Zincirin en kuvvetli halkası

Posted in Sürdürülebilirlik | Yorum yapın

Gıdamızı daha iyi tanımak

Teknolojinin ve sermayenin ezici gücü toprağa bulaşınca işler karıştı. Önce mis kokulu meyve ve sebzeler kaybolmaya başladı. Sonra görünüm mükemmeliği aranan asıl vasıf haline getirildi. Lezzet kayboldu. Geniş tarım arazileri daha derin sürüldükçe daha çok ilaç, daha çok katkı maddesi ile “hedeflenen verim” yakalandı. Bu arada gıdamızda saflığı kaybettik. Köy çeşitlerimizi kaybettik. Bazı ürünlerin özü farklı türlere ait genlerle zorla buluşturuldu. Köylü köyünde mutsuzlaştırıldı. Herşeyin sonu mu geldi? Neyse ki değil. Şimdi filmi geri sarma ve yereli eski değerleriyle birlikte yeniden keşfetmek, yeniden çoğaltmak ve doğanın gerçeğini yaşatmak zamanı.

Hazır mamul gıdalarda kullanılan ‘E’ (European Union) katkı maddeleri konusu basında çokça yer alınca, üretici firmalar ‘E’ harfini kullanmadan, bu maddelerin açık adını yazmaya başladılar. Bu maddelerin sakıncalarını bilmekte fayda var.

Geçtiğimiz günlerde sağlık açısından riskli üretim yapan firmaların isimleri ilk kez basında listeler halinde yayınlanmaya başlandı. Sağlık açısından etik üretim, hijyen ve GDO; her biri kritik.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, GDO ürünleri ve yönetmeliği hakkındaki   Kasım 2011 tarihli bir konuşmasında şunları söylemişti:

Bu yönetmelik Türkiye’ye GDO’ların girişi için değil, GDO’lu ürünlerin insan sağlığını, toplum sağlığını, çevre sağlığını, hayvan sağlığı ve refahını dikkate alacak, onları koruyacak bir şekilde denetim ve kontrolünün sıkılaştırılması ve engellenmesi için hazırlamıştır. Bunun dışında ne bir amacı var ne de bir uygulaması var. Bunun altını çizmek istiyorum. Milletin kafasını karıştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Milleti her yediğinden, her içtiğinden soğutur hale getirmeye de kimsenin hakkı yoktur. Bunu ne reyting uğruna, ne de başka bir amaç uğruna yapmak, millete zarar vermektir. Dikkatli olmamız lazım. Türk çiftçisine, üreticisine haksızlık yapmayalım”.

Ancak buna karşın, Türkiye’ye “yem amaçlı”  toplam 16 çeşit mısırın girişine izin verildi. Ve, aradan 1 yıl geçmeden gıda sektöründe üretim izni ile faaliyet gösteren bazı firmaların ürünlerinde GDO tespit edildi.

GDO konusu dışında, Gıda Kodeksine aykırı hammadde kullanan ve usulsuz ve üretim yapan bazı firmalar Bakanlık Web sitesinde açıklandı.

Organik, iyi, temiz, doğal, helal, biyodinamik, shumei vb. gibi yetiştirme aşamasında tanımı ne olursa olsun, sağlığımıza ve çevreye zarar vermeyen, olması gerektiği gibi faydalı gıdaların varlığının ispatı ancak ve sadece bilimsel esaslarla mümkün.

İki ilave temel yöntem bugünkü belirsizliğe ve güvensizliğe, saman alevi gibi iniş çıkış yapan çözümler yerine kalıcı ve sürdürülebilir gıda güvenliği anlamında faydalar getirebilir.

1. Üretim Aşaması

Toprakta yetiştirilme aşamasında ürünlerin pestisit, büyüme düzenleyici (hormon, vb.), suni gübre gibi girdilerin kullanımı veya en kötüsü yüksek dozda kullanımıyla yetiştirilmesi, sağlıklı olmayan sularla sulanması (kirli yeraltı suları, vb), toprağın istenmeyen nitelikler taşıması (ağır metal, vb) veya üretim bölgesindeki hava kirliliği (sanayi, karayolu, vb) her türlü uluslararası sertifikaya sahip büyük işletmelerin (ve meşhur markaların) ürünlerini bile sağlık açısından şüpheli seviyeye çekiyor. Zehir kontrollerini aşsa bile, gıdanın besleyicilik değerinin kalmadığı maalesef çoğu kez önemsenmiyor.

Bu anlamda önümüzdeki süreçte daha çok karşımıza çıkacak olan Katılımcı Teminat Sistemleri veya diğer adıyla Katılımcı Sertifikasyon Sistemleri (KSS) tüm dünyada artan talebiyle, üretici ve tüketici gruplarının katılımında üretim kontrol aşaması için etkili bir alternatif çözüm. 21 Nisan’da Bayramiç Yerel Tohumlar Şenliği kapsamında gerçekleşen Çalıştay’da  Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer, Halk Pazarı kapsamında Türkiye’de ilk kez Bayramiç’te KSS için PİLOT PROJE çalışmasına başlanacağının müjdesini verdi. Konuyla ilgili detayları önümüzdeki haftalarda bu sayfada ileteceğiz.

2.  Tüketim Aşamasında

Bu aşamada, tüm etiket, iyi niyet ve süper-marka kavramlarının ötesinde,

  • GDO testi
  • Mikrobiyoloji testi
  • Pestisit, kalıntı testi
  • Bal için özel test

yapabilmek, tahmini ve duygusal yaklaşımların yerine bilimsel sonuçları karşımıza getirecektir. Amacımıza yönelik destek veren akredite laboratuarlar ile görüşmelerimiz tamamlanmak üzeredir. Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan talebimiz sonucu aldığımız teyit mektubuyla, toplu talep tarihleri oluşturarak normal fiyatların altında, isteyen tüketiciler için yukarda listelenen temel başlıklarda indirimli analiz imkanı oluşturuyoruz.

Bakanlık tarafından önerilen bir GDO testinin standart bedeli 660 TL + KDV civarındadır. Bu test, indirim desteği veren akredite laboratuarlarca toplu talep (isteyen herkesin aynı gün örnek ürünlerini belirlenen adrese gönderimi) ile,

  1. Et ve Süt ürünleri için: 180 TL + KDV
  2. Diğer ürünler için: 135 TL + KDV

olacaktır (kargo bedeli hariçtir) . Konuyla ilgili detayları önümüzdeki günlerde bu sayfada ileteceğiz.

Örnek: Siz ve komşunuz 4 aile, aynı sütü tüketiyorsunuz. Bu süt numunesini cam kavanoza alarak ve üzerinde marka bilgisi olmadan kargo ile, anlaşmalı laboratuarımıza birine belirlenen tarih öncesinde göndereceksiniz. Maliyeti (kargolama dahil) aile başına 60 TL civarında hesaplanmıştır.

Şüpheleri ortadan kaldırmak ve hataları tespit etmek, bundan sonra daha iyisine ulaşabilmenin ilk adımıdır. Arzı talep yaratıyorsa, talepler bilinçli olmalı. Bilerek oluşan talepler kaliteli, etik, sağlıklı ve lezzetli ürünlere kavuşmamız demektir.

Önerdiğimiz GDO testi ve özellikleri:

1. Yöntemin adı: GeneScan, GENESpin; GMOScreen RT 35S/NOS IPC (LR) (Real Time PCR)

2. Yöntemin hassasiyeti : %0.1

3.  Aşağıdaki numunelerde GDO riski mevcuttur:

  • Et ve süt ürünleri
  • Mısır ve mısırdan elde edilen ürünler (mısır nişastası, mısır unu, mısır grizi, mısır kepeği, mısırözü vb.)
  • Soya ve soyadan elde edilen ürünler (soya küspesi, soya sütü, soya lesitini vb.)
  • Kolza (Kanola) veya Kolzadan elde edilen ürünler
  • Pamuk ve pamuk ürünleri
  • Papaya ve papaya ürünleri
  • Domates, domates salçası, domates sosu, kurutulmuş domates, domates tozu, domates suyu, ketçap, domates çorbası, domatesli makarna vb.
  • Şekerpancarı melası, melas şurubu,posası, lifi
  • Çeltik/Pirinç ve bunlardan elde edilen ürünler (Pirinç unu, pirinç nişastası vb. )
  • Patates,  patates cipsi, patates nişastası, dondurulmuş patates, patates unu, kurutulmuş patates, patates flokanı, patates kroket, patates tozu, patates toprağı vb

4. Numune miktarı: Minimum 1000gram veya 100 cc.

5. Tarafsız analiz: Ürün markası gönderilen numunede yer almayacak şekilde ayrı bir cam veya plastik kavanoz içinde gönderilmelidir.

6. Numune yollama: Steril ve taşıma esnasında zarar görmeyecek kaplarda ( torbalarda vb. ), her ürünün kendi özelliğini koruyacak şekilde yollanmalıdır.

7. Analiz raporu teslim süresi : 1 hafta.

Sağlıklı bir toplum, mutluluğun, gelişmişliğin ve sürdürülebilirliğin ön koşuluysa buna bilimsel tavırda öncelik vermemizin önemine inanıyoruz. Şunu da belirtelim ki, meselemiz suçlu aramak değil; bu konuda itina gösteren tüm kişi ve kurumlara bu vesilede teşekkür ederiz.

Her birimizin yapabileceği çok şey var.

Posted in Bilinçli Tüketim, Sürdürülebilirlik, Yerel Tohumlar | Yorum yapın

Sütümüzü tanıyor muyuz?

Tükettiğimiz süt, yoğurt, peynir veya sütlü tatlılar-mamul ürünler hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Markalar, reklamlar, tavsiyeler, bilgiler, duyumlar, tahminler arasında hangisi bize “doğru” yolu işaret ediyor?

Posted in Bilinçli Tüketim, Sürdürülebilirlik | Yorum yapın

Yerel Tohumlar için Doğru Mevzuat Talebi ve Biyoçeşitlilik

Avrupa Birliği Komisyonu, Tohumluk ve Üretim Materyali Mevzuatı’nı gözden geçiriyor. Aralarında IFOAM, Slow Food Biyoçeşitlilik Vakfı, Birdlife Europe, Grain, Via Kampesina Avrupa Koordinasyonu olmak üzere Avrupa’nın ekoloji, tarım ve tohum ile ilgilenen belli bir sayıda kurum ve gruplar, konu hakkında Avrupa Parlementosu ve Komisyon Üyeleri’ne yönelik bir Açık Mektup düzenlediler.

Aşağıda, Avrupa’nın tarımsal biyoçeşitlilik alanında çalışan gruplar için bir haberleşme grubundan gelen açıklama mektubundan sonra kampanya mektubu yer alıyor.

Türkiye Tohum Ağı’nın imzasıyla bu kampanyaya destekleyeylim mi, lütfen görüşlerinizi Salı günü 8 Mayıs’a kadar belirtin.

(Çeviren: İlknur Ürkün; Düzelti: Tracy Lord Şen)

Sevgili arkadaşlar,

Belki bildiğiniz gibi, Avrupa Komisyonu (DG SANCO) şu anda Tohumluk ve Üretim Materyali (T&ÜM) (Seed & Propagating Materyal) mevzuatının yeniden ele alınması üzerinde çalışıyor.

Bu gözden geçirme süreci biyoçeşitliliğin geliştirilmesi, tüketici tercihleri, çeşitlilik çiftçileri ve tohum kullanıcı/saklayıcıların durumu bakımından eşsiz bir fırsat.

Bu yalnızca kuramsal bir mesele değil. Mevcut T&ÜM yasal çerçevesi son 20-30 yıl içinde çok ciddi tarımsal biyoçeşitlilik kayıplarına katkıda bulundu. Dahası yoğun-girdiyle-yüksek- mahsul elde edilen tarım modelini teşvik etti. Tohum sektöründe tekelleşme sürecinin destekledi ve çiftçiler ile diğer tohum kullanıcılarının endüstriyel tohumlara bağımlılığının artmasına neden oldu.

Şimdi, sivil toplum örgütleri Komisyon’a ve AB Parlamenterlerine yazdıkları bir Açık Mektup ile, AB tohumluk mevzuatında hem çevreyi hem de tüketiciler ve çiftçilerin tarlalarda ve tabaklarda daha fazla biyoçeşitlilik taleplerini göz önünde bulunduran kararlı bir iyileştirme talep ediyorlar.

Açık Mektup 11 Avrupalı örgüt tarafından ortaklaşa hazırlandı. Mektubu aşağıda ve şu linkte bulabilirsiniz: www.SeedForAll.org

Sizi bu Açık Mektubu imzalamaya davet ediyoruz. Gelecekteki tohum çeşitliliğini korumak ve geliştirmeye yönelik bu ortak çabaya desteğinizi almaktan büyük mutluluk duyacağız.

Lütfen 9 Mayıs 2012’ye kadar cevap verin.

Mektubu ilgileneceğini düşündüğünüz kişilere yönlendirir ve tanıtırsanız seviniriz.

Açık mektubu yazan ve imzalayan kuruluşlar: Arche Noah, IFOAM EU, European Environmental Bureau EEB, Birdlife Europe, Euro Coop, ARC2020, APRODEV, GRAIN, Slow Food Foundation for Biodiversity, European Coordination Via Campesina, European Professional Beekeepers Association

Saygılarımızla,

Pierre Sultana

Arche Noah

Tohum çeşitliliğinin yardıma ihtiyacı var

Nisan 2012

Açık mektup
Sayın

AB Parlamentosu Üyeleri
John Dalli, Sağlık ve Tüketici Koruma Portföyüne Bakan AB Komisyon Üyesi
Dacian Ciolos, Tarım ve Kırsal Kalkınma Portföyüne Bakan AB Komisyon Üyesi
Janez Potočnik, Çevre Portföyüne Bakan AB Komisyon Üyesi
László Andor, İstihdam, Sosyal İşler ve Katılım Portföyüne Bakan AB Komisyon Üyesi
Antonio Tajani, Endüstri ve Girişimcilik Portföyüne Bakan AB Komisyon Üyesi
Andris Piebalgs, Kalkınma Portföyüne Bakan AB Komisyon Üyesi
Johannes Hahn, Bölgesel Politika Portföyüne Bakan AB Komisyon Üyesi

AB Tohumluk ve Üretim Materyali (Seed & Propagating Material) Pazarlanması mevzuatında değişiklik

Sayın Baylar/Bayanlar,

Size, AB Tohumluk ve Üretim Materyali mevzuatını daha olumlu bir hale getirmek ve çevreye, tüketici beklentilerine ve tohum zincirindeki küçük aktörlerin ihtiyaçlarına daha duyarlı hale getirmek için elinizdeki bu fırsatı iyi değerlendirmeniz talebiyle yazıyoruz.

Son onlarca yıldır Avrupa tarımında çok büyük biyoçeşitlilik kayıplarına katkıda bulunan mevcut mevzuatta değişiklik yapılması büyük bir ihtiyaçtır. Bu mevzuat orantısız bir şekilde, hedefleri sırf verim ötesinde olan tohum sektöründeki aktörlere karşı ayrımcılık yapmış ve tüketicilerin daha fazla tarımsal bitki çeşitlerine ulaşma konusunda tercihlerini kısıtlamıştır.

Dolayısıyla, mevzuata yapılacak gözden geçirmede bu dengeleri yeniden kurulmalıdır. Mevzuat yenilenmesinde öncelikli hedef, tarımsal biyoçeşitliliğin korunması ve geliştirilmesi olmalıdır. Tohum kullanıcılarına yerel koşullara en uygun tohumlar dahil olmak üzere daha fazla çeşit arasından tercih yapma imkanı sunulması, münavebe (dönüşüm) ekinleri gibi uygun tarımsal uygulamalarla birlikte, pestisitlere bağımlılığı ve gübre ve su ihtiyacını azaltacaktır. Bu da toprak ve su kirliliğini azaltarak daha sürdürülebilir ve çeşitliliği artmış bir tarıma katkıda bulunarak ayrıca yabani bitki, hayvan ve mikoorganizmaların çeşitliliğini geliştirecektir.

Çiftliklerde kültür bitkilerinin biyoçeşitliliğinin teşvik edilmesi yetiştirilen gıda ve yem bitki çeşidi sayısını arttıracak, tercih, renk ve lezzeti geliştirerek gıda kalitesine katkıda bulunacaktır. Komisyon’un “Seçenekler ve Analizler” raporunda da belirtildiği gibi çeşit yönünden daha fazla seçenek talebi her geçen gün büyümektedir: “Çevrenin korunması daha önemli hale gelmiş ve organik ekinler gibi belirli bazı piyasaların piyasa payı artmaktadır”. (1)

Ancak bugün, küresel tohum piyasasının %74’ü 10 çokuluslu şirketin kontrolü altındadır (2) ve tekelleşme süreci hala devam etmektedir. Bu şirketlerin bir çoğu genetik olarak daraltılmış çeşitler ve kendinden üretilemeyen tohumlar sunmakta, bu da bir taraftan çiftçiler ve tüketiciler için endişe verici bir bağımlılık durumuna, diğer taraftan zararlılara karşı dayanıklılığın azalması gibi genetik yeknesaklıkla ilgili ekolojik risklere yol açmaktadır. 

AB T&ÜM mevzuatında piyasaya daha kolay erişime izin verecek şekilde daha az kısıtlayıcı koşullar sunan bir değişiklik yapılması sağlayıcı ayısını arttıracak ve sektördeki KOBİ sayısını dengeleyerek dolaylı yoldan biyoçeşitliliği ve kırsal istihdama katkı sağlayacaktır.

Çevre ve biyoçeşitlilik konularında çalışan örgütler olarak, küçük ve organik üreticiler, perakendiciler, çiftçiler, bahçevanlar, tohum saklayıcılar, tüketici kooperatifleri ve tüketicilerin içinde yer aldığı sivil toplumu temsilen, çevre ve tüketici dostu bir T&ÜM mevzuatını oluşturmanızı davet ediyoruz. Böyle bir mevzuat Avrupa tarımında çeşitliliği ve sürdürülebilirliği arttırmak ve tüketici taleplerine daha iyi cevap verebilmek için, daha az homojen, genetik olarak daha geniş ve ekildiği yerlere daha iyi uyum sağlamış çeşitlerin pazarlanmasına izin vermeli ve eski, nadir ve çiftçi çeşitlerin pazarlanması ve takas edilmesi önündeki engelleri kaldırmalıdır.

Tüketicinin güvenliği ve bitki sağlığı için önlemler, şeffaflığa dayanan net hükümler ile sağlanabilir. Bunun ötesindeki piyasa-öncesi düzenlemeleri sadece biyoçeşitlilik ve gıda tüketicileri üzerinde yukarıda sözü edilen olumsuz etkilere yol açmakla kalmayıp gıda ve bitki sağlığı yasaları arasında da çakışmalara ve karmaşaya neden olacaktır.

Tüm bu sebepler dolayısıyla, Tohumluk ve Üretim Materyalinin Pazarlanması mevzuatında yapılacak değişiklikler tüketiciye ve çevreye daha dost kurallara meyilli olarak yeniden dengelemeli; eski, nadir ve köy çeşitlerinin tohumdan tekrar kullanımı, takası ve satışına izin vererek tarımsal çeşitliliğin arttırılmasını desteklemelidir. Bu hedeflere ulaşılması için somut önerilerimiz bulunmaktadır ve bu fikirleri önümüzdeki haftalar ve aylarda sizinle tartışmaya hazırız.


(1) Avrupa Komisyonu: Avrupa Birliği tohumluk ve üretim materyali pazarlama mevzuatında değişiklik opsyonları ve senaryo seçenekleri analizleri ” – Madde 2.2: Sürdürülebilirlik konusunu güçlendirmekiçin hareket etme imkanları.
(2) ETC Grubu Raporu “Yeşil Ekonomiyi Kim Kontrol Edecek”, 15 Aralık 2011

Saygılarımızla,

●      Arche Noah

●      APRODEV

●      ARC2020

●      Birdlife Europe

●      EEB European Environmental Bureau

●      Euro Coop

●      European Coordination Via Campesina

●      European Professional Beekeepers Association

●      Grain

●      IFOAM International Federation for Organic Agriculture Movements EU Group

●      Slow Food Foundation for Biodiversity

Cem Birder’in notu:

Mektupta, endüstriyel tohum tekelciliği eleştirilirken, köylü tarımına temas edilmemiş. “Organik” denmiş, halbuki “doğa dostu” denmeliydi. Zira “organik” yapmakla her zaman doğa dostu neticeler otomatik elde edilemeyebilir (bkz: endüstriyel organik yapılar); veya doğa dostu tarım organik sertifikalı olmayabilir. Köylü çeşitlerinin emekçisi olan “köylü” de yerel tohum yaşatma çabasının bir parçası olmalı (hep öyle olmadı mı?). AB köylü nüfusunu yok ederken, KOBİ’ler veya permakültürcüler veya organikçilerle mi yaşayacak yakın gelecekte yerel tohumlar? Yerel tohum mevzuatı ve köylülük mevzuatı el ele olmalı. Şirketleşme veya hobistlik ekseninde odaklaşan diğer tüm çabalar bence hikaye kalır.

Önerim, verilecek imzaya şerh düşmek ve ilgili birimlere aşağıdaki gibi bir yazı göndermektir:

“Eski, nadir ve köylü (atalık) çeşit tohumların korunması ve bugüne taşınmasında,  köylülük ve köylü tarımı KOBİ çözümüne kıyasla  çok daha uzun bir geçmişi barındırmıştır; gelecekte de yerel tohumlara olan sevgi ve bağlılığının aynı derecede güçlü olacağına inanıyoruz. Biyoçeşitlilik anlamında yerel tohum çeşitliliği ve bu hassasiyetin sürdürülebilirliği için toplumsal doku içinde köylü nüfusun korunması ve saygınlığı sosyal ve politik bir strateji olmalıdır. Ayrıca hedef tarım tanımının “doğa dostu tarım” olarak düzeltilmesi gerekir. Zira bu tanım, endüstrileşme riski altında olan organik tarımın tanım ve felsefesinde kaybolan değeri yerel tohumlar leyhine hatırlatmakla kalmaz, farklı bölgelerde, toplumlarda veya topluluklarda orta ve küçük boy ölçeğinde yapılan tarımın doğaya, biyoçeşitliliğe ve yerel tohumlara katkı verebilmesini teşvik eder.

“In conserving and keeping of “old, rare and farmers´ variety” seeds, small farmers have experienced a much longer history than SME’s; thus, we believe that peasants’ love and consideration for the future will be as strong as before. In order to sustain the biodiversity, we must preserve the rural population and keep it respectful in social and political strategies. Also, naming  the target agriculture model as “nature-friendly”  will serve not only to remind us the meaning and philosophy of “old, rare and farmers´ varieties that are under the risk of currently industrialized organic agriculture, but will also encourage the small and mid-size agriculture in any geography that support the nature, biodiversity and local seeds.”

Eğer konuyla ilgili benzer veya farklı bir görüşünüz varsa, aşağıdaki bilgiler üzerinden iletişim kurabilirsiniz:

e-posta: openletter@seedforall.org

Verein ARCHE NOAH
Obere Straße 40, 3553 Schiltern, AUSTRIA
ZVR: 907994719

Brüksek ofisi:
Rue de Londres, 17 – 1050 BRUXELLES
Tel: +32 2 347 09 11

Brüksel ofisine görüşlerimizi içeren yukardaki metni yazdık. Aldığımız yanıtı paylaşmak isterim:

Dear Cem Birder,

Thank you for your email and for your remarks. I am happy to say that we totaly agree with what you say and that we might use you remarks in further discussions.

I wish you all the best,

Pierre

 

 

Posted in Yerel Tohumlar | Yorum yapın

Minik Seranın Minik Fideleri

Bayramiç’in yerel tohumları ile ABD’den gelen organik (hibrid olmayan) tohumlar aynı minik serada buluştular. Yerel tohumlar için çok mutluyuz ki henüz hak ve fikri mülkiyet sahipliği diye bir kavram yok. Dünyanın farklı tohumlarının farklı coğrafyalarda ekilmesi, adaptasyon süreleri ve ortaya çıkan lezzet farklılıkları… Her birimizin bu çeşitliliğe destek vermesi iklim değişiklikleri karşısında önemli bir sürdürülebilirlik gücü oluşturabilir.

Posted in Temiz Tarım, Yerel Tohumlar | Yorum yapın

Devlet Baba daha duyarlı olmalı

1995 yılı itibarıyla yaklaşık 150 bin köyümüzde taşımalı sisteme dönüşen eğitim sistemi sonucu okul binaları boşaltıldı. Muhtarlar inisiyatifinde farklı amaçlarla kiraya veriliyor. Ancak çoğu halen boş, bakımsız ve sanki yıkılmaya terkedilmiş.  Devlet tarafından vatandaşın vergisiyle yapılan yatırımlar çöpe dönüşüyor. Acaba bu alanlarda en az eğitim kadar anlamlı farklı bir faaliyet yaratılamaz mı?

Gönlümüzden ilk geçen, birgün yeniden okul olarak hizmet vermeleri. Ancak o güne dek bu binalar ayakta kalabilecek mi? Ahşap kapıları ve pencere doğramaları çürümüş, camları kaybolmuş; bir kısmının çatıları de çökmüş. Bu yokoluşa seyirci kalmak yerine, binaların düşük yatırım bedelleriyle elden geçirilmesiyle alternatif değerler yaratabiliriz. Bunlardan biri, geleneksel köy ürünlerinin köylerde köylüler tarafından üretimine olanak sağlayacak olan ”Köy Üretimhaneleri”.

Bu dönüşüm projesi için TBMM Tarım Komisyonu’nun bazı üyeleri, Tarım Hayvancılık ve Gıda Bakan Yardımcısı Sn. Kutbettin Arzu ve Kalkınma Bakanı Sn. Cevdet Yılmaz ile geçtiğimiz aylarda ayrı ayrı görüştük; kendilerine Pilot Proje amacını içeren benzer öneri dosyasını ilettik.

Bu proje ile,

  • Köylünün köyünde refah ve mutluluğun arttırılması (şehirlere göçün durdurulması)
  • Kontrollü ve hijyen koşullarda geleneksel köy mamul ürünleri üretimi (sağlıklı gıda ürünleriyle Anadolu mutfak mirasının korunması)
  • Resmi izinlere sahip, üretim ve satış süreci (gıdada kayıt dışı ekonomiyi asgari seviyeye çekerek vergilendirme, geleneksel gıda üretimleriyle izinsiz durumdaki köylünün izin sahibi haline gelerek saygınlığının arttırılması)

sağlanabilecektir. Ancak bazı mevzuat değişiklikleri ve yeni düzenlemeler gerektiğinden, projeye birkaç bakanlığın el birliği içinde sahip çıkması şart.

AB’nin geleneksel üreticisini korumayı hedefleyen direktifindeki bazı çarpıcı ifadelere göz atalım:

“(…) Garantili Geleneksel Ürün Çeşidi (GÜÇ) statüsünün getirilmesi, çiftçilerin gelirlerini arttırmakta ve kırsal ekonomiyi destekleyerek daha az gelişmiş veya metropollere uzak yörelerin nüfusunun azalmamasını sağlar. Aynı zamanda benzer ürünler ve yiyeceklerden farklılıklarını garantileyerek ekonomide rol alan ürünlerin piyasa değerini arttırır. Ayrıca, bu statünün ve işaretlemenin getirilmesiyle, tüketiciler satınaldıkları ürünlerin özellikleriyle ilgili açık bilgilere dayanarak daha bilinçli seçimler yapabileceklerdir.”

Bu ifadeler Avrupalılar’a ait. Maalesef, henüz bize değil. 

Bunun yanısıra Köy Evleri yatırım isteyen bir diğer yapı konumunda. Bu kez kendi köyümüzdeki taş bina için 4 Eylül 2011 tarihli bir başvurumuz oldu. Ancak aşağıda linkli (aslı imzalı) dilekçemize henüz yanıt alamadık.

Bayramiç Kaymakamına Başvurumuz

Not: Bayramiç Kaymakamı Sayın Osman Yenidoğan köyümüze gelerek binanın durumunu tespit etmiş, dilekçemiz Çanakkale İl Özel İdaresine havale edilmiştir. Ancak henüz muhtarımızı arayan olmamıştır.

Posted in Adil Ticaret, Sürdürülebilirlik, Umutlarımız | Yorum yapın

Yerel tohumlar, Çevre ve Gelişmişlik

Geçen sene 30 Temmuz’da Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde ilk kez gerçekleşen ‘Tohum Takas ve Yerel Ürün Şenliği’ bu yıl ilkbaharın yeşeren toprağında buluşmak üzere, Bayramiç Belediyesi ve sivil toplum kuruluşları desteğinde 21 Nisan’da ikinci kez düzenleniyor.

Biyoçeşitlilik, mutfak kültürü ve gıda lezzet zenginliğinin en önemli unsuru. Tüm dünyada market raflarının dar alanlarında (hem de hep daha yüksek raf katılım bedelleri ile) sıkışan ‘gıda’, toprağın ve onu yetiştiren çiftçilerin özgürlüğüne her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor. Tanımların standartlarına çerçevelendikçe lezzetini, rengini, besleyicilik değerlerini kaybediyor. Sadece birim fiyatlarla rekabet etmeye mahkum olduğundan beri, onu yetiştirenlerin, üretenlerin iddiasız kimliği yerine reklamlar ön planda yer alıyor, markalar gurur ödüllerine layık görülüyor; ama gıdanın ve toprağında üreticisinin özündeki ruhun yaralanması birçoğumuzun henüz fark etmediği bir gerçek.

Medyanın konuya ilgisinin ancak çok küçük karelerle sınırlı olduğu yorumuyla küçük bir parantez açalım: 22 Şubat’ta İstanbul-Galatasaray’da, Cezayir Apartımanı’nda dinleyici olarak katıldığımız ‘Çarşamba Buluşmaları’ gecesi konuğu Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya idi. Gecenin konusu medya, toplumdaki kaliteli insan ve gelişmişlik meselesiydi. İsmail Küçükkaya’nın kaliteli insan ve gelişmişlik için tanımladığı entelektüel ve maddi kriterlere karşın biz konuyu daha somut 3 kriterde önerdik:

  • Etik üretim yapmak (kendine, kişilere ve çevreye zararlı olmayan, görünen kısmı ile hedefin farklı olmadığı işler yapmak)
  • Cesur olmak
  • Sağlıklı olmak

Okuryazarlığın aydın insana dönüşümünü sığ kritelerle yücelten sistematikler, ne yazık ki gelişmişlikten söz açıldığında şehrin yüksek binaları ve rekor kıran ihracat rakamlarıyla istatistikler yapmayı yeterli görebiliyorlar.

Gelişmişlik parayla, binayla oluyor mu?

Utah Üniversitesinde Biyoloji bölümünde öğretim üyeliği yapan Çağan Şekercioğlu bakalım ne diyor gelişmişliğimiz hakkında? Şekercioğlu, 2011′de  National Geographic’in genç “kaşifleri” arasına girmiş ve Beyaz Ev tarafından davet almıştı.

“Maalesef durum giderek kötüye gidiyor ve Türkiye’nin doğa koruma açısından sergilediği kötü performans giderek dünyanın da dikkatini çekiyor. 2012 Yale Dünya Çevre Endeksi’nde Türkiye daha da gerileyerek, özellikle biyoçesitlilik ve doğal alanlar kategorisinde dünya ülkelerinin yüzde 92′sinin gerisinde kaldı. Bu utanç verici bir durum. Türkiye gibi dünyada liderliğe oynayan ve ilk 10 ekonominin arasına girmeyi hedefleyen ülkemize hiç yakışmıyor. Bu endeks bir kez daha gösteriyor ki, gelişmişlik parayla, inşaatla, binayla, barajlarla olmuyor. Dünyada çoğunluğu 3 biyoçesitlilik sıcak noktasıyla kaplı olan tek ülke olan güzel ve doğa zengini ülkemiz, çevre performansında sonlardaki konumunu hak etmiyor. Çevre endeksinin en üst sıralarındaki ülkelere bakarsak, bunlar refah, eğitim, hayat standardı ve mutluluk düzeyi de en yüksek ülkeler. İsviçre, Norveç, Lüksemburg, Avusturya, İngiltere ve İsveç gibi hepimizin yaşamaya can attığı ülkeler. Yani kaliteli bir yaşam ile sağlıklı bir çevre elele gidiyor. Öte yandan bizi geçmiş ya da bize yakın ülkelerin arasında ise Angola, Kongo, Mozambik, Moldovya, Sudan, Suriye, Haiti ve Nijerya gibi iç savaş ya da diğer ciddi sorunlar geçirmiş, yoksul ve perişan ülkeler yer alıyor.”

İdealizm Aristo zamanında mı öldü?

22 Şubat 2012 akşamı buluşmasında, Sayın İsmail Küçükkaya, ‘yerel tohumların önemi ve varlığı konusunda toplumsal bilinç oluşturulması için gazetelerin konuya daha fazla yer vermelerinin gerekli olduğu’ görüşümüze karşın ‘böyle haberleri yazarsak gazeteyi kime satacağız? İdealist olmak lazım, ama o da Aristo zamanında kaldı’ demişti.

21 Nisan’da gerçekleşecek buluşmamızın toplumun farklı katmanlarında bir farkındalığa dönüşmesi en büyük arzumuz.

O gün, yerel tohumun ve küçük çiftçilerin, köylülerin, geleneksel ürünlerin, el emeği göz nuru dokumaların yer alacağı pazarda, tohumlar zarflar içinde takas edilecek, sempozyumda davetli konuşmacılar meselenin detaylarına işaret edecekler. Takas günü gerçekleşecek olan ve geniş bir katılım beklenen Açık Alan Tartışması’nda (Çalıştay’da) iki temel konunun ele alınması planlanıyor:

  • Yerel tohumlar; kültürel miras, biyoçeşitlilik ve modern tohumculuk içindeki yeri
  • Katılımcı Sertifikasyon Sistemleri (bu konuda geçtiğimiz yıl, 9 Nisan 2011 tarihinde Buğday Derneği tarafından gerçekleştirilen Türkiye Tohum Ağı toplantısında yaptığımız sunumu inceleyebilirsiniz.)

Buluşmamız, yerel tohumlarımız ve geleneksel köy ürünlerimiz için umuttur, sevinçtir; biyoçeşitliliğin ve paylaştığımız çevrenin güncel tehditlere boyun eğmeyeceğinin güçlü bir adımıdır; gelişmişliğin sadece yüksek binalar ve barajla olamayacağının küçük bir göstergesidir; idealizm bile belki yaşıyordur, göreceğiz…

 

 

 

 

 

 

 

Program

Saat 8.00: Yerel Tohumlar temalı Trans Kazdağı Yürüyüşü’nün Küçükkuyu’dan başlaması,  Yerel Pazar ve Katılımcı Kuruluşların Standlarının Açılışı, Tohum Takas Masası’nın açılışı

Saat  9.00-12.00:  Çalıştay (*)

Saat 13.00-14.00: Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tunçer’in açılış konuşması,
Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Abdullah Aysu’nun konuşması, Bayramiç Kadın El Ürünleri Pazarı Açılışı, Trans Kaz Dağları Yürüyüşçülerinin Şenlik Alanına Varışı,

Saat 14.00-15.00: Tohum Takası

Saat 15.00-17.30: Yerel Tohumlar ve Yerel Tatlar Paneli

Konuşmacılar: Defne Koryürek (Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar), İlhan Koçulu (Boğatepe Çevre Derneği), Mustafa Alper Ülgen (Bayramiç Yeniköy Kaz Dağları Ekolojik Yaşam ve Tohum Derneği),  Dr. Seçkin Kaya (Çanakkale 18 Mart Üniversitesi), Prof. Dr. Tayfun Özkaya (Ege Üniversitesi), Prof. Dr. Türker Savaş (Çanakkale 18 Mart Üniversitesi)

Saat 17.30: Kapanış konuşması

(*) Çalıştay  (Yer: Belediye Düğün Salonu; Paralel Zamanlı Oturumlar)

A-Tohum ve Tohumculuk

  • Tohum ve Tohumculuk Yasası
  • Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), gıda güvenliğimiz, biyoçeşitlilik hakkı; gıda egemenliği
  • Tohum ve tohumculuğa yaklaşımımız

B-Katılımcı Sertifikasyon Sistemleri

  • Katılımcı Sertifikasyon Sistemleri (KSS) nedir?
  • Organik Tarım Sertifikasyon sistemi ile arasındaki farklar.
  • Çanakkale’de bu sistemlerin kurulması için neler yapmalıyız? Pilot uygulama için ilk adımlar.

Etkinlik hakkında iletişim için e-posta adresi: bayramictohumtakasi@gmail.com
Telefon numarası: (286) 773 32 42

Etkinlik sürecinde Bayramiç’te, eş-dost evinde konaklama dışında, alternatif öneri:

Varol Otel, rezarvasyon için tel: (286) 773 51 51, e-posta: varol@varolapart.com

Ulaşım için öneri: Truva Seyahat Otobüsleri, Bayramiç şube tel: (286) 773 15 15

Posted in Adil Ticaret, Sürdürülebilirlik, Umutlarımız, Yerel Tohumlar | Yorum yapın