Meyvecilik için alternatif dost çözümler

Kontrollü koşullarda daha verimli ve daha uzun raf ömrü hedeflerinde, laboratuarlarda ıslah edilmiş meyve türlerinin son yıllarda yaşadığı sorunlar artıyor. Her yıl yapısal olarak güçlenen zararlılara ve hastalıklara karşı önerilen kimyasallar ve diğer dış girdiler doz-miktar olarak daha çok kullanılmak zorunda. Bunların birçoğu topraklarımıza ve yeraltı sularımıza zarar verirken, içerdikleri zararlı maddeler insan sağlığı için (ve muhtemelen daha kritik olan arılar için)  giderek artan bir tehdit. Ayrıca, bu ürünlerin birim fiyatlarının senelerdir düşüşte olması, üreticileri ciddi kaygılara sürüklemekte.

Binlerce yıl içinde, iklimsel dalgalanmalara karşı direnç sağlayan yerel meyve türleri son 30 yıl içinde insan eliyle büyük oranda yok edildiler. Köylerde albenili modern türlerle ticari iştahın kabartılması sonucunda yerelin lezzet ve kültüründe temel kıymetler taşıyan meyve biyoçeşitliği fakirleşti. Klasik ağaçların yerini, çok iddialı vaadler ile birlikte yarı bodur ve bodur türler aldı.

Gerçek olan bu vaadler mi, yoksa değişen koşullarda güçlü varolabilme gücü mü? Modern (ve şımarık) ağaçlarda organik tarım uygulamaları paradoksal olarak bu ağaçları büyük oranda mutsuz ediyor. Çevre ve insan sağlığı kadar bu ağaçların da mutluluğu önemli halbuki. Bu sıkıntıyı önemseyen pek kimse yok etrafta.

Yerel sebze tohumları kadar, yerel meyve ağaçlarının yeniden desteklenmesi, bu üretime uygun alanların tespiti, Türkiye’den ve yurtdışından coğrafyamıza uygun yerel türlerin adaptasyon uygulamaları, meydana gelebilecek seller, kuraklıklar ve mevsim ortalamaları dışında yaşanan sıcaklık ve soğukluk karşısında önemli bir “Açık Alan Gıda Güvenliği” laboratuarı niteliği oluşturabilir. Ayrıca, yerel meyve türlerinin ilaçsız veya çok az ilaç ile yetiştirilme imkanları, hem ekonomik hem sağlık parametreleri açısından büyük avantajlar sağlar.
yerel elma

Bayramiç’te bu yıl Tohum Takas Şenlikleri 25 -26 Nisan’da gerçekleşecek. 25 Nisan günü yerel meyve türleri üzerine bir panel olacak. Konuya hassasiyet gösteren dostlarımızı konuk olarak davet ettik. Hizan’dan, İznik’den, Bulgaristan’dan gelecek arkadaşlarımız sunumlar yapacaklar; deneyimlerini paylaşacaklar.

Örneğin son yıllarda birim fiyatları düşen elma için, Bayramiç bölgesinde Kuzumeleten, Gelin Elması, Kış Elması, Tatlı Elma, Hacı Yusuf, Koruk Elması gibi yerel ve eski türlerin yeniden aşı kalemleri ile çoğaltılması bir fantazi değil. Yerelde kullanılan isimler bazen farklı da olsa, türlerin birebir aynı olması karşılaşılan bir durum. Geçtiğimiz yıllarda Meyve Mirası Proje grubu tarafından Muğla ili dahilinde özellikle badem ve armut olmak üzere, 20′den fazla meyve türünde yapılan gen araştırmalarında bu konuya odaklanılmış, bilimsel ayrıştırmalar sonucu çok kıymetli bir veritabanı bilgisi elde edilmişti.

Geleceğin susuz ve sıcak yaz günlerine hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Yerel türler doğa dostu tarım yapabilmek için bir fırsat. Ağaç aşılamak (*) hassas bir iş. Doğru zamanda, doğru şekilde yapılırsa kalemler birkaç hafta içinde yapraklanacak. Birkaç yıl sonra da yeniden meyvelerini verecek.

———————-

(*): Ağaç aşılamaya bir örnek (Kiraz Aşısı):

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum yapın

Hizan’ın tılsımı

IMG_3093

Dağlar sessiz. Erkek çocukları okul bahçesinde top oynuyorlar. Usulca gülümseyişleriyle kız çocukları evlerinin yanıbaşında. Anneler belli ki içerde yemek yapmakla meşguller.

IMG_4556

Evin beyleri, dedeleri bizleri karşılamaya çıkmışlar. Tek tek eller sıkılıyor; hoş gelmişsiniz tebessümlerinde özlem var. Oldukça sıcak bir kış günü. Büyük yer sofrasında, dışarda yapıyoruz kahvaltımızı. Karakovan balı, yoğurt, otlu peynir, zeytin, lavaş ekmeği ve sıcak çay… Said Nursi’nin doğduğu köyde manevi değerler çok derin. Huzurun yeniden kucakladığı bu coğrafyanın gelecek umudunu köylülerin gözlerinden okuyoruz. Dualar dağların huzurunda.

IMG_4551

Bitlis’in Hizan ilçesine Muş Havalimanı’ndan ulaştık. İlçeye 40 dakika mesafede yer alan Nurs Köyü sarp tepeler ortasında bir vaha gibi… Bölgedeki mikroklima Bitlis’in diğer bölgelerinde rastlayamayacağımız bir bitki çeşitliliği sunuyor. Dağ eteklerinin bir kısmında uzun seneler sürecinde kesilen ağaçlar gözle görülür şekilde erozyona sebep olmuş; toprağın akıp gittiği alanlarda tek tük meşe ağaçları var. Dik ve engebeli kayalıklardan düzlüklere doğru yaklaştıkça ağaçlar çeşitlilikleriyle biraraya geliyorlar. Meşe, Ceviz, Zeytin, Menengiç ve Fındık ağaçları bölge için çok zengin bir miras. Ancak ilk bakışta gözümüze çarpmayan farklı ağaçlar da var: yerel türler. En az 5 tür Elma, birkaç tür Armut, İncir, incecik kabuklu Nar ve farklı rakımlarda Temmuz’dan Ekim’e dek farklı tarihlerde meyve veren Kiraz ağaçları… Hiçbir ilaç verilmeyen, doğal ve tüm mevsimlerin hiddetine dayanıklı türler. Çok lezzetli, farklı, tanınmayan türler vahşiliğin tüm çekiciliğine sahipler.

hizan_0010

Kırsal turizmin doğa dostu tarım ile harmanlanması, kırsal kalkınma modelleri içinde en sürdürülebilir modellerden biri kuşkusuz. Tek püf noktası eşdeğer temasın korunması için hem turizm, hem tarıma aynı özen ve sevgiyi verebilmek. Türkiye’de kırsal turizm alanında önemli projeler gerçekleştiren Dr. Metin Çelik ve Mustafa Bektaş’ın da içinde yer aldığı grupla, bölgenin kalkınması için büyük emekler veren Hizan Kaymakamı Sedat İnci’nin davetlisi olarak çeşitli toplantılar gerçekleştirdik. Nurs Köyünün bir inanç merkezi olarak sahip olduğu potansiyel ve ev pansiyonculuğu alanında izlenecek stratejilerin yanısıra, bölgedeki zengin yerel ve geleneksel tarım ürünleri ile birlikte yaratılacak kıymetler çok yönlü olarak konuşuldu.

hizan_0006

Kaymakam Sn. Sedat İnci başkanlığında, Hizan Tarım İlçe Teşkilatı’nın kapsamlı katılımı ile yapılan görüşmelerde, doğa dostu tarımın Hizan ilçesi bütününde sahip olduğu değerler ve buna bağlı çalışmalar planlandı:

1. Yerel meyve ağaç çeşitliği envanteri yapılacak; özellikle soyu azalan türler korunmaya alınacak.

2. Bölgede tarım alanında tecrübe sahibi olan yaşlı insanların bilgilerinin kaybolmaması için kendileri ile görüşmeler yapılarak kritik bilgiler arşivlenecek.

3. Özellikle erozyona uğramış ve erozyon tehdidi bulunan dağ eteklerinde, çok az topraklı veya topraksız kayalara tutunabilen Ceviz ağaçları dikilecek.

4. Geleneksel Köy Mamul ürünlerinin (Karakovan Balı, Sirke, Pekmez, Reçel, Pestil, vb) resmi üretim izni ile üretimine yönelik bir kooperatif kurulacak.

5. Bölgenin sağlıklı, leziz doğa dostu tarım ürünlerin satış ve pazarlamasına destek olunacak.

İnsanlar, toprak, su ve tohumlar bir arada yarınlara gülümseyerek baktık. Kurulan dostluklar için ne öncesi sorgulandı, ne de koşullar kondu. Doğunun ışığının yeniden güçlendiğine tanık olmak herşeyin ötesinde bir tılsım.

IMG_4591

Daha fazla fotoğraf için:

https://www.facebook.com/cem.birder/media_set?set=a.10152043631658208.1073741836.675853207&type=1

(Fotoğraflarını benimle paylaşan Mustafa Bektaş ve Özlem Çelik’e çok teşekkür ederim.)

map hizan1 copy

Umutlarımız içinde yayınlandı | 1 Yorum

Üç Şehrin Fısıltısı

Cem Birder / 29 Ocak – 2 Şubat 2014

Bayramiç’ten her ayrılışım zor bir duygu ile başlıyor. Durmak ve beni çevreleyen köyü, dağımı izlemek öylesine işlemiş ki içime, her yolculuğun planı ve ardından otobüs bileti ile somutlaşan kararı sanki bir tehditmişçesine, öncesinde hep ürkütüyor. Sonrası ise su gibi akıyor; gecenin derin karanlığı şehrin gülümseyen şafaklarına kavuşuyor.

IMG_2992

Yalova’da, Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nde Buğday Derneği çağrısı ile gerçekleşen bu yıl ki “Çiftçi Eğitim ve Bilgilendirme Toplantısı” dahilinde, endüstrinin önerdiği sertifikalı tohumlar karşısında yerel tohumların varoluş mücadelesi, gıda güvencesi açısından önemi, tohum takas mekanizmaları, topluluk destekli tarım, katılımcı onay sistemleri (1) ve bunları destekleyen projeler konuşuldu. Bazen “resmi” sunumların bölüm aralarında gerçekleşen sohbet toplantıları ön görülmeyen coşkular yaşar.

Perşembe akşamı balık çorbası, hamsi ızgara ve roka salatası ziyafeti sonrası, misafirhanede uyku öncesinde, çay eşliğinde yaptığımız sohbet de böyle özel bir enerjiyle oluştu; saatler unutuldu. Tartıştığımız başlıklardan biri şuydu: “Organik tarımda ürün mutluluğu ne seviyededir?”

‘Üç Elma Doğal Tarım’dan Hüseyin Genç’in büyük bir inançla sürdürdüğü geleneksel meyve türleri üzerine çalışmaları daima çok etkileyici. Hüseyin abi bizlere bulunduğu Çankırı yöresi yerel elma türlerinde hiçbir kayda değer hastalık yaşamadığını anlattı. Elmalarının boyu küçük de olsa mutlular; bakım talep etmeden, kendi güçleri ile yaşamlarını uzun yıllar sürüyorlar. Peki ya modern meyve türleri? Maalesef büyük bir çoğunluğu, konvansiyonel tarımın sunduğu önerileri büyük bir açlıkla kabul ediyorlar. Kırılganlar. Hastalıklara karşı bağışıklıkları düşük. Toprağın, iklimin, suyun küçük parametrik değişimlerine hızla tepki veriyorlar. Tahıllarda, sebzelerde ve hayvancılıkta durum benzer. Değişen koşullara, patojenlere çok daha fazla duyarlılar, taşıdıkları çok alımlı isimlere rağmen. Çözüm genel olarak yüksek dış girdi, daha çok müdahale; tüm bunlar daha çok kimyasal, daha çok masraf, daha büyük çaresizlik demek…

Yetiştirilen modern ürünlerin daha çok mutluluğu pahasına toprağın, yer altı sularının, ve çevre-insan sağlığının yıllar içinde felakete doğru yükselen grafiğini artık herkes farkında. Bu tabloya inat, oradaki toplantıda bulunanlar, modern türlere rağmen organik veya doğa dostu tarım için uğraş vermeyi sürdüren insanlar. Bazen organik hazır ilaçları satın alarak, bazen ve tercihen kendi preparatlarımızla, ürünlerimize sevgi de katarak…

Kolay değil. Hele bulunduğunuz bölgede yüksek yoğunluklu ilaçlı tarımla çevrelenmişseniz. Ağaçlarımızın, sebzelerimizin, buğdayımızın, hayvanlarımızın elbet ki mutluluğuna önem veriyoruz. Onların her ne yaparsak yapalım bazen hüzünlü hallerine tanık olmak bu zamanların bir kaderi mi? Her pahasına direniyoruz. Biraz uzaklarda duran bir grup insan.

IMG_2996

* * *

İstanbul’da bir TV programı, bir dergi röportajı, dostlarla buluşmalar, sohbetler…

Şehrin kalbini Gezi’nin derinliklerinde hissediyorum. Sabahın ilk saatleri; Taksim meydanında tek tük insan var.  Sıkılan biber gazları gri bir beton okyanusuyla heykelleştirilmiş. Gezi’nin etrafını çepeçevre kaplıyor meydana doğru biteviye. Sessizce meydandan uzaklaşmaya çalışıyorlar; insanlar, kediler, köpekler, yağmurun suyu. Anılar taze hâlâ, nefretin kokusu sinmiş.

Gezi’nin kuzeyine sıkışmış küçük bir bostan vardı, o da yok artık.

kaktusler_annem_01

Birgün…

Cazibe öyle umut dolu bir Tweet atacak ki duymayan kalmayacak. Pınar bisikletiyle katılacak onbin insana “istikametiniz Gezi!” diyecek. Deniz arkasında rengârenk bir öğrenci ordusuyla çıkagelecek. Boğaz’ın olta balıkçılarının iri lüferleri Defne’nin mangalında pişecek; Ali’nin ekşi mayadan tam buğday ekmekleri, Cumhur abinin Beykoz soğanı saracak ızgaraları. Çocukların Didem’le pişirdiği havuçlu-pekmezli keklerin kokusu ta uzaklardan duyulacak. Rhiannon röportaj yapacak ailelerle; ertesi gün yabancı basın “Gezi’ye bahar geldi” diye başlıklar atacak. Gülay, blog sitesinde farklı bakış açılarıyla duyuracak bu güzel günü, yine “Bir başka İstanbul” diyerek. Grileşmiş ne varsa, yeşil fışkıracak çatlaklarından.

O gün…

Vali emir verecek polislerine: “Orda öyle durmayın, siz de katılsanıza panayıra!..”

El ele verecek devlet ve halk. Ve, her ne diyorsak organik tarım, iyi beslenme, adil yaşam ve ötesi adına; sadece aşkın nefesi can verebilecek bu şehire…

* * *

İstanbullular Ankara’yı neden beğenmezler, hiç anlamamışımdır. Her gittiğimde daha çok sevdiğimi hissediyorum. Kale’nin eski mahallelerinde henüz açılan kepenkler ve Eda ile sabah kahvaltısı… Esnaf güleryüzlü, sakin, selamları cömert. Çocuklar ve yaşlılar için daha çok huzur verecek yuvaları konuşuyoruz; ve doğa dostu tarımı, iyi beslenmenin oluşturabileceği azami bütçe farklarını, şehrin köyleriyle kurulacak sağlam köprülerini…

kale esnaf

“Permakültür Cumartesi Buluşma” adresimiz Tayfa Kitapkafe. Adından da anlaşılacağı gibi, müşterilerden önce kitapların kahveyle buluştuğu bir mekân burası. Alt kat, çevre, sanat ve sosyal temelli, doğa ve toplum duyarlı meselelerin konuşulması için tasarlanmış.

tayfa kafe

Toplantımızda eski dostları görmek ne büyük süpriz; İnci ve Ali hocalar, Yasemin, Arif, Nihal, Ceyhan… Böyle zamanlarda konuşulanlardan sanki daha kıymetli paylaştığımız buluşma coşkusu.

Bu bol güneşli cumartesi günü, Tayfa Kitapkafe’de her birimiz bir diğerine “Siz bu resmin neresindesiniz ?” diye sorduk.

Tayfa1xdKonumuz, sağlıklı besleme zincirinde bireylerin doğa ve kendileri üzerindeki rolü. “ONLAR” dediklerimiz, kendimiz gibi düşünmeyen, doğayı hakimiyetleri altına almak isteyen, yetiştirdikleri ürünleri (kendileri yemeden) sadece satmaya çalışan, toprak ve suya kullandıkları kimyasal ilaçları karıştıranlar… Kimse “nefret etmiyordu”. Pek azımız “pes ettim” dedi. Tabloda unutmuşsunuz ama “ben ne yapsam?” diye uzun süredir düşünüyorum, diyen biri oldu. “Şöyle yapsak?..” diyenler önerilerini, bilemediklerini ve endişelerini dile getirdiler. Sivil Toplum Kuruluşu veya bir grup olarak uzun yıllardır, doğa dostu tarım ve üretim süreçlerine adım atanlar deneyimlerini paylaştılar. Alternatif üretim ve tedarik yöntemlerinin olasılığı birçoğumuza yeni umutlar taşıdı. Tüm bu çabalar, “ONLAR” ve “BEN” arasında, yaşamın tüm gerçekliği ile beraber, bir dönüşüm sağlayabiliyor muydu? Toplumun çok küçük bir parçası olarak, – mimar, mühendis, ev hanımı, işletmeci, emekli, eğitmen, çiftçi, çoban…, bir aradaydık. Dönüşümün tanıklarıydık. Sadece organik tarım yaparak, yerel tohum takaslarına katılarak, eğitim programları alarak değil; alışagelmemiş fikirlerin, yeni hayat tercihlerinin, toprağın kokusunu özleyerek yaşanan deneyimlerin dile getirilmesi dönüşümün gerçeğiydi. “Birlikte Üretim” bir ütopya değil artık. Zamanın akışında su yolunu buluyor. Toplantımız kıymetliydi; gerçeğin şiirsel motifleri bizi yine yüreklendirdi.

Gece dönüş yolunda ağaçları, köyü ve geride kalan üç şehrin fısıltılarını düşündüm… Bir de Arif’i ve Kalkım’daki özgür ruhlu 200 boz ineği.

(1): Yalova’da yaptığım sunum: KOS_Yalova

Radyo ve Sohbetler, Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum yapın

Önemsenmek

oya03

İçinde bulunduğumuz yıl Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Aile Çiftçiliği” yılı olarak ilan edildi. Endüstriyel tarım alanında her geçen gün devleşen küresel şirketlere karşın, dünya gıda güvenliğinin, tarımsal biyoçeşitliliğin, farklı lezzetlerin, ve hatta sağlıklı beslenmenin sigortası olan aile işletmeleri çatısında buluşan küçük çiftçiler için…

Dünyada son 20 sene içinde La Via Campasina gibi küçük çiftçiliğin toplumsal adalet ve haysiyet kıymetlerini savunan veya Slow Food gibi iyi, temiz, adil ve, Gandi’nin dostu Satish Kumar’ın ifadesiyle kutsal gıdanın vazgeçilmezliğinde buluşan hareketler büyük bir hızla büyümekte.

Bu süreçte, birkaç yıl öncesine dek, ABD ve AB yönetimlerinin, ve Dünya Bankası gibi kurumların stratejik vizyonları ile desteklenen endüstriyel tarım ve gıda sektörü yanında küçük çiftçiler, yerel tohumlar ve bunlardan üretilen gıdalar, zaman zaman kendilerinin romantik söylemlerine rağmen, aslında görmezden gelinmekteydi.

Batılı toplumlar sağlıklı beslenmeyi ve toprağa yakın lezzetleri özledikçe, bu söylemin savunucu Sivil Toplum Kuruluşları gibi, devletler ve finans kuruluşları da bakış açılarında yön değiştirmeye başladılar.

Bunun önemli bir göstergesi, 2014′ün Dünya Aile Çiftçiliği yılı olması…

Merak ettim, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı‘mızın web sitesine bir göz attım; BM ve FAO’nun bu önerisine acaba nasıl yer vermişler?… Maalesef birşeye rastlayamadım. Küçük çifçiler, aile tarımı, köylüler, yerel tohumlar bakanlık sayfasında görülebilir mesafede değiller.

oya04

Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) açısından bakarsak, bazı sebepler öne sürmüşler bu yılı Aile Tarımı’na adarken:

o Aile ve küçük çiftçi tarımı dünya gıda güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

o Aile çiftçiliği geleneksel gıda ürünlerinin devamlılığını sağlar;  dengeli beslenmeye katkı verirken, tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir koruyucudurlar.

o Aile çiftçiliği, özellikle sosyal içerikli politikalarla bir araya getirildiğinde, yerel ekonomileri canlandırmak için çok önemli bir fırsattır.

FAO böyle yorumlamış. Ancak TC resmi web sitelerine bakacak olursak, konuyla ilgili hiç bir işaret yok; hedef yok.

Anadolu küçük çiftçilerinin, aile tarımının hiç olmazsa BM hatırına önemsendiğini hissetmek güzel olurdu…

(Fotoğraflar: Oya Yalçın)

1 Şubat 2014′de Defne Koryürek’in “Ne Yiyorsak Oyuz” program konuğu olarak aile tarımını konuştuk:

Ne Yiyorsak Oyuz – 1 Şubat 2014

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum yapın

Köylünün Mutluluğu

Eylül 2013, Lezzet Dergisi (Doğan – Burda) için yazılmıştır.
Yazan: Cem Birder

O günlerde yaşasaydım
Bir tren istasyonum olurdu,
Bir de öğrencisi olduğum Köy Enstitüsü.
Toprağı, sanatı, köylülüğü, tarımı doyasıya yaşayıp,
Uzak aşkların demiryolunda mektuplanacağı.

 

Basit bir soru ile başlayalım: lezzetli yemekler olmadan sağlığımızı düşünmek bir tercih olabilir mi?

Sistem, gıdanın merkezi kontrolü stratejileri doğrultusunda, bilimsel konsantrasyonların (vitamin ve mineral hapları, güçlendiriciler, serum, vb) iddialı gücüyle yenilikçi beslenme alışkanlıkları yaratma çabasında. Günlük yaşamda giderek daha az hareket eden bir nesil yetişiyor. Obezite oranları batıdan doğuya artış eğilimlerini sürdürüyor. Çözümü hap kavanozlarına sıkıştıran endüstri ne kadar samimi?

Bundan yaklaşık iki yıl önce Time dergisi yazarı John Cloud meseleyi bizzat deneyimleyenlerden biri olmuştu. Beş aylık süre içinde toplam 3000 vitamin hapı, protein ve Psyllium lifi alan Cloud’un kan tahlilinde, öncesi ve sonrasındaki değerlerin önemli bir farklılık içermemesi bilim dünyasında büyük tartışmalar yaratmıştı. Buna parelel olarak, Sidney Üniversitesi’nden Prof. Samir Samman A, E, and C, beta-carotene vitamin and selenium haplarının etkileri hakkında şöyle demişti:

“Özellikle kalp rahatsızlıkları konusunda büyük miktarda vitamin hapı alanların sağlık verilerinde hiçbir ilerleme kaydedemiyoruz. Bunun ötesinde, yüksek dozda vitamin alan hastalarımız arasında, oransal olarak küçük olmakla birlikte, ölümlerin arttığını kesin olarak ölçümledik. John Cloud deneyinde ortaya çıkan düşük etki meselesi benzer akademik araştırma sonuçlarıyla da örtüşüyor. Eğer doğru besleniyorsak, niçin takviye haplarına ihtiyaç duyalım?…”

Dünyamızın bazı bölgelerinde değişen iklim ve coğrafi koşullar sonucu ortaya çıkan beslenme zorlukları vitamin haplarını veya zenginleştirilmiş hazır gıdaları vazgeçilmez kılabilir. Ancak, Anadolu topraklarının sunduğu doğal besin zincirlerinin mükemmel içeriği hayal ettiğimiz tüm enerji ve mutluluğu sağlayabilecek zenginlikte.

ekmekler

2011 yılının Nisan ayında Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Yerel ve Ekolojik Gıda Sistemleri” konulu bir panele konuşmacı olarak davet edilmiştim. Toplum olarak organik ürünlere talep oluşturmanın ve bu ürünlerin etik olarak, adil fiyatlarla tüketiciye ulaştırılmasının yöntemleri üzerine konuşuldu. Aracısızlık prensibinin önemine değinildi. Üreticilerin sorunlarını aşmak için kooperatifleşmenin önemi vurgulandı. Tüm görüşlere katılıyordum, ama eksik olan bir şey vardı? Aklımı kurcalayan meselenin tılsımlı kelimelerini birden farkettim: köylünün mutluluğu.

“Sen daha iyisine lâyıksın!” diyen reklâmlara kulak veren genç nesil köylerden kopuyor; şehirlere göçüyor. Nesilden nesile aktarılan yerel tohumu, yerel hayvan ırklarını, geleneksel bilgiyi ve biyoçeşitlilik dengelerini yüreği ile kim koruyacak?

Köylünün mutluluk anlayışını değiştirirsek, eski tadıyla ekolojik ve yerel gıdayı kimler üretecek?

Köylü köyünde kalmak istese bile, sürekli borçlanıyor. Ucuzlaştırılmş topraklar el değiştiriyor. Devletin köylünün borçluluğu konusunda endişelenmesi gerekmez mi?

köy evi 1 (2)

Mutluluğun akıl ve gönül dengesini sağlamak (araştırmacı yazar ve şair Deniz Postacı’nın ifadesiyle “Ad Cordis”) için köyümüzde iki mekân olsun dedik: Köy Evi ve Geleneksel Köy Mamul Ürünleri Üretimhanesi.

Tapusu köye ait taş evin tadilat çalışmalarını maddi sorunlarımız sebebiyle tamamlayamıyorduk. Uzun senelerdir hizmet veremeyen binamızın çatısı iki sene önce çökmüştü. Eşden-dosttan binamız için gelen desteklerle onarıma başladık; tadilat büyük ölçüde tamamlandı.

Köy Evimiz sosyal, kültürel etkinlikler için harika bir mekân olacak:

• Çocukların okul sonrası derslere yönelik ek çalışmalar.
• Kitapevlerinden, arkadaşlarımızdan ve fuarlardan yazılı materyal desteği; okuma geceleri.
• Toplantılar, köyümüze gelen ziyaretçilerle sunum ve seminerler.
• Çocuklara ve gençlere yönelik sanat atölyeleri, salon sporu.
• Canlı müzik dinletileri; kırsal ve şehir temelli müziklerin buluşması.
• Köy Sineması.

Tüm etkinlikler ücretsiz; çoluk-çocuk, kadın-erkek, genci yaşlısı ile hep birlikte…

AB mevzuatına paralel olarak, Türkiye’de de geleneksel köy mamul ürünlerine yönelik mevzuat ve uygulamalar biraz yumuşamaya başladı. Bu süreçte, Çanakkale İl Özel İdaresi desteğinde çok kıymetli bir çalışmaya adım attık. Köyümüzde, Kaz Dağı’nın nefis ürünleri ile, geleneksel yöntemlerle odun ateşinde üretim için kolları sıvadık.

Kurulan üretimhane bünyesinde, köyümüzde pekmez, pekmezli (beyaz şekersiz) reçel, komposto ve sirke gibi mamul ürünlerin üretimine başlıyoruz. Bir de özlediğimiz ekmekleri pişirmek için, taş ve topraktan ekmek fırını yaptık.

Geleneksel adı verdiğimiz üretimin sağlık kriterleri oldukça kritik. Zira, daha uzun raf ömürü için koruyucu katkı maddeleri içeren endüstriyel tip üretime karşın, kuralsız-kontrolsüz bir üretimin adının başına “geleneksel” ekleyip, bu romantizm çatısında sağlığa zararlı bambaşka etkenler yaratmak mümkün. Birçok AB ülkesinde tanımları yeniden oluşturulan “asgari hijyen” koşullarını, bölgemizdeki üniversite ve il tarım müdürlüğü kontrol laboratuvarları desteğinde, bilimsel ölçüt yöntemleriyle sağlamamız gerektiğini farkındayız.

Çiftçimizin sadece 1-2 ay süren taze ürünler satışına ek olarak, yıl boyunca satış ve ticari gelir ağı oluşturacağız. Köylümüzün el emeği, Kaz Dağı’nın bol oksijeni ve bereketi ile tatlanacak ürünler…

Kırsal kalkınma, sürdürülebilirlik ve yerel ekonomi kavramlarınının içsel dürtü ve duygularla anlam bulması ve sağlıklı bir toplum farkındalığı için daima el birliği gerekiyor.

Baştaki sorumuza dönersek, lezzetli yemekler olmadan sağlığımızı düşünmek bir tercih olamaz. Çünkü lezzetsiz bir dünya yaratırsak, orada ocaklar yanmaz, mutfaklar kurulmaz, dualar ve şarkılar okunmaz, kahkahalar duyulmaz…

Gıdanın lezzetinde
Biraz düş, biraz alın teri,
Yolun yine başındayız.
Toprağı, sanatı, köylülüğü, tarımı dostça yaşamak için,
Gün bugün.

Geleneksel Üretim, Sürdürülebilirlik içinde yayınlandı | Yorum yapın

Sarkaçla yaşamak

Satın aldığımız tarım ürünlerinin ne şekilde yetiştirildiğinden emin olamıyoruz. Gıdaların içinde sağlığımıza zararlı maddeler mevcut mu? En sevdiğimiz yemeklerin bize faydalı olup olmadığını bilmiyoruz. Bunun devamında, sağlığımız konusunda da benzer bilinmezler var.

Her sabah aynaya baktığımızda görebildiklerimiz öylesine az ki: Bağışıklık sistemimiz iyi çalışıyor mu? Sinir sistemimiz ne durumda? İç organlarımızda temel bir sorun var mı?

Bu sorulara yanıt bulabilmemiz için önerilen yöntemlerin tamamı giderek artan parasal bedeller karşılığı alınabiliyor. Dahası, bazı sorulara parayla bile yanıt bulmak oldukça güç. Kaç kişi satın aldığı kuru fasulya için suni gübre veya pestisit analizi yapıyor? Parasını vermeye razı gelsek bile, sütün GDO analizi laboratuarlarda henüz yapılamıyor.

En temelde, tükettiğimiz gıdaların kendimize olumlu veya olumsuz etkileri hakkında kanaat getirebileceğimiz,  eski uygarlıkların çokça kullandığı bir yöntem var: sarkaç.

Sarkaç ile farklı sağlık sorularına da yanıt aramak mümkün. Yaptığınız her bir sonraki test bir öncekini doğrulamaya başladığında sarkacın inandırıcılığı kendini ortaya koyuyor.

sarkac_plus copySarkaçın (kuzey veya güney yarım kürede farketmiyor) saat dönüş yönünde dönmesi + (olumlu) sonuç; ters yönde dönmesi – (olumsuz) sonucu işaret ediyor. Sarkaç önce, öne ve arkaya doğru hareketlendiriliyor. Ortalama yarım dakika içinde (kısa bir titreme sonrası) fikrini ortaya koyuyor ve dairesel dönüşlerine başlıyor. Çok nadiren nötr olarak kalabiliyor ve dairesel harekete geçmiyor. Bazen sırasıyla hem + hem – dönüş yapabiliyor. Bu durum fındık ezmesi gibi kompozit ürünlerde karşımıza çıkabiliyor.

Mevcut gıda ve sağlık sisteminin artan baskısıyla, yakın bir gelecekte Radyestezi enerjisi ve sarkaç kullanımın artacağını tahmin etmek çok da zor değil.

http://www.spiritualizm.com/bbradyestezi1.html

http://www.biogeometry.org/page52.html

http://books.google.com.tr/books?id=2o3ZZsNM99YC&pg=PA54&lpg=PA54&dq=Abbe+Mermet&source=bl&ots=9u8k1AjVZu&sig=PWd5mWWQ7_L6RhS5_4uovP-nmis&hl=tr&sa=X&ei=hbFTUvjwCumB4ATCm4HwBQ&ved=0CG8Q6AEwCw#v=onepage&q=Abbe%20Mermet&f=false

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum yapın

Tohum Takas ve Düşündürdükleri

(Eko IQ Dergisi, Mayıs 2013 sayısı, Yazan: Cem Birder)

Bitkisel patent kanunlarının 1930’lar itibarıyla yaygınlaşması, GDO ve kısırlaştırılmış tohumlar konusunda yaşanan tartışmalar, 1985’lerden bugüne dünya tohum ticaretinde gerçekleşen şirket birleşmeleri, bilimsel olduğu iddiasında “özel” amaca hizmet veren araştırmalar… Son 30 yılda yaşananların toplum ve doğaya olan etkisi on bin yıl boyunca çiftçiler tarafından gerçekleştirilen tohum ıslahının çok ötesinde oldu. Elde edilen “yüksek nitelikli” tohumun açlığa bir çare olabileceği söylenmişti. Bugün devletler ve şirketler arası ilişkiler, tohum ticaretini özellikle silahlaştırmaya dönüştüren ezici, yok edici ve toplumsal vicdanı yok sayan stratejiler yumağı olarak devam ediyor. Bu süreci perçinleştirmeye çalışan bir önemli güç ise tüm dünyayı  “copy-paste” yöntemlerle saran tohumculuk yasaları.

Ulusal basın kuruluşları sessiz.

oya03

Bu tabloda yaşanan felaketi durdurmaya çalışanlar, farkındalık oluşturmaya çalışanlar yerel tohum takas şenliklerinde buluşuyorlar.

Türkiye’de 2006 yılında yürürlüğe giren 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu tohum ticaretini yasakladı. Ancak izin verdiği tohum takası sayesinde ülkemizde çeşitli sivil toplum kuruluşları ve belediyeler öncülüğünde tohum takas şenlikleri düzenlenmeye başlandı.

Atalık, yerel tohumların minik zarflarda el değiştirdiği, çoluk-çocuk, kentli-köylü herkesin katıldığı bu renkli etkinliklerin farklı ülkelerde söylemleri daima aynı kelimelerde buluşuyor: gıda egemenliği, doğa-dostu tarım, sürdürülebilirlik, biyoçeşitlilik ve yaşamsal hakları ellerinden alınmaya çalışılan küçük üreticiler… Aynı Peru’da, Fransa’da, Almanya’da, Kenya’da, Nepal’de, Avustralya’da, Yunanistan’da düzenlenen şenlikler gibi. Her biri farklı dillerde söylenen tek bir şarkı.

Çanakkale’ye bağlı Bayramiç ilçesinde, 19 – 20 Nisan tarihlerinde, 3. kez düzenlenen “Tohum Takas ve Yerel Ürünler Şenliği” etkinlikleri kapsamında sadece yerel tohumlar el değiştirmedi. Etkinliğin ilk günü gerçekleşen çalıştayda Katılımcı Onay Sistemi ve Bayramiç Gerçek Gıda Bildirgesi üzerinde fikirler tartışıldı. İkinci gün düzenlenen panelde Türkiye’de düzenlenen tohum takas çalışmaları üzerine bir değerlendirme yapıldı.

 oya01

Katılımcı Onay Sistemi (KOS)

KOS, organik tarım sertifikasyon sistemine bir alternatif olarak, üretici ve tüketici grupları arasında oluşturulan kontrolör delegasyon yapısında bölgesel koşulları dikkate alan esnek kurallar, şeffaf bilgilendirme esasında, düşük maliyetli çözümler sağlayabilen bir yapılaşmadır. Bayramiç’te geçtiğimiz yıl tohum takas şenliğinde de bu konu başlığında bir çalıştay düzenlenmişti. Ancak bu yıl Anadolu’nun farklı yörelerinden gelen ve temiz gıda konusunda faaliyet gösteren çok sayıda kişi ve kurumlarla Katılımcı Onay Sistemi’nin öncelikle bir manifestodan yola çıkma fikri benimsendi. Çalıştaya katılanlar sağlıklı ve doğru gıdaların, toplumun her kesimi tarafından erişilebilir ve satın alınabilir olması fikrinde birleşti. Bu doğrultuda organik (veya doğa-dostu) tarım ürünlerinin pahalı olmaması için, etik ve adil üretim, lojistik kolaylıklar, aracısız satış, üreticinin tüketici ile yakınlaşabilmesi önem taşıyor. Önümüzdeki günlerde Bayramiç’te belirlenecek Katılımcı Onay Sistemi kurallarına uygun üreticilerle çalışmalar başlayacak. Elde edilen ürünler öncelikle Bayramiç Halk Pazarı’nda ve Çanakkale’de satışa sunulacak. Model niteliğindeki çalışmanın Bayramiç’te başarıya ulaşması, diğer bölgelerde de benzer adımlara motivasyon sağlayabilir. KOS yaklaşımının, organik tarım kanununda yer alan zorlukların aşılabileceği bir çözüm olarak, ileriki yıllarda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı çatısı altında resmi kimlik kazanması da mümkün. Zira, IFOAM (Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu) Katılımcı Onay Sistemi’ni de paralel olarak destekliyor ve bu oldukça umut verici.

oya02

Bayramiç Gerçek Gıda Bildirgesi

Gıda, kaynağı olduğu güneşin altında yaşayan her canlı için haktır. Herkesin kendi gıdasını özgürce yetiştirmeye ve onu yetiştirecek kirlenmemiş bir toprağa ve suya hakkı vardır. Gerek kırsal alanda, gerekse kentlerde yaşıyor olsun, her insan bu gıda üretiminin bir parçasıdır.

Gerçek gıda, genetiği değiştirilmiş organizmalar olmadan, doğaya, emeğe, toplum ve insan sağlığına saygılı olarak üretilmiş, işlenmiş ve dağıtımı yapılmış gıdadır.

Her nerede yaşıyor olursa olsun bu bildirgeyi imzalayanlar, sürekli yüz yüze geldiği herkesle, mahallesinde, iş yerinde ya da örgütlendiği herhangi bir noktada gerçek gıda için bir araya gelirler ve bu bildirgede ifade edilen görüşler çerçevesinde, üreticilerle aracısız güven esasına dayanan bağlantılar kurarlar. Bu bağlantılar, mümkün olduğu kadar yerel ölçekte inşa edilir, küçük çiftçiler tarafından üretilmiş ve karşılıklı dayanışma çerçevesinde fiyatlandırılmış ürünlere yönelir ve takas yöntemlerini de içerirler.

Tohumlar insanlığın ortak mirasıdır. Üzerinde fikri mülkiyet hakkı tesis edilemez. Herkes, kendi yetiştirdiği tohumu, kendisinin uygun göreceği bir başkası ile paylaşma ya da takas etme hakkına sahiptir. Tohumların yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılabilmesinin en doğru yolu, onların tohum bankalarında değil, binlerce yıldır olduğu gibi halkın elinde ve toprağın içinde olmasıdır.

Köylülük, doğaya uyumlu ve özgür bir yaşamın örneklerini içermesi nedeniyle onur duyulacak bir yaşam biçimidir. Köylülüğü tehdit eden faaliyetlere karşı yürütülen mücadeleleri destekliyoruz. Kırsal ve kentsel alan arasında iletişim ve etkileşimi geliştirecek uygulamaları yaşama geçiriyoruz.

Gerek kent yaşamında, gerekse kırsal alanda kadının özgürleşmesi, gerçek gıdaya ulaşmak için bir ön koşuldur. Kadınlar, emeklerinin yanı sıra duyarlılıkları, bağlantıları besleme kabiliyetleri ile de değişimin temel öğesidir.

oya05

Kendi emeği ile geçimini sağlayan küçük çiftçiler, gerçek gıdayı oluşturmak üzere üretimlerini gözden geçirip, piyasa dışındaki seçeneklere yönelirler.

Taş değirmenler başta olmak üzere, doğaya uyumlu ve emeğe saygılı geleneksel gıda işleme tesisleri, yaşatılır ve geliştirilir. Fırıncılar, lokantalar, pastaneler başta olmak üzere gıda üreten esnaf, üretimlerini kültürümüzü ve geleneklerimizi yaşatacak şekilde yeniden düzenlerler.

Yerel yönetimler, kuracakları pazar ve takas yerleriyle, üretici ve tüketicilerin yüz yüze gelebileceği olanaklar yaratarak gerçek gıdaya erişimi kolaylaştırırlar.

Gerçek gıda, sorumluluk hisseden bireylerin harekete geçmesiyle, üretim ve tüketim tercihlerini ortaklaştırmalarının üzerinde yükselecektir. Bu bildirgeyi imzalayan bizler, kuracağımız bağlantılarla, iletişim ve etkileşim içerisinde, gıda güvencemizi de, gıda güvenliğimizi de el birliğiyle oluşturacağız.

Tohum Takas Çalışmaları üzerine bir Değerlendirme

Türkiye’de son senelerde tohum takas şenlikleri hız kazanıyor. Torbalı, Seferihisar, Bayramiç, Bodrum, Şile gibi ilçelerde belediyeler ve bölgelerinde yer alan sivil toplum kuruluşları desteğinde tohum takas etkinlikleri yerel tohumların ve bu tohumlardan elde edilen gıdanın önemini bizlere hatırlatıyor. Bu çalışmaların el ele vermesi ve bu doğrultuda deneyim kazanarak ilerlemesini tercih ediyoruz. Bazı kritik başlıklar ve sorular:

  1. Yerel tohum takas şenliklerini düzenleyen bazı sivil toplum kuruluşları arasında farklı sebeplere bağlı iletişim kopuklukları gözlemliyoruz. Acaba bu rekabetçi bir tavır mıdır? Eğer öyleyse, tohum gibi yaşamsal bir alanda gönülden emek veren kişiler arasındaki bu olumsuz tavır nasıl ortadan kaldırılabilir?
  2. Tohum takas şenliklerine katılan insanların çoğunun kentli veya kentten köylere taşınmış insanlar olduğunu görüyoruz. Avrupa’daki uygulamalarda da, takas etkinliklerinde yer alanların büyük oranda tohum hobistleri veya kentlerden gelen kişiler olduğunu görüyoruz. Yerel tohumu bizlere ve bugüne taşıyan köylünün bu etkinliklerde ilgisinin oransal olarak daha düşük olmasının sebepleri neler olabilir?
  3. Tohum takas bir günlük bir etkinlik olarak düzenlense de, bu etkinliğe gelen tohumların gerçekten yerel olup olmadığı, kim tarafından hangi koşullarda üretildiği, kim tarafından teslim alındığı, nereye ekileceği ve sonuçları hakkında bilgi sahibi olmamız gerekiyor. Bu yıl tohum takas formlarında elde edilen detaylı bilgiler takip amaçlı olarak bir veritabanına aktarılacak.
  4. Takasta edilen tüm tohumların birer kopyası deneme ve  kontrol amaçlı olarak serada, çapraz tozlaşmaya imkan vermeyecek şekilde, üretilecek. Sonuçları paylaşılacak.
  5. Tohum sağlayan kişiler arasında nitelikli, az bulunan ve kültürel değeri olan tohum sahiplerinin bu tohumlara öncelik vererek, bundan sonraki senelerde daha çok miktarda tohumu daha çok sayıda insanla buluşturmaları önem taşıyor.
  6. Tohum gibi, fidelerin de tohum takas etkinlikleri kapsamında dahil edilmesi mümkün olabilir.
  7. Bu etkinliklerde daha çok sayıda köylü konuşmalı; düzenlenen çalıştaylara daha çok sayıda köylünün katılımı teşvik edilmelidir.
  8. Etkinlik düzenlenen ilçe belediyeleri ve diğer kamu kurumları desteğinde, her yıl elde edilen tohum ve fideler desteğinde ilçe adıyla birlikte anılan bostan bahçelerinde yerel tohum ve biyoçeşitlilik merkezleri düzenlenebilir.
  9. Etkinlik programları en az 3 ay öncesinden geniş katılımcı bir grup ile birlikte hazırlanmalıdır. Böylelikle amaç çeşitliliği kadar, katılımcı sayı ve çeşitliliği de sağlanacaktır.
  10. Tohum takas etkinliklerinin bilimsel, sosyal – kültürel boyutları ve kırsaldaki önemi bölgesel veriler eşliğinde daha detaylı incelenmelidir.

Atalık tohumlarını daha çok fark eden, bu tohumların yeşereceği toprağa ve suya zehir bulaştırmayan, toplumun hangi gelir grubunda olursa olsun sağlıklı gıdalarla beslenmesini önemseyen bir ülke olabiliriz. Bayramiç’te çocukların hep bir ağızdan söyledikleri keçi çağırma ve domuz kaçırma şarkıları geleneklerin melodisiydiler. Her ülkede, her yaştan insanın doğaya yapacağı barış çağrısının küçük bir korosuydular. İddiasız ve mutluydular.

oya04

Fotoğraflar: Oya Yalçın

Not: Bu yıl 3. kez düzenlenen Bayramiç Tohum Takas ve Yerel Ürünler Şenliği etkinliklerinde verdikleri destekler için Bayramiç Belediyesi’ne, sivil toplum kuruluşlarına, gönüllülerimize ve tüm katılımcılara “gönülden” teşekkür ediyoruz.

 

Umutlarımız içinde yayınlandı | 1 Yorum