Toprak Ana ve Ötesi

(A’dan Z’ye Gıda Dergisi – Mart, Nisan 2014)

IMG_1842

Küresel dediğimiz herşeyin varoluşu sadece bildik ölçütlerdeki ticari başarılarla mümkün. Şu anda genel adı ‘kapitalizm’ de olsa, yakın gelecekte şekil değiştirmeye aday farklı ekonomi anlayışlarında bile, ‘ticaret’ toplumun ilişkisel dinamizminde vazgeçilmez bir gerçek olarak sürecek. Paranın önemsizleştirildiği modeller de var; kırsalda küçük gruplar arasında yapılan ürün veya hizmet takas denemeleri veya Internet üzerinden emek-zaman kriterleri ile farklı alanlardaki takaslar akla gelen ile örnekler. Böylesi alternatifler yaratmak, aslında biraz büyük nehri görmezden gelmek, onun mevcut haline iyileştirici çözümler bulamadan, daha küçük boyutta kendi dünyalarımızı yaratmak gibi… Bu da kıymetli ve çok keyifli, ancak asıl nehirde çoğunluğun boğulmaması üzerine düşünceler geliştirmenin önceliğinden vazgeçebilir miyiz?

Paranın Gücü

Ticari faaliyetimizin paralelinde, başarı kriterlerini bilançolara aktarmak istiyoruz. Bu kriterler somut olarak ifade edilebiliyor mu? Örneğin, çalışanlar mutluluğu, kurumsal güvenilirlik, müşteri sadakati, etik ve sosyal başarı kriterlerini bilançolarımız veya yıl sonu faaliyet raporları nasıl ölçümlüyor? Kâr maksimizasyon hedefleri bu yeni parametreler üzerinde ne gibi erozyonlar yaratabiliyor? Reklam, tanıtım ve halka ilişkiler alanında etkin ancak para temelli olmayan güçler neler olabilir? Felsefe, sosyoloji, psikoloji ve hatta antropoloji gibi bilim dallarının ekonomi bilimi içine entegrasyonu (Harvard gibi birçok önde gelen üniversite programında yer aldığı gibi) artık bir fantezi değil. Kaçınılmaz bir yeniden yapılanma; paranın maddesel sığlığından kurtulan, derin ve çok daha fazla boyutlu bir matris içindeki kıymetlerine ulaşmayı hedefleyen uzun bir yol… Hiçbir zaman yeni krizlere sebep vermeyecek yapıda.

Çapraz İşletmeciliğin Sinerjisi

İngilizce “Cross Business Synergy” olarak kullanılan terim, 1960’larda ilk kez Igor Ansoff tarafından ifade edildiğinde çok dikkat çekmemişti. Ancak günümüz sert rekabet koşullarında, kurumsal gücün farklı dinamik etkilere dönüşüm ihtiyacı ve buna bağlı oluşan sinerji, Çapraz İşletmecilik anlayışını benimseyen stratejileri haklı kılıyor. Buna paralel olarak, Yeşil Ekonomi kriterlerinde (etik üretim, çevresel etki, ekolojik unsurlar, sürdürülebilirlik, sağlık ve sosyal-kültürel etkiler) oluşturulacak yapılanmalar çok daha sağlam bir zeminde büyüme sağlayabilir. Çapraz İşletmecilik, birbirinden bağımsız işler sürdüren bir holding anlayışı ile karşılaştırıldığında, özellikle müşteri etkileşim, operasyonel avantaj,  şirket yönetim ve stratejileri alanında güven, tutarlılık ve verim alanında ölçümlenebilir farklılıklar yaratıyor. Bu anlayışın buluşma oranı (iki farklı iş alanında ortak işlevsel paydanın arttırılması) sürdürülebilirlik ve bütünsel memnuniyet (müşteri değer artışı, hizmet çeşitliliği, promosyon dışı avantaj paketleri, vb) etkilerini aynı oranda yukarı seviyelere çekiyor.

Gıda

Tüm iş alanları geleceğin sektörü olarak gıdayı işaret ediyor. Tohum, organik, ekolojik, GDO, katkılar, raf ömrü, yerel, köy ürünü, geleneksel, doğal…  Gıda, karmaşık (etkileri net ölçümlenemeyen) teknolojilere maruz kaldıkça, tüm bu parametreler hakkında basında farklı tartışmalar, bazen birbirine zıt bilgiler ve ikilemler her geçen gün daha çok su üstüne çıkıyor. Özellikle genç ebeveynler çocuklarının beslenmesi için oldukça hassas ve dikkatli olma çalışıyorlar; ancak, doğru gıda konusunda tercihlerini yapmakta zorlanıyorlar. Hiçbir sertifika, etiket, ambalaj şekli üreticinin gerçek kimliği kadar güçlü olamıyor. Türkiye’de üreticisine yakın olmak, tanımak ve hatta kolayca iletişim kurabilmek isteyen tüketici grubunun sayısı hızla artıyor. Tüm göstergelerden anlıyoruz ki, doğru gıdaya en yakından, en kısa sürede ulaşabilmek vazgeçilmez bir tercih olacak. Doğru gıdanın tanımında ve detaylarında yer alan bilginin güvenilirliği markaların önüne geçecek. Küçük üreticiler büyük şirketlerin elinde olmayan kıymetlerle yeniden itibar kazanacak, saygınlıkları artacak.

Öte yandan, iklim değişikliğine bağlı seller, kuraklıklar, donlar, mevsim ortalamalarında aşırı ısı ve nem farklılıkları farklı yöre ve çiftçilerinin dengeli bir şekilde desteklenmesini daha yaşamsal bir seviyeye çekiyor. Tarımsal kıtlık dönemlerinde yöresel sıkıntıların diğer yörelerden sağlanabilmesi ve üretim haritasında olabildiğince dağınık-sistem anlayışı, gıda güvencesi ve sürdürülebilirlik risklerini önemli oranlarda aşağı çekebiliyor.

İlk Olmak

Gıda alanında çok sayıda e-ticaret sitesi hizmet veriyor. Kendileri üretici olanlar dışında, çoğunun çalışma ilkesi ürünlerin (1) satın alınması, (2) depolanması ve (3) sevk edilmesi esasında. Bu yaklaşım, hem ürün tazeliği, hem de hizmet alanı (mesafesi) açısından kısıtlar oluşturuyor. Ortak paydalardan biri (genel ticaret kurallarının paralelinde), üretici kimliğini açıkça paylaşmamak. Ticari açıdan bir risk gibi görünse de, yeni ekonomilerin değer yargıları açısından önemli bir farklılık kartları açık oynamak olabilir. Biz üretici kimliğinde şeffaflığı savunuyoruz. Bu anlayışımızla, Toprak Ana’da tüketicilerin (daha iyi bir ifade, ‘alıcılar’ olabilir) üreticileri daha yakından tanıdığı bu sanal ortamı zaman içinde gerçek kılmak mümkün oldu. Müşterilerin ve üreticilerin bizlere taleplerini, görüşlerini ve şikayetlerini temel aldığımız felsefi değerlerde dile getirmeleri, kendilerini projenin bir parçası olarak hissetmesi Toprak Ana’nın, diğer doğal ürün kutu tedarikçisi firmalardan farklı bir anlayış içinde gelişmesine olanak sağladı.

Deneyim

Fikirlerin ortaya çıkması ile başlayan birçok projenin zorluğunu ve farklı yönlerini ancak iş pratiklerinde görebiliyoruz.  Toprak Ana projesinde kontrol aşamalarının her birinde edindiğimiz tecrübe, yazılım ve müşteri hizmetleri alanında bizleri yeniden düşünmeye ve yapılanmaya zorladı. Bir müşterinin kişisel olarak her bir üreticinin kendisi ile konuşabilmesinin, talepleri iletebilmesinin önemini daha iyi kavradık; fark ettik ki bu ilişki sonrasında ortaya çıkan işlevsellik basit bir ticari faaliyetten ibaret değil. Üreticinin varlığını, kullandığı tohumları, ürünlerini, verdiği emeği farkında olan tüketiciler sadece alışveriş yapmıyor; bu değerlerin yarınlara taşınmasına destek vermekten de mutluluk duyuyor. Aldığımız öneriler yeni hedef fonksiyonlar dışında, bazen henüz tanımadığımız yeni aday üreticiler hakkında olabiliyor. Bir bölgede uzun yıllar esnaflık yapan bir üreticinin bir müşteri tarafından önerilmesi, detayları ile anlatılması bizleri yaptığımız iş konusunda daima mutlu etti.

Sorumluluk Devrimi

Geleceğin farklı iş modellerini ‘değişim’ sürecinde tasarlarken, maalesef çoğu kez geçmişin konvansiyonel ve statükocu alışkanlıklarından kopamıyoruz. Yavaşlamak ve büyümek birlikte nasıl olabilir? Buna karşın, ekolojik dengelerde sürdürülebilir ve güçlü iş modelleri yaratmak mümkün mü? Yeni iş modelleri tanımında çapraz işletmecilik, merkeziyetçi olmayan yapılanmalar, yerel ekonomilere entegrasyon, sosyal sürdürülebilirlik (sosyal sorumluluk projeleri yerine) ve etkin üniversite-STK-kurum işbirliklerinden bahsedebiliriz. Gerek kurumların ve gerek ülkelerin kalkınmasında ‘dengeli büyüme’ modellerinin önemi her geçen gün daha çok konuşulacak. Büyük şehrin kara delik etkisinde köyleri boşaltmasının yarattığı büyük risk dünyada daha çok konuşulmaya başlandı. Türkiye’nin bu anlamda “gelişmemişliğinin” büyük bir fırsata dönüşmesi sadece ekonomik olarak değil, sağlıklı gıda üretimi, geleneksel üretim ve mutfak kültürü değerleri açısından da büyük bir potansiyel. Sorumluluk devrimi tüm esaslarda, belki de akıl-gönül dengesinde tasarlanması gereken bir yaklaşım.

Başarılı da olsa fikirlerin kök salması ve farklı renklerde başarıya akmaları ancak ekip ruhu ile mümkün. Toprağa dost dokunuşlarda, egolarımızı unutmanın tam zamanı.

adanzeye2

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum yapın

4. Bayramiç Tohum Takas ve Yerel Ürünler Şenliği

tohum takasBir Bayramiç klasiği oldu Tohum Takas ve Yerel Ürünler Şenliği… 25- 26 Nisan tarihlerinde dördüncü kez toplandık. Bayramiç Belediyesi ev sahipliği ve Buğday Derneği desteğinde gerçekleşen etkinliklerde iki gün boyunca hem önemli konularda görüşler paylaşıldı, hem de yerel tohumlar bir kez daha el değiştirdiler. Yerel ürünler ise hem çok leziz, hem de çok renkliydiler; tezgahların her birinde coşkuyla sunuldular. Kurak kış mevsiminin ardından çıkagelen şimşekler, gök gürültüsü ve sağanak yağmur bu bereketli iki günün süprizleri arasındaydı.

Her zamanki gibi ilk gün panellere ayrılmıştı. Belediye düğün salonunun iki ucunda daire şeklinde oturan katılımcılar iki farklı panel konusunda uzun saatler boyunca çalışmalarından örnekler verdiler; fikirler ve hayaller uzak diyarların deneyimlerinde buluştular.

1. Panel: Gıda Topluluklarında Sorunlar ve Çözümler (Moderatör: Güneşin Aydemir)

Bu panel içinde yer almadığımdan detayları iletemiyorum. Ancak panelin özeti şöyle tanıtılmıştı:

Topluluk Destekli Tarım, Katılımcı Onay Sistemleri ve benzeri modeller dahilinde doğal ve yerel gıdayı üretenler, bu gıdayı talep edenler, üreticiyle kullanıcı arasında köprü olanlar ve bu bileşenlerin oluşturduğu, Türkiye’nin farklı yerlerinden gıda toplulukları olarak sürekli dayanışma ve paylaşım içinde olmamız gerektiğine inanıyoruz. “Gıda Topluluklarında Sorunlar ve Çözümler” çalıştayında, gıda topluluklarımızın işleyişinde karşılaştığımız sorunları masaya yatırıp her birimizin bu sorunlara getirdiği çözüm alternatiflerine odaklanacağız. Bu çalıştayda amacımız sorunları tartışmaktan ziyade onları tespit edip somut çözümleri konuşmak ve uyguladığımız çözüm yollarını birbirimizle paylaşmak.

Bu bağlamda Çanakkale Ekolojik Yaşam İnisiyatifi (ÇAYEK) üretici kontrolü, ürün değerlendirme kriterleri ve pazarlama sorunlarına getirdiği çözüm önerilerini paylaşacak. Aynı şekilde diğer illerden gelen katılımcı gruplardan da kendi vakalarını ve uyguladıkları çözümleri anlatmalarını bekliyoruz.

Bu panele ilişkin olarak ilgili panele katılanlardan bilgi alabilmekten mutluluk duyarız.

2. Panel: Yerel Meyveler için Alternatif Dost Çözümler (Moderatör: Cem Birder)

Kontrollü koşullarda daha verimli ve daha uzun raf ömrüne sahip olması hedeflerinde, laboratuarlarda ıslah edilmiş meyve türlerinin son yıllarda yaşadığı sorunlar artıyor. Her yıl yapısal olarak güçlenen zararlılara, hastalıklara karşı önerilen kimyasallar ve diğer dış girdiler doz-miktar olarak daha çok kullanılmak zorunda. Bunların birçoğu topraklarımıza ve yeraltı sularımıza zarar verirken, içerdikleri zararlı maddeler insan sağlığı için giderek artan bir tehdit.

Ürünlerin birim fiyatlarının senelerdir düşüşte olması, üreticileri ciddi kaygılara sürüklemekte. Bölgemizde büyük miktarda klasik elma ağacı ne yazık ki gelir getirmediği için son bir yıl içinde kesildi.

Binlerce yıl içinde, iklimsel dalgalanmalara karşı direnç sağlayan yerel meyve türleri son 30 yıl içinde insan eliyle büyük oranda yok edildiler. Yukarda bahsedilen türlerin büyük ticari gelir hayalleri içinde, yerelin lezzet ve kültüründe temel kıymetler taşıyan meyve biyoçeşitliği fakirleştirildi.

Yerel sebze tohumları kadar, yerel meyve ağaçlarının yeniden desteklenmesi, bu üretime uygun alanların tespiti, ülkemizden ve yurtdışından, coğrafyamıza uygun yerel türlerin adaptasyon uygulamaları, meydana gelebilecek seller, kuraklıklar ve mevsim ortalamaları dışında yaşanan sıcaklık ve soğukluk karşısında önemli bir “Açık Alan Gıda Güvenliği” laboratuarı niteliği oluşturabilir. Ayrıca, yerel meyve türlerinin ilaçsız veya çok az ilaç ile yetiştirilme imkanları, hem ekonomik hem sağlık parametreleri açısından büyük avantajlar sağlar.

Bayramiç kurak bir Kış mevsimi yaşadı. Bayramiç’te geleneksel meyve ağaçlarının neredeyse tamamı modern türler ile değiştirildi; büyük oranda yok edildiler. Önümüzdeki sıcak mevsimde eğer sulama suyu sıkıntısı olursa modern türler hayatta kalabilecek mi? Yeniden geleneksel türlerin ekiminin yapılması bir gıda güvenliği avantajı oluşturmaz mı? Bayramiç’te ağırlıklı olarak üretilen modern elma ve kiraz türleri için önerilen tarım ilaçları doğaya ve insana zararlı değiller mi? Niçin 5000 çiftçi içinde en çok sadece 5 çiftçi organik sertifika alabilmiş? Zehirli tarım ilaçlarını kullanan üreticiler mi, yoksa bu ürünleri tüketmeyi tercih edenler mi asıl sorumlular? Devletin sorumluluğu ne seviyede olabilir?

Tüm bu sorularla birlikte benzer deneyim ve görüşleri paylaştı panelimize katılanlar…

Şüphesiz ki, gıdanın kalitesini sorgularken çiftçiyi direkt olarak suçlamak yerine, çözümün doğal, yerel ve temiz ürünlere talep sağlama gibi mekanizmaları geliştirmek olduğunu görüyoruz. İşte tam bu noktada devletin yönlendirici ve destekleyici gücü bir fırsat olabilir.

Füsun Ertuğ (1): 2006’da Ali Nihat Gökyiğitin ve Tuna Ekim hocamızın, daha sonra SGP ve diğer kurumların desteğiyle Muğla’da başladığımız Meyve Mirası Grubu çalışmalarımız 2011’e dek sürdü.  Ben, Mary Işın, Işın, Esin Işın, Elisabeth Tüzün ve Neş’e Bilgin’den oluşan Çalışma Grubu’muzu temsilen buradayım.  Bu süreçte Muğla bölgesinde  500’ü aşkın meyve adı saptadık. Bunlar arasında 55 çeşit badem (payam), 106 çeşit armut, 21 çeşit erik, 22 çeşit elma, 99 çeşit incir, 69 çeşit üzüm ve 4 yerli zeytin sayabilirim.

meyvemiras_incir_01Bizim Web sitemizde çalışma yöntemlerimizi ve karşılaştığımız meyve türlerinin isimlerini bulabilirsiniz. Sizler de kendi yörelerinizde yerel meyve adlarını sorabilirsiniz. Armut çeşitliliği çok önemli, zira bu meyvenin anavatanı burası. Elmalar arasında kaba elma, hamıtatlı elma, bodur elma, yaz elması, ekşi elma, orak elmasını sayabiliriz. Türkiye bir üzüm cenneti. Üzümün ana vatanlarından biriyiz. İnanılmaz bir çeşitlilik var ve biz bunu yerel türlerin genetik araştırmalarını yaparak tanımlamaya çalıştık. Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü eski müdürü Dr. Yılmaz Boz kendi bünyelerinde kayıtlı çeşidin 1600’e ulaştığını söylemişti. Biz kendilerine onlarda olmayan çeşitleri gösterdik. Bu yerel türler arasında, size Semihanım payamından (bademinden) bahsetmek isterim. Katalog çalışmaları sırasında fotoğrafını çekerken, karıncalar öyle büyük bir istekle bu badem türüne doğru geliyorlardı ki, bunun ne kadar lezzetli olduğunu tahmin etmek zor olmadı. O bölgede asırlık ağaçlar hala badem veriyor;  onlar ve dağlardaki yabani payamlar anaç olarak korunuyor.

Datça Sındı kooperatifi ile yaptığımız görüşmelerde başardığımız şeylerden biri,  farklı badem çeşitlerine farklı işlevler kazandırarak, ticari bir ürün haline getirmek oldu. Önerdiğimiz farklı alternatifler arasında en kıymetlilerinden biri badem ezmesi ve badem şekeri oldu. Köylüler badem ezmesinden iyi para kazandılar. Normal koşullarda tercih edilmeyen çok küçük bademler bu şekilde değerlendirildiler ve ağaçlar kesilmekten kurtuldular. Size panel_yerelmeyveler_01biraz da farklı birşeyden bahsedeceğim; Yalova’daki Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü kataloğuna bir göz atalım. Örneğin, armut türleri. 14 çeşit sertifikalı armut var katalog içinde ve sadece 3’ü yerli. 20 çeşit elma var sadece biri yerli; Amasya elması. Şeftali 17 çeşit içinde sadece 1 yerli tür. 7 nektarin içinde  hiç yerli yok. 23 kiraz çeşidi içinde 3 çeşit yerli (ki bu topraklar kirazın ana vatanı). Baktığımızda karşımıda bir yabancı katalog görüyoruz. Hiçbir ülke kendi yerel ürünlerini bu kadar dışlamamıştır. Yerli dediklerimiz bile birçok kez yerli değil. Örneğin “Yalova” cinsi cevizler; kroslama yöntemleriyde elde edilen daha dayanıklı türler bunlar. Bakanlıkla uzun toplantılar sonrasında hiçbir yere varamadık. Biz bu çeşitlerin yerel adlarıyla kaydedilmesini istedik. Bize önerilen bunu bir kişinin üzerine kaydedelim şeklindeydi; bu olamazdı. Bir kooperatif üzerine kaydedelim dediler; biliyorsunuz kooperatifler kapanabiliyor. Görüşmeleri yaptığımız o dönemde bir dost çözüm bulamadık, ama bu envanter çalışması bize hala ne büyük bir mirasa sahip olduğumuzu gösterdi. Maalesef genel olarak yerel çeşitleri hala bir genetik malzeme olarak görüyoruz ve onlardan başka şeyler üretmeye çalışıyoruz. Oysa ki doğa ve bunca yıllık yerel bilgi, deneyim birikimi bize büyük bir miras olarak kalmış. Bu mirası olduğu gibi koruma ve değerlendirme yolunu tercih etmiyoruz ve bu da çok üzücü. Bu çeşitler kendi bölgelerinde ilaç, gübre istemeden, fazla su tüketmeden meyve veriyor, her mevsim taze meyve yememizi sağlıyor. Hastalıklara dirençli, küçük ama lezzetliler ve lezzet, yerel lezzetler bu işin temellerinden biri. Köylülerden, küçük üreticilerden öğreneceğimiz çok şey var, biz okumuşlar sürekli ‘öğretme’, ‘bilinçlendirme’ derdindeyiz.

İrfan Çağatay (2): Köylülerden öğreneceğimiz çok şeyler var. Asıl bilgelik topraklarında yaşayan köylülerdedir. Büyük şehirlerden köylere yerleşeneler, blog sitelerine bakacaklarına en yakın köylerde, 70 yaşın üzerinde televizyona bulaşmamış insanları bulup, onlardan çok şeyler öğrenebilirler diye düşünüyorum. Ben Artvin’in bir köyündenim. Kendi köyümdeki meyvecilik hakkında konuşmak isterim. Eskiden, biz, küçük çocuklar, bu zamanlarda, geleneksel olarak, köylerde taşların altında meyve fidanları arardık (lazca adı: …). Her bir çocuğun bulduğu fidanları diktiği bir masa kadar alan olurdu (lazca adı: …). Nisan ayında bir çocuk örneğin ‘10 tane armut buldum’ derdi ve oraya fidanlarını dikerdi. Bir diğeri, 10 tane erik bulurdu ve oraya dikerdi. Daha sonra bunlar diz hizasına gelince, 1-2 sene içinde, uygun farklı bir toprağa dikilirdi. Her çocuğun meyveleri vardı, ve bu ağaçları da çocuklar aşılardı. Benim kuşağımdaki insanların kendi aşıladıkları bu meyveleri yediklerini söyleyebilirim. Çok çeşitli armutlarımız vardı. Haziran’dan Güz’e kadar olan dönemde hasat edilen farklı türler içinde bir kısmı taze olarak yenirdi, diğerlerini kış boyunca saklayabilirdik; sirke veya pekmez gibi mamul ürünler yapabilirdik; dolayısıyla bir sonraki hasat dönemine dek yıl boyunca armut yiyebilirdik.

GOLAMeyve Mirası Grubu’nun bize verdiği destek sonrasında, Gola Kültür, Sanat ve Ekoloji Derneği bünyesinde Doğu Karadeniz Meyve Mirası projesine başladık. Bu proje sayesinde bölgemiz yerel meyve türlerini araştırma ve koruma konusunda önemli mesafeler aldık. Bölgemizde tarım ilaçlarının kullanımının sınırlandırılmasında arıcılar çok etkin. Bir bahçede bir insan arıcılık yapıyorsa, tarım ilaçlarının kullanımında herkesten önce onun söz hakkı oluyor. Bu açıdan baktığımızda, doğa dostu tarım için arıcılığın yaygınlaşmasının çok büyük faydalar getirebileceğini düşünüyorum. Bölgemizde yetişen çay ve sonraları gelen kivi, geleneksel meyve ağaçları ile birlikte gelişebilmektedir; bu da farklı türleri aynı bahçede yetiştirme imkanı oluşturuyor.

panel_yerelmeyveler_02Özgür Umut Ayaz (3): 700 ve 1200 metreler arasında yer alan Hizan mikro-kliması sayesinde bölge genelinden farklı çeşitlilikte meyve türleri var. Bunlar arasında elma (Seweçale), fındık, kiraz, nar, ceviz, menengiç meyveleri yerel niteliklere sahip. Doğal koşullarda yetişen meyveler, doğal koşullarda saklanıyor. Örneğin, Seweçale toprak altında aylarca bozulmadan muhafaza edilebiliyor. Bölgenin karakovan arıcılık kapasitesi çok yüksek. 100,000 kayıtlı kovan içinde 30,000 karakovan mevcut. Arıcılığın sağlıklı şekilde gelişmesi konusunda bölgemiz üniversiteleri işbirliğinde bir projeye de başladık.

seweçaleHizan’ın coğrafi koşullarının avantajının yanısıra, tarımsal açıdan “doğa dostu” üretim ağırlıklı olması çarpan etkisinde bir avantaj oluşturuyor. Bölgede kimyasal tarım ilacı tüketimi yok denecek seviyede. Son aylarda köylerde “bilge tarımcılar” envanter çalışması ile yok olmaya yüz tutmuş bilgiler bir araya getiriliyor. Böylelikle geleneksel üretim yöntemlerinin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi mümkün olacak.

panel_yerelmeyveler_04Hizan’dan geçtiğimiz ay kargo ile bize ulaşan Seweçale, Hizan elması aşı kalemlerini Golden elma ağacıma aşılamıştım. Aşıların son durumunu bahçemizde Özgür Bey, Feyzullah Bey, Füsun Hanım ve Sibel Hanım ile birlikte izledik. İznik’de ziraat mühendisliği mesleğini danışman olarak sürdüren Sibel Açık, anaçların Golden olması sebebiyle, oluşacak meyve türünün, orijinal Seweçale’den farklı olabileceğini belirtti.

Avşa adasından gelen üreticiler Mustafa Bozyiğit ve Gürcan Durmazbilek adanın geleneksel ve doğa dostu tarım imkanlarının son yıllarda hızla yozlaştığından bahsettiler. Mustafa Bey üretimini yerleşim merkezlerinden uzak bir noktada sürdürdüğünü ifade etti. Gürcan Bey  babasının adanın geleneksel tarım üretimleri konusunda uzun yıllar önemli çalışmalar yapması sebebiyle kendisinin çok değerli bir bilgi mirasını devir aldığını belirtti.

panel_yerelmeyveler_03

Şevket Meriç (4): Seferihisar Belediyesi Türkiye’de önemli bazı ilklere imza attı. Bunların başında Türkiye’nin ilk CittaSlow (Yavaş Şehir) ünvanını almak oldu. İlçemizde kurulan organik pazar ve köylü pazarı halkımıza sağlıklı ve yerel ürünlerin daha kapsamlı bir şekilde sunumuna imkan oluşturuyor.

GA-Seferihisar-06Bu pazarlarda iki unsuru öncelikli olarak destekliyoruz; kadın üreticiler ve yerel tohumlar. Belediye olarak iki birliğin oluşumuna destek olduk. Bunlar biri Mandalinacılar Birliği ve diğeri Zeytinciler Birliği oldu. Ürünlerin soğuk hava deposunda saklanmasından, satış sonrası ticari risklerinin en alt seviyeye düşürülmesi çalışmalarına kadar birçok alanda desteklerimiz devam etmektedir. Geleceğin köyleri hareketi ile büyükşehir yasası kapsamında yok edilecek 16 bin köy içinden 9 köy adına sembolik anlamda bir karşı duruş manifestosu hazırlandı. Seferihisar Belediyesi olarak hayvancılık alanında da yerel ırkların desteklenmesi konusunda çalışmalarımız var. Özellikle keçi üretimi konusunda hedeflenen projemizde köylü üreticilerin sorunlarını tanımlamak ilk adımımız oluyor.

Mustafa Kan (5): Bakanlık tarafından yerel buğday çeşitleriyle ilgili araştırmalar 61 ilde yapılıyor. Yapılan çalışmaların iki temel amacı vardır: survey ve politikalar oluşturmak. Bir başka deyişle amaç sadece gen bankasına kaynak sağlamak değildir. Biliyorsunuz, Türkiye’de uluslararası önem taşıyan iki büyük gen bankamız var. Biri İzmir’de ve diğeri Ankara’da. Buğday için Anadolu’da 2000’den fazla populasyon mevcuttur; hepsinin örnekleri gen bankalarımıza aktarılmıştır. Çiftçilerin, STK’ların veya farklı kurumların gen bankalarından genetik kaynak sağlaması ancak projelendirme ile mümkün olabilir.

(konuşmanın diğer kısmı eklenecektir)

bayramiç_panel_konya 2

 

(1) – Füsun Ertuğ, Etnobotanik araştırmacısı ve Arkeolog, İznik; http://etnofertug.blogspot.com.tr/

(2) – İrfan Çağatay, Lazca ve Türkoloji Araştırmacısı, Doğu Karadeniz’de Yerel Tarımsal Türler Araştırmacısı, Artvin; http://lazca.org/yazarlar/irfan-cagatay-aleksiva/292-lazca-gulunc-ise-turkce-kahkahadir.html#.U1-7baIw_l8

(3) Özgür Umut Ayaz, Hizan (Bitlis) Tarım İlçe Müdürü.

(4) Şevket Meriç, Seferihisar Belediyesi – Ruhsat ve Denetleme Müdürlüğü, Yavaş Şehir, Organik Pazar projeleri sorumlusu.

(5) Mustafa Kan: Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü – Konya, http://www.bahridagdas.gov.tr/personeldetay_Dr-Mustafa-KAN_81_tr.html

(Yazımız devam edecek; sizlerden gelecek yorum ve fotoları da bekliyoruz.)

 

Umutlarımız içinde yayınlandı | 2 Yorum

Meyvecilik için alternatif dost çözümler

Kontrollü koşullarda daha verimli ve daha uzun raf ömrü hedeflerinde, laboratuarlarda ıslah edilmiş meyve türlerinin son yıllarda yaşadığı sorunlar artıyor. Her yıl yapısal olarak güçlenen zararlılara ve hastalıklara karşı önerilen kimyasallar ve diğer dış girdiler doz-miktar olarak daha çok kullanılmak zorunda. Bunların birçoğu topraklarımıza ve yeraltı sularımıza zarar verirken, içerdikleri zararlı maddeler insan sağlığı için (ve muhtemelen daha kritik olan arılar için)  giderek artan bir tehdit. Ayrıca, bu ürünlerin birim fiyatlarının senelerdir düşüşte olması, üreticileri ciddi kaygılara sürüklemekte.

Binlerce yıl içinde, iklimsel dalgalanmalara karşı direnç sağlayan yerel meyve türleri son 30 yıl içinde insan eliyle büyük oranda yok edildiler. Köylerde albenili modern türlerle ticari iştahın kabartılması sonucunda yerelin lezzet ve kültüründe temel kıymetler taşıyan meyve biyoçeşitliği fakirleşti. Klasik ağaçların yerini, çok iddialı vaadler ile birlikte yarı bodur ve bodur türler aldı.

Gerçek olan bu vaadler mi, yoksa değişen koşullarda güçlü varolabilme gücü mü? Modern (ve şımarık) ağaçlarda organik tarım uygulamaları paradoksal olarak bu ağaçları büyük oranda mutsuz ediyor. Çevre ve insan sağlığı kadar bu ağaçların da mutluluğu önemli halbuki. Bu sıkıntıyı önemseyen pek kimse yok etrafta.

Yerel sebze tohumları kadar, yerel meyve ağaçlarının yeniden desteklenmesi, bu üretime uygun alanların tespiti, Türkiye’den ve yurtdışından coğrafyamıza uygun yerel türlerin adaptasyon uygulamaları, meydana gelebilecek seller, kuraklıklar ve mevsim ortalamaları dışında yaşanan sıcaklık ve soğukluk karşısında önemli bir “Açık Alan Gıda Güvenliği” laboratuarı niteliği oluşturabilir. Ayrıca, yerel meyve türlerinin ilaçsız veya çok az ilaç ile yetiştirilme imkanları, hem ekonomik hem sağlık parametreleri açısından büyük avantajlar sağlar.
yerel elma

Bayramiç’te bu yıl Tohum Takas Şenlikleri 25 -26 Nisan’da gerçekleşecek. 25 Nisan günü yerel meyve türleri üzerine bir panel olacak. Konuya hassasiyet gösteren dostlarımızı konuk olarak davet ettik.

Panelde yer alacak konuşmacılar:

Özgür Umur Ayaz – Hizan Tarım İlçe Müdürü, Bitlis

İrfan Çağatay – Lazca ve Türkoloji Araştırmacısı, Doğu Karadeniz’de Yerel Tarımsal Türler Araştırmacısı, Artvin

Füsun Ertuğ – Etnobotanik araştırmacısı ve Arkeolog, İznik (http://etnofertug.blogspot.com.tr/

Cahit Uydaş- Bayramiç Tarım İlçe Müdürü, Çanakkale

Son yıllarda birim fiyatları düşen elma için, Bayramiç bölgesinde Kuzumeleten, Gelin Elması, Kış Elması, Tatlı Elma, Hacı Yusuf, Koruk Elması gibi yerel ve eski türlerin yeniden aşı kalemleri ile çoğaltılması bir fantazi değil. Yerelde kullanılan isimler bazen farklı da olsa, türlerin birebir aynı olması karşılaşılan bir durum. Geçtiğimiz yıllarda Meyve Mirası Proje grubu tarafından Muğla ili dahilinde özellikle badem ve armut olmak üzere, 20’den fazla meyve türünde yapılan gen araştırmalarında bu konuya odaklanılmış, bilimsel ayrıştırmalar sonucu çok kıymetli bir veritabanı bilgisi elde edilmişti.

Geleceğin susuz ve sıcak yaz günlerine hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Yerel türler doğa dostu tarım yapabilmek için bir fırsat. Ağaç aşılamak (*) hassas bir iş. Doğru zamanda, doğru şekilde yapılırsa kalemler birkaç hafta içinde yapraklanacak. Birkaç yıl sonra da yeniden meyvelerini verecek.

———————-

(*): Ağaç aşılamaya bir örnek (Kiraz Aşısı):

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum yapın

Hizan’ın tılsımı

IMG_3093

Dağlar sessiz. Erkek çocukları okul bahçesinde top oynuyorlar. Usulca gülümseyişleriyle kız çocukları evlerinin yanıbaşında. Anneler belli ki içerde yemek yapmakla meşguller.

IMG_4556

Evin beyleri, dedeleri bizleri karşılamaya çıkmışlar. Tek tek eller sıkılıyor; hoş gelmişsiniz tebessümlerinde özlem var. Oldukça sıcak bir kış günü. Büyük yer sofrasında, dışarda yapıyoruz kahvaltımızı. Karakovan balı, yoğurt, otlu peynir, zeytin, lavaş ekmeği ve sıcak çay… Said Nursi’nin doğduğu köyde manevi değerler çok derin. Huzurun yeniden kucakladığı bu coğrafyanın gelecek umudunu köylülerin gözlerinden okuyoruz. Dualar dağların huzurunda.

IMG_4551

Bitlis’in Hizan ilçesine Muş Havalimanı’ndan ulaştık. İlçeye 40 dakika mesafede yer alan Nurs Köyü sarp tepeler ortasında bir vaha gibi… Bölgedeki mikroklima Bitlis’in diğer bölgelerinde rastlayamayacağımız bir bitki çeşitliliği sunuyor. Dağ eteklerinin bir kısmında uzun seneler sürecinde kesilen ağaçlar gözle görülür şekilde erozyona sebep olmuş; toprağın akıp gittiği alanlarda tek tük meşe ağaçları var. Dik ve engebeli kayalıklardan düzlüklere doğru yaklaştıkça ağaçlar çeşitlilikleriyle biraraya geliyorlar. Meşe, Ceviz, Zeytin, Menengiç ve Fındık ağaçları bölge için çok zengin bir miras. Ancak ilk bakışta gözümüze çarpmayan farklı ağaçlar da var: yerel türler. En az 5 tür Elma, birkaç tür Armut, İncir, incecik kabuklu Nar ve farklı rakımlarda Temmuz’dan Ekim’e dek farklı tarihlerde meyve veren Kiraz ağaçları… Hiçbir ilaç verilmeyen, doğal ve tüm mevsimlerin hiddetine dayanıklı türler. Çok lezzetli, farklı, tanınmayan türler vahşiliğin tüm çekiciliğine sahipler.

hizan_0010

Kırsal turizmin doğa dostu tarım ile harmanlanması, kırsal kalkınma modelleri içinde en sürdürülebilir modellerden biri kuşkusuz. Tek püf noktası eşdeğer temasın korunması için hem turizm, hem tarıma aynı özen ve sevgiyi verebilmek. Türkiye’de kırsal turizm alanında önemli projeler gerçekleştiren Dr. Metin Çelik ve Mustafa Bektaş’ın da içinde yer aldığı grupla, bölgenin kalkınması için büyük emekler veren Hizan Kaymakamı Sedat İnci’nin davetlisi olarak çeşitli toplantılar gerçekleştirdik. Nurs Köyünün bir inanç merkezi olarak sahip olduğu potansiyel ve ev pansiyonculuğu alanında izlenecek stratejilerin yanısıra, bölgedeki zengin yerel ve geleneksel tarım ürünleri ile birlikte yaratılacak kıymetler çok yönlü olarak konuşuldu.

hizan_0006

Kaymakam Sn. Sedat İnci başkanlığında, Hizan Tarım İlçe Teşkilatı’nın kapsamlı katılımı ile yapılan görüşmelerde, doğa dostu tarımın Hizan ilçesi bütününde sahip olduğu değerler ve buna bağlı çalışmalar planlandı:

1. Yerel meyve ağaç çeşitliği envanteri yapılacak; özellikle soyu azalan türler korunmaya alınacak.

2. Bölgede tarım alanında tecrübe sahibi olan yaşlı insanların bilgilerinin kaybolmaması için kendileri ile görüşmeler yapılarak kritik bilgiler arşivlenecek.

3. Özellikle erozyona uğramış ve erozyon tehdidi bulunan dağ eteklerinde, çok az topraklı veya topraksız kayalara tutunabilen Ceviz ağaçları dikilecek.

4. Geleneksel Köy Mamul ürünlerinin (Karakovan Balı, Sirke, Pekmez, Reçel, Pestil, vb) resmi üretim izni ile üretimine yönelik bir kooperatif kurulacak.

5. Bölgenin sağlıklı, leziz doğa dostu tarım ürünlerin satış ve pazarlamasına destek olunacak.

İnsanlar, toprak, su ve tohumlar bir arada yarınlara gülümseyerek baktık. Kurulan dostluklar için ne öncesi sorgulandı, ne de koşullar kondu. Doğunun ışığının yeniden güçlendiğine tanık olmak herşeyin ötesinde bir tılsım.

IMG_4591

Daha fazla fotoğraf için:

https://www.facebook.com/cem.birder/media_set?set=a.10152043631658208.1073741836.675853207&type=1

(Fotoğraflarını benimle paylaşan Mustafa Bektaş ve Özlem Çelik’e çok teşekkür ederim.)

map hizan1 copy

Umutlarımız içinde yayınlandı | 1 Yorum

Üç Şehrin Fısıltısı

Cem Birder / 29 Ocak – 2 Şubat 2014

Bayramiç’ten her ayrılışım zor bir duygu ile başlıyor. Durmak ve beni çevreleyen köyü, dağımı izlemek öylesine işlemiş ki içime, her yolculuğun planı ve ardından otobüs bileti ile somutlaşan kararı sanki bir tehditmişçesine, öncesinde hep ürkütüyor. Sonrası ise su gibi akıyor; gecenin derin karanlığı şehrin gülümseyen şafaklarına kavuşuyor.

IMG_2992

Yalova’da, Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nde Buğday Derneği çağrısı ile gerçekleşen bu yıl ki “Çiftçi Eğitim ve Bilgilendirme Toplantısı” dahilinde, endüstrinin önerdiği sertifikalı tohumlar karşısında yerel tohumların varoluş mücadelesi, gıda güvencesi açısından önemi, tohum takas mekanizmaları, topluluk destekli tarım, katılımcı onay sistemleri (1) ve bunları destekleyen projeler konuşuldu. Bazen “resmi” sunumların bölüm aralarında gerçekleşen sohbet toplantıları ön görülmeyen coşkular yaşar.

Perşembe akşamı balık çorbası, hamsi ızgara ve roka salatası ziyafeti sonrası, misafirhanede uyku öncesinde, çay eşliğinde yaptığımız sohbet de böyle özel bir enerjiyle oluştu; saatler unutuldu. Tartıştığımız başlıklardan biri şuydu: “Organik tarımda ürün mutluluğu ne seviyededir?”

‘Üç Elma Doğal Tarım’dan Hüseyin Genç’in büyük bir inançla sürdürdüğü geleneksel meyve türleri üzerine çalışmaları daima çok etkileyici. Hüseyin abi bizlere bulunduğu Çankırı yöresi yerel elma türlerinde hiçbir kayda değer hastalık yaşamadığını anlattı. Elmalarının boyu küçük de olsa mutlular; bakım talep etmeden, kendi güçleri ile yaşamlarını uzun yıllar sürüyorlar. Peki ya modern meyve türleri? Maalesef büyük bir çoğunluğu, konvansiyonel tarımın sunduğu önerileri büyük bir açlıkla kabul ediyorlar. Kırılganlar. Hastalıklara karşı bağışıklıkları düşük. Toprağın, iklimin, suyun küçük parametrik değişimlerine hızla tepki veriyorlar. Tahıllarda, sebzelerde ve hayvancılıkta durum benzer. Değişen koşullara, patojenlere çok daha fazla duyarlılar, taşıdıkları çok alımlı isimlere rağmen. Çözüm genel olarak yüksek dış girdi, daha çok müdahale; tüm bunlar daha çok kimyasal, daha çok masraf, daha büyük çaresizlik demek…

Yetiştirilen modern ürünlerin daha çok mutluluğu pahasına toprağın, yer altı sularının, ve çevre-insan sağlığının yıllar içinde felakete doğru yükselen grafiğini artık herkes farkında. Bu tabloya inat, oradaki toplantıda bulunanlar, modern türlere rağmen organik veya doğa dostu tarım için uğraş vermeyi sürdüren insanlar. Bazen organik hazır ilaçları satın alarak, bazen ve tercihen kendi preparatlarımızla, ürünlerimize sevgi de katarak…

Kolay değil. Hele bulunduğunuz bölgede yüksek yoğunluklu ilaçlı tarımla çevrelenmişseniz. Ağaçlarımızın, sebzelerimizin, buğdayımızın, hayvanlarımızın elbet ki mutluluğuna önem veriyoruz. Onların her ne yaparsak yapalım bazen hüzünlü hallerine tanık olmak bu zamanların bir kaderi mi? Her pahasına direniyoruz. Biraz uzaklarda duran bir grup insan.

IMG_2996

* * *

İstanbul’da bir TV programı, bir dergi röportajı, dostlarla buluşmalar, sohbetler…

Şehrin kalbini Gezi’nin derinliklerinde hissediyorum. Sabahın ilk saatleri; Taksim meydanında tek tük insan var.  Sıkılan biber gazları gri bir beton okyanusuyla heykelleştirilmiş. Gezi’nin etrafını çepeçevre kaplıyor meydana doğru biteviye. Sessizce meydandan uzaklaşmaya çalışıyorlar; insanlar, kediler, köpekler, yağmurun suyu. Anılar taze hâlâ, nefretin kokusu sinmiş.

Gezi’nin kuzeyine sıkışmış küçük bir bostan vardı, o da yok artık.

kaktusler_annem_01

Birgün…

Cazibe öyle umut dolu bir Tweet atacak ki duymayan kalmayacak. Pınar bisikletiyle katılacak onbin insana “istikametiniz Gezi!” diyecek. Deniz arkasında rengârenk bir öğrenci ordusuyla çıkagelecek. Boğaz’ın olta balıkçılarının iri lüferleri Defne’nin mangalında pişecek; Ali’nin ekşi mayadan tam buğday ekmekleri, Cumhur abinin Beykoz soğanı saracak ızgaraları. Çocukların Didem’le pişirdiği havuçlu-pekmezli keklerin kokusu ta uzaklardan duyulacak. Rhiannon röportaj yapacak ailelerle; ertesi gün yabancı basın “Gezi’ye bahar geldi” diye başlıklar atacak. Gülay, blog sitesinde farklı bakış açılarıyla duyuracak bu güzel günü, yine “Bir başka İstanbul” diyerek. Grileşmiş ne varsa, yeşil fışkıracak çatlaklarından.

O gün…

Vali emir verecek polislerine: “Orda öyle durmayın, siz de katılsanıza panayıra!..”

El ele verecek devlet ve halk. Ve, her ne diyorsak organik tarım, iyi beslenme, adil yaşam ve ötesi adına; sadece aşkın nefesi can verebilecek bu şehire…

* * *

İstanbullular Ankara’yı neden beğenmezler, hiç anlamamışımdır. Her gittiğimde daha çok sevdiğimi hissediyorum. Kale’nin eski mahallelerinde henüz açılan kepenkler ve Eda ile sabah kahvaltısı… Esnaf güleryüzlü, sakin, selamları cömert. Çocuklar ve yaşlılar için daha çok huzur verecek yuvaları konuşuyoruz; ve doğa dostu tarımı, iyi beslenmenin oluşturabileceği azami bütçe farklarını, şehrin köyleriyle kurulacak sağlam köprülerini…

kale esnaf

“Permakültür Cumartesi Buluşma” adresimiz Tayfa Kitapkafe. Adından da anlaşılacağı gibi, müşterilerden önce kitapların kahveyle buluştuğu bir mekân burası. Alt kat, çevre, sanat ve sosyal temelli, doğa ve toplum duyarlı meselelerin konuşulması için tasarlanmış.

tayfa kafe

Toplantımızda eski dostları görmek ne büyük süpriz; İnci ve Ali hocalar, Yasemin, Arif, Nihal, Ceyhan… Böyle zamanlarda konuşulanlardan sanki daha kıymetli paylaştığımız buluşma coşkusu.

Bu bol güneşli cumartesi günü, Tayfa Kitapkafe’de her birimiz bir diğerine “Siz bu resmin neresindesiniz ?” diye sorduk.

Tayfa1xdKonumuz, sağlıklı besleme zincirinde bireylerin doğa ve kendileri üzerindeki rolü. “ONLAR” dediklerimiz, kendimiz gibi düşünmeyen, doğayı hakimiyetleri altına almak isteyen, yetiştirdikleri ürünleri (kendileri yemeden) sadece satmaya çalışan, toprak ve suya kullandıkları kimyasal ilaçları karıştıranlar… Kimse “nefret etmiyordu”. Pek azımız “pes ettim” dedi. Tabloda unutmuşsunuz ama “ben ne yapsam?” diye uzun süredir düşünüyorum, diyen biri oldu. “Şöyle yapsak?..” diyenler önerilerini, bilemediklerini ve endişelerini dile getirdiler. Sivil Toplum Kuruluşu veya bir grup olarak uzun yıllardır, doğa dostu tarım ve üretim süreçlerine adım atanlar deneyimlerini paylaştılar. Alternatif üretim ve tedarik yöntemlerinin olasılığı birçoğumuza yeni umutlar taşıdı. Tüm bu çabalar, “ONLAR” ve “BEN” arasında, yaşamın tüm gerçekliği ile beraber, bir dönüşüm sağlayabiliyor muydu? Toplumun çok küçük bir parçası olarak, – mimar, mühendis, ev hanımı, işletmeci, emekli, eğitmen, çiftçi, çoban…, bir aradaydık. Dönüşümün tanıklarıydık. Sadece organik tarım yaparak, yerel tohum takaslarına katılarak, eğitim programları alarak değil; alışagelmemiş fikirlerin, yeni hayat tercihlerinin, toprağın kokusunu özleyerek yaşanan deneyimlerin dile getirilmesi dönüşümün gerçeğiydi. “Birlikte Üretim” bir ütopya değil artık. Zamanın akışında su yolunu buluyor. Toplantımız kıymetliydi; gerçeğin şiirsel motifleri bizi yine yüreklendirdi.

Gece dönüş yolunda ağaçları, köyü ve geride kalan üç şehrin fısıltılarını düşündüm… Bir de Arif’i ve Kalkım’daki özgür ruhlu 200 boz ineği.

(1): Yalova’da yaptığım sunum: KOS_Yalova

Radyo ve Sohbetler, Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum yapın

Önemsenmek

oya03

İçinde bulunduğumuz yıl Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Aile Çiftçiliği” yılı olarak ilan edildi. Endüstriyel tarım alanında her geçen gün devleşen küresel şirketlere karşın, dünya gıda güvenliğinin, tarımsal biyoçeşitliliğin, farklı lezzetlerin, ve hatta sağlıklı beslenmenin sigortası olan aile işletmeleri çatısında buluşan küçük çiftçiler için…

Dünyada son 20 sene içinde La Via Campasina gibi küçük çiftçiliğin toplumsal adalet ve haysiyet kıymetlerini savunan veya Slow Food gibi iyi, temiz, adil ve, Gandi’nin dostu Satish Kumar’ın ifadesiyle kutsal gıdanın vazgeçilmezliğinde buluşan hareketler büyük bir hızla büyümekte.

Bu süreçte, birkaç yıl öncesine dek, ABD ve AB yönetimlerinin, ve Dünya Bankası gibi kurumların stratejik vizyonları ile desteklenen endüstriyel tarım ve gıda sektörü yanında küçük çiftçiler, yerel tohumlar ve bunlardan üretilen gıdalar, zaman zaman kendilerinin romantik söylemlerine rağmen, aslında görmezden gelinmekteydi.

Batılı toplumlar sağlıklı beslenmeyi ve toprağa yakın lezzetleri özledikçe, bu söylemin savunucu Sivil Toplum Kuruluşları gibi, devletler ve finans kuruluşları da bakış açılarında yön değiştirmeye başladılar.

Bunun önemli bir göstergesi, 2014’ün Dünya Aile Çiftçiliği yılı olması…

Merak ettim, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı‘mızın web sitesine bir göz attım; BM ve FAO’nun bu önerisine acaba nasıl yer vermişler?… Maalesef birşeye rastlayamadım. Küçük çifçiler, aile tarımı, köylüler, yerel tohumlar bakanlık sayfasında görülebilir mesafede değiller.

oya04

Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) açısından bakarsak, bazı sebepler öne sürmüşler bu yılı Aile Tarımı’na adarken:

o Aile ve küçük çiftçi tarımı dünya gıda güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

o Aile çiftçiliği geleneksel gıda ürünlerinin devamlılığını sağlar;  dengeli beslenmeye katkı verirken, tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir koruyucudurlar.

o Aile çiftçiliği, özellikle sosyal içerikli politikalarla bir araya getirildiğinde, yerel ekonomileri canlandırmak için çok önemli bir fırsattır.

FAO böyle yorumlamış. Ancak TC resmi web sitelerine bakacak olursak, konuyla ilgili hiç bir işaret yok; hedef yok.

Anadolu küçük çiftçilerinin, aile tarımının hiç olmazsa BM hatırına önemsendiğini hissetmek güzel olurdu…

(Fotoğraflar: Oya Yalçın)

1 Şubat 2014’de Defne Koryürek’in “Ne Yiyorsak Oyuz” program konuğu olarak aile tarımını konuştuk:

Ne Yiyorsak Oyuz – 1 Şubat 2014

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum yapın

Köylünün Mutluluğu

Eylül 2013, Lezzet Dergisi (Doğan – Burda) için yazılmıştır.
Yazan: Cem Birder

O günlerde yaşasaydım
Bir tren istasyonum olurdu,
Bir de öğrencisi olduğum Köy Enstitüsü.
Toprağı, sanatı, köylülüğü, tarımı doyasıya yaşayıp,
Uzak aşkların demiryolunda mektuplanacağı.

 

Basit bir soru ile başlayalım: lezzetli yemekler olmadan sağlığımızı düşünmek bir tercih olabilir mi?

Sistem, gıdanın merkezi kontrolü stratejileri doğrultusunda, bilimsel konsantrasyonların (vitamin ve mineral hapları, güçlendiriciler, serum, vb) iddialı gücüyle yenilikçi beslenme alışkanlıkları yaratma çabasında. Günlük yaşamda giderek daha az hareket eden bir nesil yetişiyor. Obezite oranları batıdan doğuya artış eğilimlerini sürdürüyor. Çözümü hap kavanozlarına sıkıştıran endüstri ne kadar samimi?

Bundan yaklaşık iki yıl önce Time dergisi yazarı John Cloud meseleyi bizzat deneyimleyenlerden biri olmuştu. Beş aylık süre içinde toplam 3000 vitamin hapı, protein ve Psyllium lifi alan Cloud’un kan tahlilinde, öncesi ve sonrasındaki değerlerin önemli bir farklılık içermemesi bilim dünyasında büyük tartışmalar yaratmıştı. Buna parelel olarak, Sidney Üniversitesi’nden Prof. Samir Samman A, E, and C, beta-carotene vitamin and selenium haplarının etkileri hakkında şöyle demişti:

“Özellikle kalp rahatsızlıkları konusunda büyük miktarda vitamin hapı alanların sağlık verilerinde hiçbir ilerleme kaydedemiyoruz. Bunun ötesinde, yüksek dozda vitamin alan hastalarımız arasında, oransal olarak küçük olmakla birlikte, ölümlerin arttığını kesin olarak ölçümledik. John Cloud deneyinde ortaya çıkan düşük etki meselesi benzer akademik araştırma sonuçlarıyla da örtüşüyor. Eğer doğru besleniyorsak, niçin takviye haplarına ihtiyaç duyalım?…”

Dünyamızın bazı bölgelerinde değişen iklim ve coğrafi koşullar sonucu ortaya çıkan beslenme zorlukları vitamin haplarını veya zenginleştirilmiş hazır gıdaları vazgeçilmez kılabilir. Ancak, Anadolu topraklarının sunduğu doğal besin zincirlerinin mükemmel içeriği hayal ettiğimiz tüm enerji ve mutluluğu sağlayabilecek zenginlikte.

ekmekler

2011 yılının Nisan ayında Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Yerel ve Ekolojik Gıda Sistemleri” konulu bir panele konuşmacı olarak davet edilmiştim. Toplum olarak organik ürünlere talep oluşturmanın ve bu ürünlerin etik olarak, adil fiyatlarla tüketiciye ulaştırılmasının yöntemleri üzerine konuşuldu. Aracısızlık prensibinin önemine değinildi. Üreticilerin sorunlarını aşmak için kooperatifleşmenin önemi vurgulandı. Tüm görüşlere katılıyordum, ama eksik olan bir şey vardı? Aklımı kurcalayan meselenin tılsımlı kelimelerini birden farkettim: köylünün mutluluğu.

“Sen daha iyisine lâyıksın!” diyen reklâmlara kulak veren genç nesil köylerden kopuyor; şehirlere göçüyor. Nesilden nesile aktarılan yerel tohumu, yerel hayvan ırklarını, geleneksel bilgiyi ve biyoçeşitlilik dengelerini yüreği ile kim koruyacak?

Köylünün mutluluk anlayışını değiştirirsek, eski tadıyla ekolojik ve yerel gıdayı kimler üretecek?

Köylü köyünde kalmak istese bile, sürekli borçlanıyor. Ucuzlaştırılmş topraklar el değiştiriyor. Devletin köylünün borçluluğu konusunda endişelenmesi gerekmez mi?

köy evi 1 (2)

Mutluluğun akıl ve gönül dengesini sağlamak (araştırmacı yazar ve şair Deniz Postacı’nın ifadesiyle “Ad Cordis”) için köyümüzde iki mekân olsun dedik: Köy Evi ve Geleneksel Köy Mamul Ürünleri Üretimhanesi.

Tapusu köye ait taş evin tadilat çalışmalarını maddi sorunlarımız sebebiyle tamamlayamıyorduk. Uzun senelerdir hizmet veremeyen binamızın çatısı iki sene önce çökmüştü. Eşden-dosttan binamız için gelen desteklerle onarıma başladık; tadilat büyük ölçüde tamamlandı.

Köy Evimiz sosyal, kültürel etkinlikler için harika bir mekân olacak:

• Çocukların okul sonrası derslere yönelik ek çalışmalar.
• Kitapevlerinden, arkadaşlarımızdan ve fuarlardan yazılı materyal desteği; okuma geceleri.
• Toplantılar, köyümüze gelen ziyaretçilerle sunum ve seminerler.
• Çocuklara ve gençlere yönelik sanat atölyeleri, salon sporu.
• Canlı müzik dinletileri; kırsal ve şehir temelli müziklerin buluşması.
• Köy Sineması.

Tüm etkinlikler ücretsiz; çoluk-çocuk, kadın-erkek, genci yaşlısı ile hep birlikte…

AB mevzuatına paralel olarak, Türkiye’de de geleneksel köy mamul ürünlerine yönelik mevzuat ve uygulamalar biraz yumuşamaya başladı. Bu süreçte, Çanakkale İl Özel İdaresi desteğinde çok kıymetli bir çalışmaya adım attık. Köyümüzde, Kaz Dağı’nın nefis ürünleri ile, geleneksel yöntemlerle odun ateşinde üretim için kolları sıvadık.

Kurulan üretimhane bünyesinde, köyümüzde pekmez, pekmezli (beyaz şekersiz) reçel, komposto ve sirke gibi mamul ürünlerin üretimine başlıyoruz. Bir de özlediğimiz ekmekleri pişirmek için, taş ve topraktan ekmek fırını yaptık.

Geleneksel adı verdiğimiz üretimin sağlık kriterleri oldukça kritik. Zira, daha uzun raf ömürü için koruyucu katkı maddeleri içeren endüstriyel tip üretime karşın, kuralsız-kontrolsüz bir üretimin adının başına “geleneksel” ekleyip, bu romantizm çatısında sağlığa zararlı bambaşka etkenler yaratmak mümkün. Birçok AB ülkesinde tanımları yeniden oluşturulan “asgari hijyen” koşullarını, bölgemizdeki üniversite ve il tarım müdürlüğü kontrol laboratuvarları desteğinde, bilimsel ölçüt yöntemleriyle sağlamamız gerektiğini farkındayız.

Çiftçimizin sadece 1-2 ay süren taze ürünler satışına ek olarak, yıl boyunca satış ve ticari gelir ağı oluşturacağız. Köylümüzün el emeği, Kaz Dağı’nın bol oksijeni ve bereketi ile tatlanacak ürünler…

Kırsal kalkınma, sürdürülebilirlik ve yerel ekonomi kavramlarınının içsel dürtü ve duygularla anlam bulması ve sağlıklı bir toplum farkındalığı için daima el birliği gerekiyor.

Baştaki sorumuza dönersek, lezzetli yemekler olmadan sağlığımızı düşünmek bir tercih olamaz. Çünkü lezzetsiz bir dünya yaratırsak, orada ocaklar yanmaz, mutfaklar kurulmaz, dualar ve şarkılar okunmaz, kahkahalar duyulmaz…

Gıdanın lezzetinde
Biraz düş, biraz alın teri,
Yolun yine başındayız.
Toprağı, sanatı, köylülüğü, tarımı dostça yaşamak için,
Gün bugün.

Geleneksel Üretim, Sürdürülebilirlik içinde yayınlandı | Yorum yapın