Şehirden Köye İnmek

(Ekim 2012 tarihli EkoIQ dergisinde yayınlanan yazı, gelişmeler, deneyimler ve hayaller eşliğinde güncellenmektedir.)

Kaz Dağı’nda kendi yaşam deneyimim sürerken, şehirden köye hareketliliğin hem hızlandığını, hem de eskisinden daha farklı bir “gerçek” arayışı içinde olduğunu fark ediyorum.

hafriyat

Kategorik yaklaşımlar sevimsiz olabilse de, şehirden köye inenleri ayırabileceğimiz en az beş farklı motivasyondan bahsetmek mümkün:

1. Yatırımcı Modeli

Kentte farklı iş alanlarında faaliyet gösterirken, “geleceğin işleri tarımdan geçiyor!” tüyosuna kulak verip, kırsala iş çantası ve fizibilite raporları ile birlikte gelenler. Hedefler arasında, ucuza arsa kapatmak, monokültür ve sanayi tipi tarımsal veya hayvansal üretimler yer alabiliyor.

2. Yazlıkçı ve Emekli Modeli

Uzun yıllar güneş ve deniz tatillerinde kalabalıktan ve fabrikasyon hizmet anlayışından sıkılan, sakin bir köyde, taş veya kerpiç evinde sessiz, huzurlu bir tatil veya emeklilik hayatının hayalini kuranlar. Hedefler arasında, herkesten daha yüksek bir bahçe duvarı ve içinde köyün yegâne yüzme havuzu yer alabiliyor.

3. Dede’den Miras Modeli

En son ilkokulda ziyaret ettiği köyde, dedesinden kendi hissesine henüz düşen mirası görüp “köyümüz meğerse ne güzelmiş!” farkındalığında dede evini onarıp kalmaya karar verenler. Dede ve nineleri hakkında eski hatıraları dinleyerek, köyün büyüsünde şehir acısını unutanlar olabilse de, köylünün hazır güvenini ticari anlamda istismar edenlere rastlanabilir.

4. Eğitimci Modeli

Ekoloji ve sağlıklı yaşam değerlerini gözeten farklı alanlarda (organik tarım, ekolojik mimari, permakültür, yoga, masaj, yemek yapımı, doğal otlar – mantarlar, yürüyüş, tırmanma, vb) eğitim veren dernek, enstitü, vakıf şeklindeki yapılaşmalar. Hedeflerinde çoğu kez köylünün değil, şehirlinin eğitimi yer alıyor. Etkinlikler sürecinde, köylünün işlevselliği sadece yemek ve konaklama hizmetleri vermek olmamalı. Eğitimi alan ve verenler arasında köylünün payı neden şehirlinin altında kalsın? Kırsalda yer alan dernekler çoğu zaman AB kaynaklı paraları ne ölçüde gerçek amacına yönelik harcıyorlar? Kırsalın yeni yeşeren gücünde “biz bize” motifler yerine “hep birlikte” anlayışı esas olmalı.

5. Köylüleşim Modeli

Kentte sürdürdüğü işlerden sıkılan, bazen işini batıran, kentte sürdürülemezliği yaşayanların hayallerini süsleyen köyü bularak köylüleşmeye karar verenler. Kısa süre içinde köylülere kahve sohbetlerinde ders verme hatasına düşmeyenler köyde varlıklarını sürdürme şansını arttırıyor. Hedeflerindeki hayalin belirsizliği köy ile entegrasyon kadar, aile düzenleri açısından da zorluklar oluşturuyor.

Bu kategorileri genişletmek mümkün. Örneğin genç nesil içinde gelişen “gönüllüler”, dağ-taş demeden tırmanıyor, zor koşullarda konaklıyor, köylünün işlerine yüreğini de katarak el veriyor. Karşılığında dostluk ve deneyim kazanıyor; birçoğumuzun fark etmediği kırsal renkliliği ruhuna katarak şehirlerine dönüyorlar. Belki tüketim anlayışlarında bir değişim oluyor. Belki ilk kez yerel tohumları, küçük çiftçileri, yerel ürünleri yakından görüyor ve şehrin standart nimetlerini daha çok sorgulamaya başlıyorlar. Gönüllüler başlı başına yeni bir toplumsal sınıf olmaya aday…

köy slow

Kategorilerin ötesinde, farklı amaç, umut ve hayallerle şehirden köye inenlerin kırsal alanda oluşturduğu ve ortak paydalarda buluşan değişimi 4 ana başlıkta toplamak mümkün.

Konunun derinlemesine giden soyut detaylarında biraz yavaşlayıp, farklı bir örnekleme üzerinden devam edelim…

 

Entelköy Efeköy’e Karşı…

Birçoğumuz izledik Yüksel Aksu’nun “Entelköy Efeköy’e Karşı” filmini. Yüksel Aksu’nun senaryosunu yazıp yönettiği filmde, Bafa Gölü’ne komşu köye yerleşmek üzere “şehirden köye inen” bir grup insan ve orada yerleşik köylü arasında doğan ilişki ve ikilemler anlatılmış.

Kesinlikle acemice yapılan bir kurgu değil. Belgesel niteliği var. Filmde yer alan olaylar, tavırlar, diyaloglar ve endişeler üzerinde düşünmeye değer…

Kritik olarak nitelendirilebilecek ve bugün yaşadığımız süreçte maalesef oldukça gerçekçi olan bazı sahne ve tabloları şöyle sıralayabilirim:

– Eko-köy grubunun “yaşamak“ için geldikleri köyde öncelikle bir AB projesi gerçekleştirmeyi hedeflemeleri; köyün kendileri için barındırdığı yaşamsal sürdürülebilirlik risklerini ve zorluklarını sonradan fark etmeleri veya henüz fark etmemiş olmaları.

– Köylü tarımsal üretim konusunda çok dertli. Bölgede oluşabilecek her türlü alternatif ekonomi kendileri için bir nimet gibi gösterilmekte. Bir yanda kurulması hedeflenen bir termik santral, diğer yanda ise şehirden köye inenlerin önerdiği eko-turizm etkinliği birer kurtuluş reçetesi gibi.

– Kurulacak termik santral şirket yetkililerince köy muhtarı ve köylülere anlatılırken, bu süreçte projeye kaymakamın görev sorumluluğunu aşan şekilde destek vermesi.

– Şehirden gelen Entelköy grubunun çevreci ve barışcıl duygularına rağmen, “eğitimli” vasıflarının eşliğinde, baskın (dominant) olma dürtüsünden vazgeçememesi.

– Köylünün tez karar veren, olayları ve konuları çok sorgulamayan aceleci kimliği.

– İki insan grubunun özündeki benzerliklere rağmen karşıt güç gibi hareket etmesi.

– Köyün delisi gözüyle bakılan Aşırı’nın, Bakan tarafından ziyareti sonrası köylüden itibar görmesi. Bir başka “saygın” kişi tarafından fark edilmesi koşulunda, insani değerlerinin göklere çıkarılması.

– İşlerin, AB fon anlayışında “projelendirildiği” için daha saygın hale gelmesi.

– Devlet yetkililerinin Entelköy grubuna daha çok saygı duyması.

Bu listeyi uzatmak mümkün. Ancak bu aşamada bir eleştirel bakış açısı akla geliyor: Filmin belgesel niteliğinde eksik kalan perspektif nedir? Haklı ve doğru olan taraf sadece Entel köylüler mi?

 

 

 

 

 

 

 

… Niçin gerçeğin sadece bir kısmı?

Daha önce önerdiğimiz beş kategoriyi dikkate alırsak, filmde şehirden köye inen Entelköy grubu için şöyle bir oransal tanım önerebiliriz:

% 40 Yatırımcı Modeli

% 40 Eğitimci Modeli

% 20 Köylüleşim Modeli

Entelköy grubunun yaşam hayali diğer önceliklerin gölgesinde, köylünün ve köy coğrafyasının güncel sorununu anlamak, tanımak ve çözmeye yönelik bir çabada değil. Onun yerine, köyün potansiyelini populist bir şeye dönüştürme aceleciğine girişiyor: Organik Tarım ve AB Destekli Eko-turizm.

Bu ve benzeri yaklaşımlar, bir yüzyıldır kentin köy üzerindeki baskısı üzerinde düşünen, araştıran ve yazan Henri Lefebvre, Manuel Castells ve David Harvey gibi bilim insanlarınca da çok önemsendi.

Geçtiğimiz aylarda İstanbul ve Ankara’da kent hakkı ve gerçeği hakkında bir dizi seminer veren David Harvey (1)  şu sözleri meselenin özüne ışık tutuyor:

“İçinde yaşamak zorunda kaldığımız bir kent dünyası yarattık. Ve bu dünya ile birlikte kendimizi de tekrar yarattık. ‘Nasıl bir şehir istiyoruz?’ sorusu ‘nasıl bir insan topluluğu olmak istiyoruz?’ sorusundan ayrı düşünülemez. (2008)

Bir başka ifadeyle, insan olarak kentin yapısal zorluklarından ve etik sorunlarından uzaklaşmayı ve bazılarımızın ‘ütopya’ hayalinde sarıldığı kırsal üzerindeki etkisi, aynı insan olarak kaldığımız sürece sadece bir hayalkırıklığı değil, kırsalın da yaşam değerleriyle kentleşmesine doğru bir yön almasına sebep oluyor.

Şehirden köye inmenin biraz kitap ve biraz ev eşyası ile biçimlenmesi bu başlangıcı yetersiz kılıyor. Eğer kırsalın sosyal-kültürel öz kimliği o yaşamın sürdürülebilirliğinin bugüne dek bir teminatı olmuşsa David Harvey’in de ifade ettiği gibi ‘kent hakkı, kırsal alana tarımsal işten, ikinci eve ve köy turizmine dek uzanan görüngüler sayesinde artarak egemen olan’ bir işlevselliğe dönüşmemeli. Kentte aldığımız eğitimin ve o alana ait reflekslerin kırsal üzerinde yıkıcı etkileri olabileceğini çoğumuz fark etmiyor.

Köylüleşim Modelini şehirden köye inenlerin içselleştirmesi sadece basit bir alternatif değil; aslında hakiki bir zorunluluk. Kişiler diğer modellerdeki amaçları esas olarak hedefleseler de, yeni yaşamlarının oransal reçetesinde köylüleşime hak ettiği payı verilmeli. Aksi takdirde, kırsal gerçeğin yaşamlarımıza dokunmasında ve bu yeni yaşamın sosyal bir güven duygusuyla yeşermesinde rol oynayacak kritik etkileşim bir türlü başlayamıyor. Hatta müdanasızca, kırsal gerçeği tanımadan değiştirmeye çalışıyoruz.

Yavaşlamak ve durmak

Gözlem yapabilmek sadece durarak mümkün. Şehirden köye inenler önce yavaşlayarak ve sonra bir süreliğine durarak yeni yaşam alanlarını anlayabilir, tanımlar ve böylelikle kendilerini yeniden biçimlendirmeye başlayabilirler.

Farklı moleküler yapılar gibi, birbirini itmek veya Entelköy-Efeköy örneğindeki “karşı” olmak yerine, şehirli ve köylünün uyumlanmaya başlaması kırsal sürdürülebilirliğin bundan sonraki yegâne koşulu.

Yüksel Aksu’nun çekmeyi planladığı ikinci Entelköy-Efeköy filminde umalım ki hızlı projeler, hızlı ekonomik mucizeler yerini yavaşlamaya ve birbirini daha dostça tanımaya ve samimi bir yaşam paylaşımına bıraksın.

Değişik perspektiflerle şehirden köye inenlerin yolculuğu için zannediyorum bir kılavuz hazırlamaya başlamak iyi bir fikir olabilir. Lonely Planet gibi basit, ancak noktasal doğrulara dikkat çeken bir rehber. Her birimizin o rehbere katabileceği ve aynı rehberden öğreneceği çok şeyler olacak; sadece kırsal için değil, şehirle vazgeçilmez bağları bulunan birçoğumuz için bu tavır kıymetli.

 

Bazı kavramların tartışılması

Eko-köy; dünyada ve Türkiye’de köylerin durumu, “eko-köy” kavramının çıkış sebepleri, Türkiye’de uygulama modelleri.

Permakültür; köy ve köylünün bu kavramla tarihsel ilişkisi, yeniden yapılanma sürecinde eğitim anlayışı, şehirde permakültür – köyde permakültür.

Organik Tarım; doğa dostu olabilmek, endüstriyelleşen organik tarım, köylünün uyumlanabilmesi, konvansiyonel tarımdan geçiş süreci.

Kırsal yaşam; şehirlinin ideali ve geleneksel köy hali mukayesesi, köylünün yeni hayalleri, topluluk entegrasyonu, sürecin hızı ve istikameti.

14409904_10209249665350327_9154233300145783223_o

Şehirden Köye İneceklere Öncelikli Kısa Rehber

a: SAKIN YAPMAYIN

– “İllâ ki benim de köyde bir yerim olsun” diyerek, yaşamsal koşulları ve hedefleri iyice tanımlayamadan yer satın almaya karar vermek. Örneğin, sadece modern türlerden oluşan 10 dönümlük bir Elma bahçesi alıp, sonra masrafını bile çıkaramayan, hastalıklardan kurtulamayan o kadar Elma ağacına nasıl bakılabileceğini kestirememek; veya yer alımında karar aşamasında eş ve çocuk durumlarını göz ardı etmek.

– Haftasonu gibi kısa süreli bir seyahat fırsatında, az sayıda insanın önerilerine göre araştırmak ve beğendiğiniz yeri tüm koşullarını tam anlayamadan (teyit edemeden) satın almak. Örneğin, bir tek komisyoncunun önerisiyle, arazideki kuyuya veya akan suya kanıp, dört mevsim su olacağını zannetmek.

– “Benim uğraşacak fazla vaktim yok, arkadaşlar bu işi nasıl olsa biliyor!” diyerek komünal yapılara katılım konusunda aceleci davranmak. Birlikte olacağınız insanları iyice tanıma fırsatı yaratmamak.

– Satınaldığınız arazide tarımsal faaliyet yöntemleri konusunda çabuk karar vermek. Örneğin, araziye iş makinası sokarak düzlemek, mevcut bitki örtüsü ve ağaçları tamamen temizlemek.

– Seçici davranıp köydeki işlerinizi sadece 1 veya 2 kişiye yaptırmak; köy dışından kişilere iş vermek.

– Köyde kahveye çıkmamak veya az sayıda insanla sohbet etmek.

– Köyde oturmayı planladığınız evi kendi zevkinize göre yaparken, yerel mimari ve yerel malzeme imkanlarını dikkate almamak.

– Su kullanımı, hayvanların barınma yerleri, malzeme ve araçlar konusunda komşuların haklarını ve konumlarını göz ardı etmek.

– Standart yövmiye ve ödeme alışkanlıklarının dışında davranmak.

– Çevrenizdekilere mavi boncuk dağıtmak.

 

b: ÖNERİLİR

– Yıllık tatilinizin en az 10 gününü beğendiğiniz bölgeye ayırın. Olabildiğince çok sayıda insanla tanışın. Özellikle bölgeye sonradan gelenleri unutmayın; onların yaşadığı sorunlara iyice kulak verin.

– Az konuşun; ders vermek yerine bol bol dinleyin (bölgeye taşındıktan sonra da 1 sene kadar).

– Yaşam heyecanlarınızı düşünün. Yerel halktan duyduklarınızı, öğrendiklerinizi kendi hayallerinizle harmanlayın.

– Bölgede daha önce kimsenin yapmadığı birşeyi planlıyorsanız en az 3 kez daha dikkatli düşünün. Yerel yönetim idarecilerinle de tanışıp, fikirlerini alın.

– Kendinize ait hissettiğiniz bir toprak bulursanız çok küçük pazarlıklar yüzünden o fırsatı kaçırmayın. Sonuçta “yaşam” alıyorsunuz; ticaret yapmak değil önceliğiniz.

– Tek tip ağaç veya tek tip sebze gibi üretimler yerine, kendinize yetebilirliği azami seviyeye taşıyacak üretim desenlerini planlayın. Hepsi birden başlamasa da, üretim alanlarınızı buna göre değerlendirin.

– En çok sayıda size benzer kişinin bulunduğu köy yerine, o köye biraz mesafesi olan farklı köyleri tercih edin.

– Yerel yaşam tercihlerini anlamak; köyün asıl sahibi olan köylü ile aykırı görüş ve davranışlar konusunda tartışmalara girmemek, iddiacı olmamak.

– Toprak kadar köylü ile de dost olun. Olabildiğince daha çok kişiyle eşit mesafeler oluşturun. Kimse sizin için “bunun adamı, şudur” dememeli. Köylünün önerilerine daima kulak verin. Gerektiğinde de uyarın (daima sessiz kalmaz dostlar).

Şimdilik bu kadar…🙂

 

 

——————————————————

(1) : David Harvey: Eser ve görüşlerine günümüzde en çok başvurulan coğrafyacıların başında geliyor. Halen, New York Şehir Üniversitesi’nde [City University of New York (CUNY] Antropoloji profesörü olarak öğretim görevlisidir. Postmodernliğin Durumu, Sosyal Adalet ve Şehir, Umut Mekânları, Paris – Modernitenin Başkenti, Sermaye Muamması ve Sermayenin Mekanları gibi kitapları türkçeye çevrilmiştir.

——————————————————–

Şehirden Köye İnmek için 5 cevap

  1. Ebruli Kedi dedi ki:

    Cem, benim de şu sıralar yazmaya niyetlendiğim bir konuya çok içeriden bir bakışla el atmışsın. Bence en önemli cümlelerinden biri şu: “Kentte aldığımız eğitimin ve o alana ait reflekslerin kırsal üzerinde yıkıcı etkileri olabileceğini çoğumuz fark etmiyor.”
    İnsanların çoğunun köylünün yüzyıllardır süzülüp gelen bilgi birikimine kulak tıkayıp, onun yerine “kitapları” koymalarına, yüzyıllardır bilineni kendi keşfedince mest olmalarına da ayrıca hayretle bakıyorum. Neyse, konu çok katmanlı. Güzel bir başlangıç olmuş. Kalemine sağlık.

  2. hayalperdesi dedi ki:

    Köylü de eski köylü değil ki artık . Anneannem bizde kalıyor şu sıralar , eski toprak dediğimiz insanlar bunlar ve ilaçsız gübresiz ürün alabileceklerine inanmıyorlar, ve tabi her fırsatta ilaca yöneliyorlar.. Filmi izledim ve keyif aldım ben , Aşırı karakteri en dikkat edilmesi gereken karakter.. Aşırı yıllardır hep aynı şeyleri söylemiş bile olsa yine aynı sözleri söylediğinde itibar görmesi için tabiri caizse destekli bir devlet görevlisinin itibarı gerekiyor.Bu itibarsızlık da bizim sürekli mağdur rolünü biçtiğimiz köylülerimizin eseri. Bazen bazı fikirler aykırı görülebilir ve insanlar itibar etmez.. Ben köylüleleşimden ziyade köylülerle şehirlilerin çarpıştığında ortaya çıkacak olan şeyi daha çok merak ediyorum. Çünkü başında da dediğim gibi köylü artık eski köylü değil ,köylerimizdeki şehirleşme olgusu pek incelenmemiş ve bu köylerdeki şehirleşme olayı şehirlilerin oraya taşınıp değiştirmesiyle falan olmadı. İnşaat sektörü ve tarımsal dönüşüm bunda bence iki ana unsur.Köyümde pıtırak gibi artan beton binaları başka türlü açıklayamıyorum çünkü.Yani mesele yeni jenerasyonun binlerce yıllık gelenek görenek ve değerlere sahip çıkamamasıyla açıklanacak kadar basit değil. Benden önceki 2-3 jenerasyon da kültürel bilgi ve birikimini aktarma sorumluluğunu gerçekleştiremedi, kapitalizmi ve onun nimetlerini çok çabuk benimsedi ve değişti.Biz henüz tazeydik ve adapte olabilirdik her koşula ama bir çamaşır makinası, bulaşık makinası bunların bir köylü kadının hayallerini süslemesini eminim ki siz de normal bulursunuz.Köylerde uzun süredir süregelen bir rol modelin sonucu tabiki bu. Birçok rutin iş kadınların sorumluluğu altındaydı köylerde, erkeklerinse kendilerine ayıracak boş vakitleri daha fazlaydı.Yazıda da entel köy sakinlerinin dominantlığından bahsedilmiş.Buna ben de katılıyorum ve bu açıdan değerlendirince köy ve kent çarpışmasını da anaerkilliğin ve ataerkilliğin çarpışması olarak görüyorum. Umarım senteze ulaşabiliriz ve kimse kazanan ya da kaybeden olmaz.

  3. cemismen dedi ki:

    teşekkürler düşündürdüklerin için

  4. Selin dedi ki:

    Merhaba Cem,
    Yavaslamak ve durmak. Iste ben bu yuzden 30 yasimda emekliligimi ilan ediyorum ve Turkiye`ye dondugumde bir koye yerlesiyorum. Cok tedirgin edici ve bir okadar heycanli bir surc.
    Blogunu cok begendim. Daha derine inip oumam gereken yazilar var cunku bende ciftci olarak neler yapabilirim onu merak ediyorum.

  5. Ahmet dedi ki:

    Tek kelimeyle harika … Yazmayı düşündüğünüz şehirden köye geçiş sürecine yardımcı olacak rehberi çok önemli bir ihtiyaç olarak görüyorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s