonu ücretsizdir; yine de topluma maliyeti vardır; zarar verir. Diğer bir deyişle, atmosferi atık çöplüğü olarak kullanarak fayda sağlayanlar, tam bedeli, yani iklim değişikliğinin küresel ölçekte toplumlar üzerindeki olumsuz etkilerini ödemiyor. Bu piyasa başarısızlığı tedavi edilebilir mi? İnsanoğlu, gelecekteki iklim hasarlarını önlemek için mevcut refahının bir kısmını feda etmeli mi? William Nordhaus, bu sorulara cevap verecek DICE modeli ile bir çerçeve sağladığı için 2019 yılında ortaklaşa Nobel Ekonomi Ödülü’ne layık görülmüştü.

Nordhaus’a göre kirliliğe neden olan ekonomik faaliyetlerdir ve doğal süreçlerde emilirler. Emisyonlar, sermaye-emek oranının artan fonksiyonudur ve nüfus ile orantılıdır. Kişi başına düşen üretim, sermaye-emek oranı ile geriye kalan diğer kaynaklar olmak üzere iki kaynak tarafından belirlenir.

Ekonomik büyüklüğü paralelinde, son dönemde giderek daha çok kritikleşen iklim değişikliği, temiz su kaynakları ve sağlık konuları önceliğindeki ilişkisiyle 1950’ler itibarıyla küresel boyut kazanan hayvancılık sektörünü parametrik olarak inceleyebiliriz.

(Tip 3 açıklama: Farklı gelir kaynakları olmayan bölgelerde sürdürülen dış girdi koşullu hayvancılık)

Üretim ve bakım koşulları açısından, Tablo No 2’de yer alan dört tip hayvancılığın her birinin dünyamızın sürdürülebilirliğinde farklı oranlarda etkisi var. Sera gazları salınımı ile iklim değişikliği, temiz su tüketimi, biyoçeşitlilik baskısı ve insan ile hayvanların karşılıklı etkileşimleri neticesindeki sağlık etkileri ve buna ek olarak olarak hayvansal besinin güncel bulgular ile etkilerini incelememiz önemli.

Üretim genel olarak artış hedeflerini korusa da, tüketiciler tarafında değişimler gözlemleniyor. Özellikle dünyanın gelişmiş bölgelerinde bitkisel temelli beslenme (vegan) tercihlerin yükselişine tanık oluyoruz. Yapılan bir ankette, ABD’de veganlar nüfusun henüz %1’ini oluştururken halkın yarıya yakını da daha çok bitki kökenli etsiz et yemeye başlayacakları ve giderek gerçek et yemeklerini azalacakları görüşünü dile getiriyor.

Benzer söylemler ABD dışında, Avrupa ülkelerinde de yaygınlaşan şekilde dile getiriliyor. 11 Avrupa ülkesinde yaşayan tüketicileri kapsayan (Avusturya, Belçika, Almanya, Yunanistan, İtalya, Litvanya, Hollanda, Portekiz, Slovakya, Slovenya ve İspanya) anketteki 10 bin katılımcının %40’ından fazlasının ya et tüketimini azalttığını ya da kırmızı et yemeyi tamamen bıraktığını anlaşılıyor. Tüketiciler, genetiği değiştirilmemişse sebzeli hamburger yeme olasılıklarının daha yüksek olduğunu ifade etmiş. Laboratuvarda yetiştirilen et, tüketiciler arasında popülerlik açısından düşük sıralarda yer almış. Et ürünleri yerine çok tercih edilen ikame “geleneksel vejetaryen yiyecekler”… Tüketicilerin %60’ı bitki bazlı gıdalar lehine etten kurtulmaya istekli olduklarını belirtmiş.

Birkaç yıl önce Çin’in et tüketimini %50 azaltma planı iklim kampanyacıları tarafından da beğeni ile karşılanmıştı. Ülkede önerilen yeni beslenme kuralları, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını 1 milyar ton azaltabilir ve ülkenin obezite ve diyabet sorunlarını azaltabilir. On yıllardır Çin’de et tüketimi yükselen hayat standardı ve gelir göstergesiydi. Ne var ki, son yıllarda geliri ve eğitimi artan kesim ‘vegan devrimi’ni benimsemeye ve bunu üst sınıf bir trend olarak görüp uygulamaya başladı (1).

Ulusal Bilimler Akademisi araştırmalarına göre, 2016 ile 2050 yılları arasında et tüketiminde küresel bir azalma, yılda sekiz milyona kadar hayat kurtarabilir ve sağlık hizmetleri ve iklim değişikliğinden kaynaklanan maliyetlerde 31 trilyon dolar tasarruf sağlayabilir.

“Doğa, insan ve hayvan dostu” bakım ve hizmet alım koşuluyla; ipekböcekçiliği, gıda veya harici hizmet amaçlı böcek türlerinin yetiştiriciliği, gübre üretimi amaçlı bitkisel temelli beslenen solucan, balının en az yarısı kovanda bırakılan arıcılık sektörü aşağıda listelenen parametreler esasında olumsuz olarak yorumlanmamıştır.

Ayrıca her hangi bir ürününden faydalanılmayan ancak evcil (kedi, köpek, vb) ve hizmet alım amaçlı küçük ölçekte yetiştirilen hayvanlar (at, eşek, öküz, manda, deve, vb.) sahipliği ve kullanımları hayvancılık sektörünün bu yazıda incelenen olumsuz etkilerini yaratmamakla birlikte, asıl olarak etik yaşam koşullarıyla değerlendirilmeli. Bu kapsamda, hayvan dövüşçülüğü, yarışları, gösteri ve sergileri (hayvanat bahçeleri, yunus havuzları, sirkler, vb) hayvan hakları açısından en olumsuz örnekleri teşkil ediyor.

Kategorik önceliklerde (Tablo No:2, tipleri) hayvancılıktan vazgeçmemiz gerekli ve mümkün ise, diğerlerinin yanında öne çıkan iki soruya yanıt verebilmemiz gerek:

1. İnsan ve doğa dostu tarım, hayvancılık olmadan sürdürülebilir mi?
2. Hayvansal gıda almayan herkes sağlıklı kalabilir mi?

İnceleme konusu başlıkları:

A. Küresel Hayvancılık
B. Çevresel Etki
C. Hayvancılık Ekonomisi
D. Hayvan ve İnsan Sağlığı İlişkisi
E. Sürdürülebilir Tarım
F. Geleneksel Değerler
G. Beslenme Temelli Sağlık
H. Kamusal (tüm gezegen varlıkları) Hak ve Etik Anlayış

A. KÜRESEL HAYVANCILIK  
#KonuÖzet / Etki değeri
1Et yiyenler, sağlık, çevre ve lezzet nedenleriyle et yerine bitki bazlı protein seçeneklerini giderek daha fazla tercih ediyor. Bununla birlikte, Küresel Et ve Kümes Hayvanları Eğilimleri raporunda yayınlanan yeni Paketlenmiş Gerçekler raporunda yayınlanan verilere göre, dünya çapında et tüketiminin 2023 yılına kadar yılda % 1,4 artması bekleniyor. Tüketimi son 20 yılda, özellikle gelirleri yüksek olan toplumlarda, ortalama iki kattan fazla artarak 2018’de 320 milyon tona ulaştı. 2019’da Almanya’da kişi başı tüketim 60 kilogram. Birleşik Krallık’ta, Britanyalılar ihtiyaç duyduklarının iki katı hayvansal protein tüketiyorlar ve her yıl ortalama 80 kg et ve 10,2 kg peynir yiyorlar. ABD ve Avustralya’da ise 100 kilogramdan fazla. 20. yüzyılın ikinci yarısında dünya çapında et üretimi kabaca beş kat arttı.Et yemek ve yüksek gelir ilişkisi.
2Dünya genelinde insanlar giderek daha fazla domuz eti ve kümes hayvanı yiyor. Yalnız kümes hayvanları önümüzdeki on yıldaki küresel büyümenin yaklaşık yarısını oluşturacak. Örneğin ABD’de kişi başına sığır eti tüketimi son 30 yılda üçte bir oranında azalırken, kümes hayvanı tüketimi iki katından fazla arttı.Kümes hayvancılığı oranı artıyor.
3Büyük et şirketleri, endüstriyel üretimden ve çok sayıda hayvanın katledilmesinden sorumludur. Bunların en büyüğü, Brezilya’da, JBS’dir. Şirket, 15 ülkede 400’den fazla şubesi ile temsil edilmekte ve günde 75 bin kadar sığır, 115 bin domuz, 14 milyon kümes hayvanı ve 16 bin kuzu kesiyor. Hep birlikte ayda 210 bin tondan fazla etle sonuçlanır. JBS şirketini, ABD’den Tyson Foods ve Cargill ve Çinli WH Group takip ediyor. Sığır eti kategorisinde, JBS, Tyson, Cargill ve Marfrig (Brezilya), birlikte dünya pazarının yüzde 85’ini kontrol ediyor. Diğer sektörlerde olduğu gibi, ülkelerdeki yerli şirketlere büyük ortak olarak veya satın alarak küresel stratejilerde büyümeye devam ediyorlar.Az sayıda şirket dünya hayvancılığına hâkim.
  
B. ÇEVRESEL ETKİ
SıraKonuÖzet / Etki değeri
1Endüstriyel hayvancılık yoğunlaştırılmış kapalı alanlarda yapılıyor. Sözde açık havada ve serbest dolaştığı söylenen hayvanların büyük çoğunluğu “doğal beslenme” alanlarına sahip değil.  Ülkelerin kanunları sahipsiz meraları savunmuyor. Son kalan mevcut meralar geleneksel hayvancılık için bile artık yeterli olmadığından küçük çiftçilerin de büyük bölümü hayvanlarını çoğu zaman kapalı alanda tutuyor, yem satın alıyor. Ülkemizde Doğu ve Güneydoğu Anadolu yaylaları gibi hayvanların yayılabildiği ve kendi yemini üreten bölgesel istisnalar var (Tablo No:2, Tip: 1). Ancak artan sayıda çiftlik hayvanı, her zamankinden daha fazla miktarda tahıl veya yağlı tohumlardan yapılan (neredeyse tamamı GDO’lu) yemler ile besleniyor. Bu da ormanlar veya ova nitelikli alanların (mera ise sahiplendirilerek) küresel kontrollü yem sanayine dönüşümüne neden oluyor. Dolayısıyla:
a) Yaban hayvanlarının habitatlarının tahrip edilmesi, insanlar ve hayvanlar arasındaki teması çoğaltıyor; bu durum virüslerin bulaşmasına ve yeni pandemilerin ortaya çıkmasına yardımcı oluyor.
b) Yerel ve küçük toprak sahibi toplulukların geçim kaynaklarının yok olmasına yol açıyor.  
Kapalı alanda beslenme: gdo’lu yem sanayi, ormansızlaşma, sağlıksız koşullar.
2Hayvanların sindirim süreçleri yılda 100 milyon ton metan gazı salıyor. Tüm dünyadaki karbon dioksitin % 9’u, metan’ın %37’si, azot oksit’in % 65’i hayvancılık faaliyetleri sonucunda açığa çıkıyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’ya göre, hayvancılık 2013’te küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 14,5’ine katkıda bulundu. Bu emisyonların yüzde 45’inin üretim ve işleme; yüzde 39’unun yem ve enterik fermantasyondan (sindirim sisteminden) kaynaklı olduğunu tahmin ediliyor. Beş büyük et ve süt ürünleri şirketi (JBS, Tyson, Cargill, Dairy Farmers of Amerika ve Fonterra) hep birlikte Exxon, Shell veya BP gibi büyük bir petrol şirketinden daha fazla emisyon yaratıyorlar.  Hayvancılık, sera gazları emisyonu ile iklim değişikliğinin önemli sorumluları arasında.
3Bir kilogram sığır eti üretimi ortalama 15 bin litre su tüketir, aynı ağırlıktaki koyun veya keçi eti yaklaşık 9 bin, domuz eti 6 bin ve tavuk için 4.3 bin litre su tüketir. Örneğin; su tüketim miktarı hesaplarken 15 bin litre su gerektiren bifteğin kaynağı olan hayvan kesildiğinde yaklaşık üç yaşında olduğu tahmin ediliyor. Bu süre zarfında, çeşitli tahıllar ve soyadan yapılan 1.300 kilogram yoğunlaştırılmış yem, ayrıca 7.200 kilogram kaba yem (ot, saman, silaj) ve 24.000 litre su tüketir. Bir başka ifadeyle, 1 hamburger için 3 ton su gerekir. Dünyadaki temiz suları 1/3’ünü hayvancılık ve süt endüstirisi tüketiyor. Dünya nüfusunun en az dörtte biri aşırı derecede susuzluk çekiyor ve Türkiye kişi başına düşen yıllık 1519 m3 su ile ‘su fakiri’ bir ülke. Temiz su ve iklim değişikliği gezegenin en büyük sorunları arasında. İklim ve su rejimlerindeki değişiklik, “susuz tarım” araştırmalarının ve farklı atalık/yerelleşmiş tohum çeşitleri ile tüm dünyada açık alan çalışmalarının önemini hatırlatıyor. İklim değişikliği ve susuzluk dönemlerinde tohum ve tarım kendine “doğal” çıkış yolları bulabiliyor ancak hayvanların temiz su ihtiyacı sabit bir yaşamsal koşul.Su tüketimi gıda sektörü içinde en başta yer alıyor. Hayvancılığın azalan su kaynaklarına toleransı yok.
4Dünyadaki tüm ekilebilir alanın %70’i hayvanlar için kullanılıyor. 6 dönüm arazide 16 ton bitkisel gıda veya 170 kg hayvansal gıda elde edilebilir (yaklaşık oran 1/100). Bitkisel temelli beslenen bi kişinin bir yıl boyunca beslenmesini sağlayacak gerekli alan 700 metrekare iken, et ile beslenen kişinin ihtiyaç duyacağı alan 18 katı olarak hesaplanıyor.Alan kullanımı ve bitkisel üretim karşılaştırması
5Toplumların dünyanın farklı coğrafyalarında kendi geleneksel mutfağına uyumlanmış şekilde, “iklim dostu mutfak” anlayışı geliştirmesi ve buna göre yemek yemesi desteklenebilir. Devletler bu yönde teşvikler sağlayabilir. Tamamen bitkisel bazlı beslenmeye yakın bir diyet uygulamak dünya emisyonlarında 650 milyar metrik ton sera gazı emisyonunun azalması anlamına gelecek.  Kamu ve çevre duyarlı mutfak anlayışı.
  
C. HAYVANCILIK EKONOMİSİ
SıraKonuÖzet / Etki değeri
1Dünyanın en büyük et üretici firması JBS’nin (Brezilya), yüzde 20’si de Brezilya Kalkınma Bankası’na aittir ve bu banka, vergi mükelleflerinin paralarıyla kurulmuş bir kamu bankasıdır. 2017 yılında, Brezilya savcılığı, şirketin yolsuzluğunu tespit ederek Brezilya tarihindeki en yüksek para cezalarından birini verdi. JBS patronlarının işleri için yaklaşık 1.900 hükümet görevlisine rüşvet verdiği ortaya çıkmıştı.Büyük üretim, büyük ahlaksızlık.
2Sivil toplum kuruluşu Feedback’e göre, dünyanın dört bir yanından 2,500’den fazla yatırım ve özel banka ve emeklilik fonu 2015 ile 2020 arasında et ve süt ürünleri şirketlerine toplam 478 milyar ABD doları yatırım yaptı; en büyük yatırımcılar arasında Black Rock, Capital Group, Vanguard ve Norveç Hükümeti Emeklilik Fonu var.Hayvancılık sektörü aynı zamanda bir yatırım aracı, bu da siyasi güç yaratıyor.
3Dünyanın en fakir ülkelerindeki gelirin yaklaşık %70’i hayvancılık üretiminden geliyor. Bu bölgelerde sosyo-ekonomik kalkınma olmamasının nedeni olan eğitim alanında geri kalmışlığın öncelikle çözüme kavuşturularak alternatif gelir modellerinin araştırılmasını gerektirir.  İlk etapta altenatifsiz olan bu bölgelerde hayvancılığın sürmesi yaşamsaldır; kaçınılmazdır.Hayvancılığın henüz alternatifi olmadığı bölgeler vardır. 
4Türkiye’de 20 yıl önce hayvan başı 50 TL yem desteği vardı. Tarım ve Orman Bakanlığı 2020 yılında bir defaya mahsus olarak, Turkvet, Süt Kayıt Sistemi ve Et Kayıt Sisteminde kayıtlı olan işletmelere ve hayvanlara, 20 başa kadar hayvanı olan işletmelere büyükbaş hayvan başına 65 TL, küçükbaş hayvan başına 6,5 TL yem desteği verdi.Türkiye’de desteklemeler.
52019 yılı Hayvansal Üretim İstatistikleri’ne göre, büyükbaş hayvan sayısı Haziran ayı sonu itibariyle 18 milyon, toplam küçükbaş hayvan sayısı ise 50 milyon oldu. TÜİK verilerine göre en fazla sığır beslenen il Konya’dır. İklim koşulları ve bitki örtüsü sığır besiciliğine elverişli olmayan Konya’da sığır sayısının fazla olmasının nedeni burada besi hayvancılığının gelişmiş olmasıdır. Aynı kurumun verilerine Van, Konya, Şanlıurfa ve Ağrı en fazla koyun beslenen illerdir. Koyunlarımızın beslenmesi büyük ölçüde giderek verimsizleşen meralara dayanmaktadır. Bu nedenle dengeli beslenemezler; sağlık ve koruma önlemlerine gerekli özen gösterilmemektedir.Türkiye’de yetiştiricilik.
D. HAYVAN ve İNSAN SAĞLIĞI İLİŞKİSİ
SıraKonuÖzet / Etki değeri
1Antibiyotiklerin hayvan başına kullanımı her zamankinden daha fazla.  ABD’deki antibiyotik satışlarının %80’i çiftlik hayvanları için, Avrupa’da ise bu oran %50. Dünya çapında satılan tüm antibiyotiklerin %73’ünün hasta insanlar için değil, hayvanlar için kullanılıyor. Bakteriler sürekli mütasyonlarla yeni koşullara adapte oluyor. Türler arasında diğer bakterilere de aktarabilecekleri direnç genleri gelişiyor. 2007’den beri insanlarda veya hayvanlarda enfeksiyonlara karşı yeni bir antibiyotik sınıfı piyasaya sürülmedi.Hayvanlar için antibiyotik kullanımı.
2Ahırlar ve mezbahalar gibi hayvan yoğunluğunun daha yüksek olduğu bölgeler dirençli patojenlerce istila edilmiştir. Ahırlarda risk 100 kattan fazladır. 2020 Yazında Covid-19 Almanya’da, önce Rheda-Wiedenbrück Tönnies’deki en büyük mezbahada patlak verdi. 1.500’den fazla işçi enfekte oldu (bunların birçoğu yurtdışından gelen, az paraya ve güvencesiz koşullarda çalışan işçilerdi). Orada her gün ortalama 30,000 domuz kesiliyordu.  Hayvan kapalı alanlarının oluşturduğu sağlık riskleri.
3Zoonozlarda – yani hayvanlardan insanlara ve insanlardan hayvanlara bulaşan hastalıklar; hem hayvanları hem de insanları kolonize eden patojenle artış gösteriyor. Çeşitli zoonozların yaklaşık % 75’i yabani hayvanlardan ve etlerinin tüketimi yoluyla ortaya çıkıyor. Yaban hayatının yer aldığı alanlar yok edildikçe, yaban hayatı ve insan yaşam alanları giderek daha fazla örtüşüyor. Yani enfekte hayvanlarla enfekte olma riski artıyor.  Zoonos örnekleri: Kuduz, Kuş gribi, Domuz gribi, Bovine spongiform encephalopathy, BSE  (Deli Dana) hastalığı, Şarbon, Tüberküloz, muhtemelen COVİD-19, vb. (1,2). COVİD-19 salgın kökeni olarak Çin’in Wuhan kentindeki açık vahşi hayvan pazarı, virüsün yabani et tüketiminden kaynaklandığından şüpheleniliyor. Uluslararası hayvan sağlığı örgütü (OIE) verilerine göre, insanlarda mevcut bulaşıcı hastalıkların %60’ı zoonozlardır.   Çevresel bozulma ve zoonozlar arasındaki bağlantıya örnek bir salgın: Malezya’daki Nipah virüsü (NİV).  1998 yılında, Endonezya’da kesilen ve kuraklık etkisinde yanan beş milyon hektar orman Ağustos’tan Ekim’e kadar kısa bir süre içinde yok oldu. Büyük duman dalgaları Malezya ormanlarının yeterli çiçek ve meyveye sahip olmasını engelledi. Nipah virüsünü taşıyan meyve yarasaları, mango çiftliklerinde yiyecek aradılar; mango yiyen evcil domuzlara tükürük veya idrar yoluyla bulaştılar. Domuzlar da çiftçileri enfekte ettiler. Yaklaşık 300 insan vakası bildirilmiştir. Nispeten küçük bir sayı olsada, salgını durdurmak için bir milyondan fazla domuz itlaf edilmiştir. Bu olayda, küresel hayvancılık sektörünün, ülkemizde kuş gribini bahane ederek yok etmeye çalıştığı köy tavukları gibi bir ihtimal de akla gelmekle birlikte, doğal – yaban koşullarından uzaklaşmış hayvanların sebep olacağı hastalıkların artacağı (ve buna engel olmak üzere giderek daha çok miktarda kullanılan antibiyotik) ve bu nedenlerle öldürülen hayvanlar gerçektir.   Hayvanlardan geçen hastalıklar.
4Tarım Orman Bakanlığı, Şubat 2021’de genetiği değiştirilmiş 1 mısır ile 4 soya çeşidi ve ürünlerinin hayvan yeminde kullanılmasına onay verdi. İzin 10 yıl süreyle geçerli olacak. Bugün artık kapatılmış olan Biyogüvenlik Kurulu, 2012 yılında ayında 13 GDO’lu mısır çeşidine hayvan yemi olarak ithalat izin vermişti. Türkiye’de GDO’lu yem kullanımı hem insan sağlığı, hem hayvan sağlığı hem de tarım açısından soru işaretleri taşıyor. Yapılan araştırmalar GDO’lu yemin büyük bölümünün sindirilmeden vücuttan atıldığını gösteriyor.GDO’lu yem
  
E. SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM
SıraKonuÖzet / Etki değeri
1Klasik bütüncül (holistik) anlayış (örneğin: biyodinamik tarım veya permakültür) temelinde çiftlikler kompost, gübre ve hayvan yemi konusunda kendi kendine yeterli olmayı amaçlar. Küçük çiftçilik kapsamında hayvan sahibi de olan tarımsal üreticilerin oranı, yem ve bakım maliyetlerinin artması ve düzensiz et piyasası koşulları nedeniyle sürekli azalmaktadır. Organik çiftliklerin çoğunda coğrafya, yetersiz mera ve su kaynakları koşulları nedeniyle hayvancılık yapılamıyor. Hayvacılık yoksa doğa ve insan dostu tarım da yok mu demektir?Kendine yetebilirlik mümkün mü?
2Organik sertifikalı tarım geçmişten günümüze hayvancılığı tarımın ayrılmaz bir parçası olarak görerek bütüncül tarımsal üretim için hayvan gübresi önerir. Dünya genelinde organik tarım bahçelerinde kullanılan hayvan gübreleri büyük oranda GDO’lu yemler, antibiyotik ve kapalı alanda sağlıksız yaşam koşullarına maruz kalmış hayvanlara ait.  Kullanılan hayvan gübresi niteliği.
3Doğa ve insan dostu tarımsal faaliyet için gerekli gübre ve destekleyici dış girdi olarak, (tercihen bitkisel temelli beslenen) solucan gübresi (1,2), kompost, biçilmiş yeşil ot (yeşil gübreleme) ve etkin mikroorganizma (EM, 1) uygulamaları kullanılabilir. Alternatif dış girdiler
4Japon, Shumei doğal tarımı ise çok daha sade ve manevi öneriler sunar: kompost toprağı beslemek amaçlı değildir, toprağın kendi kendini beslemeye ihtiyaç duyduğu nem ve sıcaklığı korur. Toprak sadece çürüyen değil, fermante olan organik madde ile zenginleşir. Bitkiler dış girdilere bağımlı oldukça kendi iyileşme güçlerini kaybederler. Toprak yaşayan bir varlıktır, saygı gösterilmesi gerekir ve mevcut imkanları ne sunuyorsa ona göre yetiştiricilik deseni oluşturulmalıdır. Shumei tarımı, Kanada, Brezilya, İngiltere, Almanya, İtalya, Japonya, Filipinler, Amerika Birleşik Devletleri ve Zambiya’daki çiftlikler dahil olmak üzere dünya çapında binlerce çiftçi tarafından uygulanıyor (1, 2).Shumei Doğal Tarımı
F. GELENEKSEL DEĞERLER
SıraKonuÖzet / Etki değeri
1Geleneksel hayvancılık açık alanlarda serbest dolaşan ve serbest beslenen hayvanları kapardı. Antibiyotik uygulaması yok denecek kadar azdı. Ülkemizde, geçerli olmakla birlikte uygulaması imkansızlaştırılmış Köy Kanunu vasıtasıyla sahip çıkılamaz hale gelmesi sonucu mera alanları yok olmakta. Ülkemizin bazı bölgeleri haricinde, genel olarak serbest gezen hayvanlar en iyi ihtimalle ormanlık alanlarda  kaçak olarak otlatılıyor. Düzenli ve yasal düzenlemeye tabi otlatma alanları birçok bölgemizde olmadığından geleneksel yöntemler uzun yıllardır geçerliliğini yitirmiştir.Hangi merada geleneksel üretim devam edecek?
2Tüm dünyada ve ülkemizde, istisnalar dışında, kapalı alanlara sıkışmak zorunda kalan küçük çiftçi hayvancılığı endüstrinin dayattığı bakım esaslarında aynı ilaç, yem ve dış girdilerle beslenmeye başlamıştır.Geleneksel hayvancılık endüstri kontrolünde.
3Köylerdeki “geleneksel” gıda eski nesillerle beraber yok olmaya gidiyor. Genç nesiller geleneksel adı altında çoğu kez aslından farklı ve sağlıklı olmayan (kaynağı zehirli tarım ilacı kalıntısı içerebilen, üretim ve muhafaza şekli hatalı olabilen) mamul gıda ürünleri üretebiliyorlar. STK, üniversite, devlet işbirliğinde eski değerlerin yeniden gün ışığına kavuşması ve eskisinden de daha sağlıklı üretim mümkün. Bu üretim, iki koşulu taşıyan bölgelerde, doğal – sürdürülebilir/iyileştirici/onarıcı dengelerde gerçekleşmeli:
1) hayvanlığın halen “temiz” (beslenme, bakım koşulları) şekilde devam edebildiği bölgelerde (örneğin, büyükbaş için Doğu ve Güneydoğu Anadolu gibi) ve temiz hayvancılığa imkan oluşturabilen (Tablo No:2, Tip 1) mikro ve makro düzeydeki bölgelerde (mikro bölge: halen temiz ve sürdürülebilir geleneksel hayvancılık imkanları olan köyler; makro bölgeler: Gökçeada, Iğdır, Urfa gibi daha geniş ölçekli alanlarda temiz hayvancılık koşullarının özel yönetmelikler ve kontroller ile sağlanması. Köy seçimleri kirletici barındırmayan, açık-serbest dolaşma ve temiz hayvancılık kapasitesini zaten barındıran yerler olmalı. Bu gibi köyler “temiz” tarım koşulu veya hedefi de taşımalı) veya,
2) hayvancılık dışı gelir ve yaşam imkanı olmayan bölgelerde (örneğin, Afrika ve Asya kıtalarının bir bölümü) (Tablo No:2, Tip 3, 1, 2) halkların katma değerli mamul ürünler üretimi yapması (endüstriyel alıcılara süt veya karkas et olarak satışı yerine) ve pazarlaması desteklenmelidir.
Geleneksel gıdanın yaşatılması, hayvancılığın sınırlı koşulları ve sosyo-ekonomik refah imkanı
G. BESLENME TEMELLİ SAĞLIK
SıraKonuÖzet / Etki değeri
1[Tablo D (tekrar):] Besicilikte büyümeyi kolaylaştırıcı antibiyotiklerin kullanımı çeşitli riskler oluşturuyor. Çok yüksek oranlarda antibiyotik kullanımı duyarlı bakterileri seçici olarak baskılarken dirençli suşların seçilmesine neden olur. Hayvanlar arasında dirençli bakterilerin yayılımı insanlara bulaş riski de taşıyor. Bu bakteriler sadece hayvanların içinde ya da onların yaşadıkları çiftliklerde kalmayıp toprak, su ve hava yoluyla etraftaki diğer çiftliklere bulaşıyorlar. Sebze tarımcılığı yapanların sebzelerinde de bu bakteriler çoğunlukla yer alabiliyor. Özellikle antibiyotikli hayvanların gübrelerinde çok daha fazla dirençli bakteri görülmektedir ki yine bunları yok etmek için daha da fazla antibiyotik kullanımına gidilmektedir. Bu dirençli bakteriler aynı zamanda o çiftlikte çalışanların ayakkabıları, arabaların lastikleri gibi yollarla çok daha farklı ortamlara da kendilerini sokmaktadırlar. Bağışıklık sistemi zayıf olan insanların sistemlerine bu bakteriler girdiklerinde ölümcül olabiliyorlar. Yani antibiyotikli hayvanların etini yemesek de buna karşı korunduğumuz anlamına gelmiyor. Tek çare, devletlerin yönetmelikleri ve sıkı kontrolünde çok daha düşük düzeyde antibiyotik hayvan yetiştirmektir. Bu konudaki en büyük adımı Danimarka 2000 yılında atmıştır. Son 15 senede hayvanlarda kullanılan antibiyotik satışı %50 düşmüştür ve buna bağlantılı olarak antibiyotiğe direnç gösteren bakterilerin sayısında da büyün oranda azalma görülmüştür. Hayvanlar için kullanılan antibiyotiklerin insana etkisi
2Dr. Murat Kınıkoğlu: “Önümüzdeki 20 yıl Türkiye’nin kalp damar hastalıklarıyla uğraştığı yıllar olacak. Her gün haberlerde tanıdığınız ünlü bir simanın aniden öldüğünü veya kalp krizi geçirdiğini işiteceksiniz. Çok sayıda insan yoğun bakıma kaldırılacak, stent takılacak, by-pass’a girecek. Kalp krizi ölüm oranları açısından Avrupa’da açık ara birinci olan ülkemiz yeni rekorlar kıracak. Bu kötü gidişatta, ünlü bir meslektaşımızın -tebessümle karşılanan ancak zevkle uygulanan- hayvansal proteinli ve yağlı beslenme önerilerinin büyük payı olacak. Vegan beslenmede et, tavuk, balık gibi her türlü hayvanın etiyle birlikte bu hayvanların doğal hayatta kendi yavruları için yaptığı süt yumurta gibi hayvansal ürünler ve bu ürünlerden kültüre edilen peynir, yoğurt gibi yiyecekler de yenmez. Önerimiz; yeşil sebzeler, patates, havuç gibi kök bitkiler, bulgur, pirinç gibi tahıllar ve meyvelerden ibaret, hayvansal ve işlenmiş fabrikasyon ürün içermeyen ve asla ekstradan yağ ilave edilmeyen beslenme olan Az Yağlı Vegan Beslenme (AYVB)’dir (1). Doğru prensipler içinde beslendiğiniz, işlenmiş, paketli hazır yiyecekler tüketmediğiniz sürece hiçbir vitamin ve mineral eksikliğiniz olmaz. Diyete tam olarak uyarsanız altı ay sonra B12 vitamin desteği alacaksınız. Balık yağı dahil olmak üzere başka hiçbir desteği ihtiyacınız yok.”
Bir kap mercimek veya bir fıstık ezmeli sandviç ile 85 gram biftek veya 3 yumurta eşit protein seviyesine sahip. Protein kalitesi açısından baktığımızda bitkisel protein değeri daha mı düşük? Proteinler amino asit zincirleridir, ve vücudumuz bazı amino asitleri üretemez. Önemli amino asitler olduklarından besin kaynaklarından almamız gerekir. Hayvan proteinin daha üstün olduğunu söylerken ki argümanlardan biri, bitki bazlı proteinlerin tam olmadığından bütün amino asitleri alamayacak olmamız; bu tam olarak gerçeği yansıtmıyor (1, amino asitler konusunun devamı 4. maddedir).
Proteinler yaşamsal olarak elbet ki çok önemli, ancak vücudumuza hangi paket ile ve hangi kapasiteler ile geldiklerini bilmemiz gerekiyor. Enflamasyonlar ve iyileştirme gücü açısından bakalım: Hayvansal ürünlerde enflasmasyona ve koroner kalp (CHD) gibi farklı hastalıklara yol açabilen moleküller de vardır; Neu5Gc (özellikle kırmızı ette, 1), endotoksinler (1) ve Heme Demiri (1, 2). Hayvansal ürünler tükettiğimizde bağırsaklarda yaşayan bakteri yapısı ve mikrobiyom değişir. Karşılaşılan bakteri yapısı enflamasyonu arttırır,TMAO (1) gibi enflamasyona ve kalp hastalılarına (1) yol açan gibi mediyatörleri üretir. Damarlarda enflamasyon kan akışını yavaşlatır; kaslarda ve eklemlerde sızıları arttırır, iyileşmeyi geciktirir. Bitki bazlı protein alındığında, antioksidanlarla, fitokimyasallarla, minerallerle ve vitaminlerle gelirler; ve bu enflamasyonu azaltır, mikrobiyomu ve kan akışını düzenler; vücut performansını iyileştirir. Söz konusu antioksidanlar büyük oranda bitkilerde bulunur; bitkilerde hayvansal ürünlere oranla 64 kat daha fazla antioksidan vardır. Birim porsiyonda, göbek salatasında bile somon ve 3 yumurtadan daha fazla antioksidan bulunur. Hayvansal proteinin içeriğinin yanısıra, vücudumuzda sindirim işlemi bile kardiyovasküler sistemi yıpratan enflamasyona yol açan bileşenler (heterocyclic amin, nitro amin, trimethyl amin) oluşturur. Bu da proteinlerini tamamen bitkilerden alan insanların kalp hastalığı riskini neden azalttığını açıklıyor (1).
Hayvansal protein ve bitkisel temelli beslenme
3Hayvanlar midelerindeki mikrobiyal etkileşim yoluyla B12 vitamini alırlar. Hayvan midesi, B12 sentezleyen bakteriler dahil olmak üzere çeşitli mikroorganizmalar içerir. Üretilen B12 bağırsakta emilerek hayvanların karaciğer ve kaslarında depolanır veya sütlerine salgılanır. Diğer hayvanlar da yumurtalarına B12 geçirerek et, süt ve yumurtaları B12 vitamini kaynakları haline getirebilirler. Bitkisel beslenenlerde B12 vitamini en önemli eksikliklerden biri olsa da, D vitamini, demir, çinko ve omega-3 yağ asitleri de dahil olmak üzere bitki bazlı bir diyet uygularken dikkat edilmesi gereken başka vitamin ve mineral eksiklikleri de vardır. Diyet planlaması ve dönemsel laboratuar analizi ile bu değerlerin vücutta miktarı kontol edilmelidir.Bitkisel beslenmede B12 ve diğer vitamin/mineral kontrolü önemli.
4Vücudumuz büyüme ve gelişme fonksiyonlarını devam ettirmek için 20 farklı amino asit tipine ihtiyaç duyar. Ancak bu amino asitlerden sadece 9 tanesi esansiyel, yani dışarıdan alınması zorunlu olarak tamınlanır. Bunlar; histidin, izolösin, lösin, lizin, triptofan, metionin, fenilalanin, treonin ve valin olarak bilinir. Balık, kırmızı et, beyaz et, süt ürünleri ve birçok yumurta türü gibi hayvansal kaynaklı besin, esansiyel amino asitlerin hepsini içerir. Bu yüzden bu kaynaklara tam protein kaynakları denir. Soya fasulyesi, yağlı tohumlar, kuru baklagiller, tahıllar, gibi bitkisel protein kaynakları ise esansiyel amino asitlerin tamamını içermezler. Yalnızca kinoa ve karabuğday (buckwheat) tüm esansiyel amino asitleri içerirler ve “tam protein” olarak adlandırılırlar.Amino Asit meselesi
5Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu’ndan Marta Guasch-Ferre: Tekli doymamış yağların kardiyovasküler sistem ve ölüm oranları üzerindeki koruyucu etkisini gözlemleyeceksek, bitkisel yağlar önceliğimizdir. Araştırmada bitkisel yağları çok tüketenlerin az tüketenlere göre ölüm risklerinin %16 oranında daha az, hayvansal yağları çok tüketenlerin de az tüketenlere göre %21 oranında daha fazla ölüm riskine sahip olduğu belirtilmiştir.Bitkisel yağlar vs Hayvansal yağlar
6







Güçlü kemik ve kas yapısında etkili olan stronsiyum, bitkisel beslenme ile daha yüksek oranlara ulaşıyor. Romalı gladyatörlerin incelenen kemik yapıları ve bitkisel beslenme rejimleri ilişkisi oldukça şaşırtıcı > (1, 2).
19, yüzyıl itibarıyla genel kabul gören ve kas enerjisinin hayvansal proteinden sağlandığı bilgisi hatalıdır. Bu enerji karbonhidrat ve kaslarda saklı glikojen olarak gelir. Karbonhidratların vücuttaki rolü, çalışan kaslar için enerji sağlamayı, merkezi sinir sistemi için yakıt sağlamayı, yağ metabolizmasını sağlamayı ve “proteinin enerji olarak kullanılmasını önlemeyi” içerir. Bununla birlikte, karbonhidratlar, kas kasılması ve biyolojik çalışma için “tercih edilen” enerji veya yakıt kaynağıdır.
Hayvansal protein ve bitkisel temelli beslenme
7Paleo diyeti son dönemde popüler (1). Harvard Üniversitesi’nden Antropolog, Richard Wrangham’a göre, akla önce et gelse de, o dönemde bitkiler genel kabulden çok daha fazla önem taşıyordu (1, 2, bkz. Dip not:1). Tarihsel süreçte, özellikle tarım ve hayvancılık başlamadan önce insanlar coğrafyalarının koşullarına göre beslendiler ve gen yapıları birbirinden oldukça farklı evrildi. Dünya üzerindeki insanoğlunun beslenme diyetleri için bir ortalama yapılırsa, 2 milyon yıl sonra ilk kez 10 bin yıl önce özlediği bol miktarda ete kavuşmuştu. Tarım ve hayvancılığın başlaması ve sonrasında giderek küreselleşen tek tip üretim ve tüketim kalıpları geçmişin milyonlarca yıllık gen ve metabolizma yapılarında onarılması güç tahribatlar yaratmaya devam ediyor. Bitkisel beslenmenin sağladığı birçok fayda yanında, “sıfır” hayvansal gıda esasında gelişen diyetlerin insan sağlığı açısından kesinliği bugün erişilen seviyede farklı bilimsel yorumlar barındırmaya devam ediyor (1,2). Tarihsel süreç ve kesinlik ifadesi

H.KAMUSAL (tüm gezegen varlıkları) HAK ve ETİK ANLAYIŞ
SıraKonuÖzet / Etki değeri
1Hayvancılık sektörüne son verilmesi, tuttuğu ve kullandığı kaynakların boşa çıkması, yaban hayatına ve çok daha çeşitli hayvan çeşitliliğine fırsat yaratabilir; biyoçeşitlilik zenginleşir. 10.000 yıl önce birim alandaki canlı sayısının %99’u yabani hayvanlardan oluşurken, bugün insanlar ve insanları beslemek için yetiştirilen hayvanlar canlı sayısının %98’ini oluşturuyor. Dünyadaki vahşi hayvan popülasyonunda aşırı tüketim nedeniyle 50 yıldan kısa bir zaman dilimi içinde üçte ikiden fazla azalma gözlendiği belirtildi. Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (WWF) “Living Planet 2020” Raporu’na göre kuş, balık, memeli hayvan, hem karada hem suda yaşayan hayvan ve sürüngen nüfusunda 1970 – 2016 yılları arasında yaklaşık yüzde 68 oranında azalma oldu (1).Hayvancılık vs Yaban Hayat
2Wikipedia’nın 2016 yılında yaptığı araştırmaya göre, 1990’lı yılların başlarında sayıları sadece birkaç milyonu bulan vegan insanlar, 2016 yılında 950 milyona kadar ulaşmış durumdadır. Google’ın yaptığı araştırmada ise 2012 ile 2017 yılları arasında ”veganizm” teriminin aratılması %550 artmıştır.Bitki temelli beslenme yönü.
3İnsan ve hayvanın birlikte yaşamı insanlık tarihi kadar eskidir. Kâinatın bir parçası ve ekolojik dengenin önemli bir unsuru kabul edilen hayvanlardan insan, beslenme, giyinme ve hareket etme başta olmak üzere birçok alanda eskiden beri faydalanmaktadır. Bu ilişki ağı günümüzde özellikle son iki yüzyılda tıp alanında insan sağlığıyla ilgili deneyleri de içine alacak şekilde genişlemiştir. Bütün bu ilişkiler sırasında hayvanları her ne kadar ahlaki davranışları olan bir özne olarak görmesek de onları yapılanlardan etkilenen, acı duyan ve bizim menfaatlerimiz için yeri geldiğinde hayatını kaybeden, kendisine karşı ahlaki bir sorumluluğumuz bulunan canlı bir varlık olarak değerlendirmek zorundayız. Her ne kadar kendi geleneğimizde ve inancımızda hayvanlara karşı ahlaki hassasiyet önemli bir yer tutsa da bugün bu hassasiyetten ciddi bir şekilde uzaklaştığımızı tespit etmek mümkündür. Diğer taraftan özellikle bilimsel araştırmalarda konular oldukça kompleks bir hale gelmiş ve bu bağlamda hem klasik anlamda hem de modern anlamda hayvan ile ilişkilerimizi sorgulamamız gereği doğmuştur (Hayvan Etiği Çalıştayı, Ocak 2019).Geçmişten bugüne etik kavram değişimi
411/6/2010 tarihli 5996 Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Hayvan refahı bölümünde şunları belirtiyor:   MADDE 9-   (1) Hayvan sahipleri veya bakımından sorumlu kişiler, hayvan refahının sağlanması amacıyla, hayvanların barınma, bakım, beslenme, sağlık ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak, sorumluluklarındaki hayvanların insan, hayvan ve çevre sağlığı üzerinde oluşturabilecekleri olumsuz etkilere karşı gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.   (2) Hayvanların kesimi ve hastalık kontrolü amacıyla itlafı, hayvanlarda heyecan, acı ve ıstırap oluşturmadan, uygun araçlar kullanılarak yerine getirilir.   (4) Hayvanların barınma, nakil, kesim öncesi ve kesimi sırasındaki hayvan refahı esasları Bakanlıkça belirlenir. Hayvan kesimlerinin Bakanlıktan onaylı kesim yerlerinde yapılması zorunludur.   (5) Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.
Hayvan sahipleri, bilmedikleri içerikteki ilaç ve hazır yemleri hayvanlarına verirken, “insan, hayvan ve çevre sağlığı üzerinde oluşturabilecekleri olumsuz etkilere karşı gerekli önlemleri” nasıl alabilirler?
“Hayvan Refahı” hakkında yasa maddesi ve uygulama pratiği
5Sözde “hayvanseverlik“ ile yapılan katliam örneği: Istanbul – Büyükada fayton yasağı ve ötesi. Hayvanlar sahiplerinden koparıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Adalar’daki faytonculardan satın aldığı 1225 at, sözde karantina uygulaması ile bir yıldır ahırlarda tutuluyor. İddiaya göre yalnızca haftada bir kez yarım gün dışarı çıkarılan atlar hareketsizlikten ölüyor. Atların ayakları şişiyor ve bağırsakları düğümleniyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ise iddiaların doğru olmadığını ve atlara mevcut imkanlar doğrultusunda en iyi şekilde bakıldığını ifade ediyor. Bu atlar adanın kültürel yapısına uygun şekilde, refah seviyeleri takip edilerek hizmet vermeye devam edebilir, yaşamlarını sağlıklı şekilde sürdürebilirlerdi.Devletin etik hayvan refahı anlayışına örnek
6Teknolojik veya yapay et üretimleri, etik ve kültürel bir besin olarak görülmemektedir, hayvansal gıdaya bir alternatif olarak önerilmemektedir.Teknolojik yapay et ürünleri kabul edilir bir alternatif değil.
7Endüstriyel hayvancılığın olmadığı bir dünyada, her yıl 70 milyar hayvan, mezbahadaki hapsedilme ve korkunç ölümlerin psikolojik işkencesine maruz kalmayacaktır. Endüstriyel tavuk endüstrisinin olmadığı bir dünya, her yıl 66 milyar tavuğu kurtaracaktır.

Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün (OIE) hayvan bakımı konusundaki şartları uluslararası alanda şu maddelerle tanımlıyor:

– Açlık, kötü beslenme ve susuzluk olmamalı.
– Korku ve sıkıntı olmamalı.
– Fiziki ve ısıl rahatsızlık olmamalı.
– Acı, yara veya hastalık olmamalı.
– Normal hareket etme özgürlüğü olmalı.

OIE, AB ve ülkemizdeki planlama raporlarında hayvan bakımı, sağlığı ve refah konusunda şartlar ne oranda uygulanmakta; doğru üretim ve kontroller uygulanabilir ölçekte mi (1)?   


Gerçekler ve sözler…

Gezegenin sürdürülebilirliği için, salt kapitalizm hedefindeki şirketlere ve kurallara karşı mücadele edeceğiz elbette. Ancak hayvancılık sektörünün denge denkleminde, öncelikle iklim değişikliği, temiz su kaynaklarının verimli kullanımı ve sağlık parametreleri kümülatif hesabı sonucuyla, sektörün girdi ve çıktılarıyla, hem miktar hem kalite değerleri açısından (Tablo No:1, Tip 1 haricinde) bir yük (eksi) olduğunu görüyoruz.

Birçoğumuz hayvancılığın “dengeli” koşullarda yapılmasını savunuyor. Geleneksel olarak küçük ölçekli hayvancılık bile, istisnalar dışında, kullandığı dış girdi ve hayvan bakım koşullarıyla endüstri tarafından sağlanan “paket” çözümlere mahkum hale getirildi. 7.8 milyar insan nüfusunu taşıyan gezegenin (1) görece yüksek gelir seviyeli bölümünü hedefleyen üretimde, endüstriyel dış girdi ile üretilen süt ve et ürünleri ne denli masum, etik veya sağlıklı kalabilecek?

Gerek gıda ve yan ürünleri (yün, kemik, deri) kaynağı olarak ve gerek tarımsal alanda gübre olarak, temiz ve etik hayvancılık yapmak için gerekli arazi büyüklüğü ve su miktarı erişilebilir mi, ve daha önemlisi şirketleşen ve o yöndeki yasalarıyla yönetilen bir dünyada sürdürülebilir bir hedef midir?

F tablosu 3. madde ‘de bahsettiğimiz gibi, temiz ve etik hayvancılık sınırlı şekilde devam edebilir; bilhassa ekonomi ve yaşam koşulları açısından hayvancılık dışı alternatifi olmayan bölgelerde temiz mamul ürünlere dönüşebilir. Ancak büyük resmin içinde hem endüstri hem de çoğu sözde geleneksel olan küçük üretimlerin yerine, türlü ezberlerimizden kurtulup, doğa ve insan dostu bitkisel üretimler ve bu üretimlerle daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir gezegen tasarlayabiliriz. Hem de yeniden zenginleşecek yaban hayvan habitatları ile…

Tarımdan henüz vazgeçemiyoruz; tüm insan dışı varlıklar için tarımdan da vazgeçebilir olmamız şüphesiz çok mutluluk verici olurdu. Bugün, iklim değişikliği neticesinde alışagelmiş üretim desenleri ve bakım yerine, yerele özel çözüm reçeteleri yazmak için çaba gerekiyor. Değişen gezegen koşullarında ineklerimiz daha az miktarda su içmeye razı gelmez ama susuz ya da daha verimli su kullanımı ile (daha az su ile) bitkisel üretimleri yeni-değişken koşullarında sürdüreceğiz. Tarımsal faaliyete yakın konumdaki yerel yönetimlerin ve girişimcilerin bitkisel kompost tesisleri kurmaları bundan sonra daha kıymetli; her geçen gün daha temize doğru bir yolculuk hedefinde… Bu hedef, emisyonlara bir maliyet yükleyerek sera gazlarına sınırlandırma getirilmesini ve bu amaçla karbon vergisi uygulamasının gerektiğini ilk kez söyleyen Bill Nordhaus’u da memnun edecektir.

Bir gün insan nüfusu azalır, büyük beton şehirlerin ve geniş sanayi bölgelerinin yerini geniş özgür meralar alabilirse, 500 yıl önceki masum halinde ve ancak o koşulda tüm insanlık nüfusu için geçerli olabilecek hayvansal ürünleri etik, sürdürülebilir ve sağlıklı çözümleri yeniden en basit (yüksek teknolojiden ve enerji bağımlılığından uzak) haliyle sağlama imkanı yaratabiliriz, – talep edilirse.

* * *

Dip not 1 (a): Gerçek Paleolitik diyet tamamen et ve kemik iliği değildi. Dünyanın dört bir yanındaki avcı-toplayıcıların eti diğer yiyeceklerden daha çok istediği ve genellikle yıllık kalorilerinin yaklaşık %30’unu hayvanlardan aldıkları doğrudur. Ancak çoğu, her hafta bir avuç etten daha az yediklerinde zayıf zamanlara da katlandılar. Yeni çalışmalar, eski çağlardaki insanların sadece ete dayalı bir beslenmeden daha fazlasının (bitki temelli gıdalarla), beyinlerinin gelişmesini desteklediğini önermektedir.

Yıl boyunca yapılan gözlemler, avcı-toplayıcıların avcılar olarak çoğu zaman iç karartıcı başarılara sahip olduklarını doğrulamaktadır. Örneğin Afrika’nın Hadza ve Kung orman kabileleri yay ve oklarla yola çıktıklarında yarıdan fazla et alamıyorlar. Bu durum, böylesi silahlara sahip olmayan atalarımızın daha da zor olduğunu gösteriyor. Botsvana’dan Dobe Kung kabileleri uzmanı olan George Washington Üniversitesi’nden paleoantropolog Alison Brooks, “Herkes savanada dolaştıklarını düşünüyor; sanki her yerde antiloplar var ve sizin kafalarına vurmanızı bekliyorlar” diyor. Inuit ve diğer grupların geleneksel olarak kalorilerinin yüzde 99’unu foklardan, deniz gergedanlarından ve balıklardan aldığı Kuzey Kutbu haricinde hiç kimse sanıldığı kadar çok et yemiyor.

Öyleyse, avcı-toplayıcılar et yokken nasıl enerji elde ederler? “Avcı adam”ın, çocuklarının da yardımıyla zor zamanlarda daha fazla kalori sağlayan “toplayıcı kadın” tarafından desteklendiği ortaya çıktı. Alison Brooks, et, meyve veya bal kıt olduğunda, toplayıcıların “yedek gıdalara” bağımlı olduğunu söylüyor. Hadza, kalorisinin neredeyse %70’ini bitkilerden alıyor. Kung, geleneksel olarak yumrulara ve mongongo cevizlerine; Kongo Nehri Havzasının Aka ve Baka Pigmeleri, patates ve manyoklara; Amazon’daki Tsimane ve Yanomami Kızılderilileri, fındık otları ve su kestanelerine diyetlerini borçluydu.

Leipzig’deki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nden paleobiyolog Amanda Henry, “Bizi tanımlayan avla ilgili tutarlı bir hikaye var ve bu et bizi insan yaptı” diyor. “Açıkçası, bunun hikayenin yarısını kaçırdığını düşünüyorum. Elbette et istiyorlar. Ama gerçekte üzerinde yaşadıkları şey bitki besinleri.” Araştırmalar sürecinde, fosil dişler ve taş aletler üzerinde bitkilerden nişasta granülleri bulmuşlardır; bu, insanların en az 100.000 yıldır yumruların yanı sıra tahılları da yediklerini gösteriyor – onları tolere etme yeteneğini geliştirecek kadar uzun.

Paleolitik dönemde gelişmeyi bıraktığımız fikri doğru değil. Dişlerimiz, çenelerimiz ve yüzlerimiz küçüldü ve DNA’mız tarımın icadından bu yana değişti. “İnsanlar hala evrim geçiriyor mu? Evet!”, Pennsylvania Üniversitesi’nden genetikçi Sarah Tishkoff böyle diyor.

Çarpıcı bir kanıt, laktoz toleransıdır. Tüm insanlar anne sütünü bebek olarak sindirir, ancak 10.000 yıl önce sığırlar evcilleştirilmeye başlayıncaya kadar, sütten kesilmiş çocukların artık sütü sindirmesine gerek kalmadı. Sonuç olarak, laktozu basit şekerlere ayıran enzim laktaz üretimini durdurdular. İnsanlar sığır gütmeye başladıktan sonra, sütü tüketimi son derece avantajlı hale geldi ve laktoz toleransı, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’daki sığır çobanları arasında bağımsız olarak gelişti. Çinliler ve Taylandlılar, Amerika’nın Güneybatısındaki Pima Kızılderilileri ve Batı Afrika’nın Bantuları gibi sığırlara bağımlı olmayan gruplar, laktoza tolerans göstermezler.

İnsanlar ayrıca, belirli bir genin kaç kopyasını miras aldıklarına bağlı olarak, nişastalı gıdaları çiğnerken şeker çıkarma yetenekleri açısından da farklılık gösterir. Hadza gibi geleneksel olarak daha fazla nişastalı yiyecekler yiyen popülasyonlar, Sibirya’nın Yakut et yiyicilerinden daha fazla gen kopyasına sahiptir ve tükürükleri, yiyecekler midelerine ulaşmadan önce nişastaların parçalanmasına yardımcı olur.

Bu örnekler, “Ne yiyorsan osun” un değişikliğine işaret ediyor. Daha doğrusu, atalarınızın yedikleri sizsiniz. Genetik kalıtıma bağlı olarak, insanların hangi gıdalarda başarılı olabileceği konusunda muazzam farklılıklar vardır. Günümüzde geleneksel diyetler arasında Hindistan’ın Jain’lerinin vejetaryen rejimi, Inuitlerin et ağırlıklı yemekleri ve Malezya’daki Bajau halkının balık ağırlıklı diyetleri bulunmaktadır. Hindistan kıyılarındaki Nikobar Adaları’ndaki Nochmani, böceklerden elde edilen proteini kullanır. Tsimane araştırmasının eş lideri Leonard, “Bizi insan yapan şey, neredeyse her ortamda yemek bulabilmemizdir” diyor.

Araştırmalar, yerli grupların Batı yaşamı için geleneksel diyetlerini ve aktif yaşam tarzlarını terk ettiklerinde başlarının belaya girdiğini gösteriyor. Örneğin, Orta Amerika Mayaları arasında diyabet 1950’lere kadar neredeyse bilinmiyordu. Şeker oranı yüksek Batı diyetine geçtiklerinde, diyabet oranı hızla yükseldi. Evenk ren geyiği çobanları ve Yakutlar gibi Sibirya göçebeleri et ağırlıklı besleniyorlardı, ancak Sovyetler Birliği’nin çöküşüne kadar pek çok kişi kasabalara yerleşip pazar yemeklerini yemeye başlayana kadar neredeyse hiç kalp hastalığı yoktu. Leonard, bugün köylerde yaşayan Yakutların yaklaşık yarısı fazla kilolu ve neredeyse üçte birinin hipertansiyonu olduğunu söylüyor. Ve piyasa gıdaları tüketen Tsimane halkı, halen avcılık ve toplayıcılığa bel bağlayanlara göre şeker hastalığına daha yatkındır.

Modern diyetimizin bizi neden hasta ettiğine dair en son ipucu, insan beslenmesindeki en büyük devrimin et yemeye başladığımızda değil, yemek yapmayı öğrendiğimizde geldiğini savunan Harvard primatolog Richard Wrangham’dan geliyor. Wrangham, 1.8 milyon ile 400.000 yıl önce yemek pişirmeye başlayan insan atalarımızın muhtemelen daha çok çocuk sahibi olduklarını söylüyor. Yiyecekleri dövmek ve ısıtmak onu “önceden hazmettirir”, böylece bağırsaklarımız onu parçalara ayırmak için daha az enerji harcar, yiyeceğin çiğ olmasına kıyasla daha fazla emer ve böylece beynimiz için daha fazla yakıt çıkarır. Wrangham, “Yemek pişirmek yumuşak, enerji açısından zengin yiyecekler üretir” diyor. Bugün sadece çiğ, işlenmemiş gıdalarla hayatta kalamayız, diyor. Pişmiş yiyeceğe bağlı olacak şekilde geliştik.

Fikirlerini test etmek için Wrangham ve öğrencileri, farelere çiğ ve pişmiş yiyecekler verdi. Wrangham’ın Harvard’daki laboratuvarını ziyaret ettiğimde, o zamanki yüksek lisans öğrencisi Rachel Carmody küçük bir buzdolabının kapısını açtı ve bana bazıları çiğ, bazıları pişmiş et ve tatlı patatesle dolu plastik poşetleri gösterdi. Pişmiş yiyeceklerle yetiştirilen fareler, yalnızca çiğ yiyeceklerle yetiştirilen farelere göre yüzde 15 ila 40 daha fazla kilo aldı.

Wrangham haklıysa, yemek pişirmek sadece ilk insanlara daha büyük beyinler inşa etmek için ihtiyaç duydukları enerjiyi vermekle kalmadı, aynı zamanda kilo alabilmeleri için yiyeceklerden daha fazla kalori almalarına da yardımcı oldu. Modern bağlamda, hipotezinin diğer tarafı, kendi başarımızın kurbanı olabileceğimizdir. Gıdaları işlemede o kadar başarılı olduk ki, insan evriminde ilk kez birçok insan bir günde yaktığından daha fazla kalori alıyor. “Kaba ekmekler yerini Twinkies’e, elmalar elma suyuna bıraktı” diye yazıyor. “Yüksek oranda işlenmiş bir diyetin kalori artırıcı sonuçlarının daha fazla farkında olmamız gerekiyor.”

* * *

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s