Köylerimizde Çöp Meselesi

Türkiye’de köylerdeki çöp sorunu sadece bu işe baş koyan İl Özel İdaresi ve kaymakamların bağlı bulunduğu bölgelerde çözüme ulaşabiliyor (*). Belediye sınırları içinde çöpün toplanması ve temizlik bir kamu hizmeti iken, köylerde denetimsiz olarak özellikle zirai ilaç kutularının derelere atıldığı, ilaç depolarının dere sularında yıkandığı bir ülkede içme suyu ve sulama barajlarından elde edilen suyla yetişen gıdalarımız ne kadar sağlıklı olabilir? Yakılan poşetlerin çıkardığı zehirli gazlar ise daha büyük bir kirlilik…

Bu konu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kadar, Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’nı da ilgilendiriyor. Köylerin münferit çabaları ile çözüm arayan çöp meselesi için ülke bütününde köylerde çöp meselesine çözüm getirecek yasal düzenlemelere ihtiyaç var.

Sağlık, eğitim, teknoloji, enerji, ekonomi gibi başlıklarda örnek aldığımız “batılı görüş” içinde belki de en kıymetli model çöp toplama sistemleri olabilir. AB’de ve ABD’de köyler ve belediye sınırları arasında çöp toplama sistematiği ve temizlik seviyelerinde, Türkiye’de olduğu gibi, belirgin farklar yoktur.

Kendimize niçin Kaliforniya’daki köyleri örnek almayalım? http://www.wm.com/location/california/ventura-county/westlake/residential/index.jsp

Bir diğer örnek:

http://www.villageofrivergrove.org/waste/wastegen9-2011%20.pdf

Aşağıdaki yazı, 1 Kasım Cumartesi günü, Beşik Köy evinde yaptığımız toplantı doğrultusunda hazırlanmıştır.  Önerilerinize göre şekillenmeye devam edecektir.

Bayramiç’te belediye sınırları dışında kalan köylerimizde (belediyemizin sorumlu olduğu alanlar dışında) “çöp” meselesi çözüm bekleyen öncelikli bir konudur. Öncelikli bir konudur, çünkü çöpler, içinde bulunduğumuz eşsiz doğal güzellik kadar, insanlar ve diğer yaşam kaynakları için önemli bir tehdit unsuru.

çöpler1

Konunun çözümü için mevcut durumu ve görüşlerimizi sizinle paylaşmak istedik:

1- Köylerin büyük bir çoğunluğunda çöpler toplanamamaktadır. Çöplerin gelişigüzel olarak yol kenarlarına, ağaçların kuytusuna, ormanlık alanlara, dere yataklarına atılmaması veya köy sakinlerinin evlerinin yanına dökmemesi gerekir. Bazı köy muhtarları iyi niyetle köy çöplerini toplamakta ancak köyün yanı başındaki dere yatağına veya yol kenarında görünmeyen bir yere alabora ederek, istemeden de olsa, çöpün ve kirliliğin birikmesine sebep vermektedir.

2- Çöplerin köy merkezinde belirlenecek yere getirilmesi, muhtarların gözetiminde ve her köylünün kendi sorumluluğunda olmalıdır. Bu sorumluluğu özenle yerine getiren ailelere ödül veya inatla olumsuz tavır gösterenlere cezai uygulamalar düşünülebilir.

3- Çöplerin CAM – PLASTİK – METAL – ORGANİK MADDE olarak (tercihen ve olabilirse) farklı varillerde veya alanlarda depolanması sonucu bunların dönüşümü ve elde edilebilecek gelirler köy için önemli bir motivasyondur.

4. Özellikle zirai ilaç kutularının veya ilaçlama araçlarının depolarının yıkanarak derelere veya dere yataklarına boşaltılması, ayrıca hayvan leşlerinin derelere veya baraja atılması kesinlikle yasaklanmalı ve önüne geçilmelidir. Bu paralelde, zirai ilaç kutularının depozitolu satışı konusunda yasal mevzuat çalışmaları yapılabilir.

suguzegah copy

5. Plastik esaslı çöplerin yakılması içinde bulunduğumuz doğal ortam açısından çok tehlikeli ve zararlı bir girişimdir. Çöplerin yakılmasının önüne geçilmelidir.

6. Çöplerin köylerden haftada 1 kez alınması ve ilçe merkezinde ayrıştırılmış şekilde depolanması için belediyeden çöp kamyonu desteği alınabilir. Bu araçların haftalık mazot ve hizmet masrafları belirlenerek, kaynak konusunda çalışmalar yapılmalıdır. Konuyla ilgili firmalardan veya Çanakkale Ticaret Odasından sponsorluk sağlanabilir. Bütçe desteği talebi için, İl Özel İdaresine bir proje sunulabilir. Çöplerin ayrıştırılması durumunda, bu atıkları toplayan firmaların köylere gelişi organize edilebilir.

7. Çöplerin köylerde usule uygun toplanıp toplanmadığı konusunda gönüllü bir çalışma grubu kaymakamlığa destek verebilir ve belirlenecek yöntem dahilinde bir koordinasyon merkezi üzerinden iletişim kurulabilir.

8. Köy muhtarları, gönüllü çalışma grubu ve kaymakamlık koordinasyon ekibinin yapacağı eğitim çalışmalarına ilave olarak, cami hocaları, köy ziyaretinde bulunan aile hekimleri ve veterinerlerden de destek alınabilir. Okul öğretmenleri de çocuklara farklı formatlarda eğitimler verebilirler (“Bayramiç’te Çöplerimizi Ayrıştıyoruz” başlıklı resim yarışması vb.).

9. İlçe sınırları içinde, özellikle pazar yerinde ve marketlerde, plastik poşet kullanımında sınırlamalar getirmek konusunda, – benzer uygulamaları daha önce başarmış şehir ve ilçeler örnek alarak, bir proje başlatılabilir.

10. Bayramiç köy ve çevrelerinin temiz tutulmasıyla, topraklarımız, yer altı sularımız ve baraj suyumuz çok daha kaliteli bir nitelik kazanacak; gerçekleşecek geri dönüşüm çalışmaları sonucu ekonomik gelirin yanısıra, kompost, gübre gibi köylümüzün ihtiyaç duyduğu ekolojik katı maddeleri sağlanabilecektir.

İlgili mercilere konuyla ilgili kolektif bir girişim yapmadan önce, görüş ve önerilerinizi bekliyoruz…

—————–

Yasal çerçeve: KATI ATIKLARIN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ

Belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, bu alanlar dışında ise mahallin en büyük mülki amiri, yukarıda belirtilen ve ihtiva ettikleri zararlı maddeler dolayısıyla toplanması, değerlendirilmesi veya bertarafı özel işlemler gerektiren atıkları, 27/8/1995 tarihli ve 22387 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ve 20/5/1993 tarihli ve 21586 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliğine göre bertaraf eder veya ettirir.

2872 SAYILI ÇEVRE KANUNU UYARINCA VERİLECEK İDARİ PARA CEZALARINA İLİŞKİN GENELGE 7) ATIKLARA İLİŞKİN CEZALAR

(…)

b) İçme ve kullanma sularında 1) Çevre Kanununun 9 uncu maddesi uyarınca belirlenen koruma esaslarına aykırı olarak içme ve kullanma suyu koruma alanlarına, kaynağın kendisine ve bu kaynağı besleyen yerüstü ve yeraltı sularına, sulama ve drenaj kanallarına atık boşaltanlara 48.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir. (Madde 20/n/Birinci paragraf)

—————–

(*) Bayramiç Kaymakamı Sayın Kemal Kızılkaya’nın daha önce görev yaptığı Konya’nın Cihanbeyli ilçesi köylerinde gerçekleştirdiği proje:

http://www.cihanbeyli.gov.tr/default_B0.aspx?id=175

 

Cihanbeyli Köyleri Katı Atık Toplama İşi (12) Cihanbeyli Köyleri Katı Atık Toplama İşi (5

Umutlarımız içinde yayınlandı | 3 Yorum

Zincirin Beri Tarafı

Satın aldığımız gıdaların izini sürmek hiç kolay değil. 2014 yılı BM tarafından Aile Çiftçiliği yılı ilan edildi. Günlük yaşamlarımızın neresinde bununla ilgili bir şeylere rastlıyoruz? Bu yılın son aylarındayız ve süpermarketler, televizyonlar, gazeteler, işyerlerimiz, dost sohbetleri, hatta gezdiğimiz köylerde bile bu konuda en ufak bir işaret görmedik. Küçük çiftçilerin, geleneksel gıdanın, köy ürünlerinin doğal ve organik soslarda pazarlanması dışında içeriğine ilişkin derinlemesine bir sorgu yok. Bu yönde politik hiçbir samimi strateji yok. Karmakarışık bir zincirde özel ışıklandırılmış raflarda karşımıza çıkan endüstriyel gıdaların özüne giden yolculuğu keşfetmek neredeyse imkânsız. Mesele sadece yasal engeller değil; bu konuda araştırma yapabilecek hiçbir üniversite, kamu kurumu veya özel şirket sistemin güçlü muhalefetini göze alacak cesarete sahip değil. Daha da ötesinde, sistem arzu ettiği sonuçları, altında ”güvenilir” imza sahiplerine ait raporlar şeklinde üretecek yöntemlerle bu kurumlara zaten yeterince görev (ve para) yüklemiş vaziyette.

Ürünlere ait sorgulamada önce etiketleri düşünelim. Örneğin, otoparklı marketten atıştırmalık, meşhur markalı birkaç cips paketi aldınız. İçeriği, patates, modifiye nişasta, mısır özü yağı, tuz ve e katkı maddeleriyle zenginleştirilmiş baharatlar… Her bir maddenin geçmişiyle ilgili uzun yolculuğa göz atalım hayallerimizde (zira bu yolculuk detayları oldukça gizlidir ve asla gerçeği öğrenemezsiniz). Her birinin satın alımında daima ucuz olan tercih edilir; daha düşük fiyat baskısında, kalite denen hınzır parametre çıtası kabul edilebilir standartların asgari seviyesine takılı kalır. Ve bu hınzır rekabet koşullarında, öne çıkan ana hammadde mısırdır. Evet, azılı bir örgüt gibi çalışır mısır. Zira ortalama 30 bin ürün içeren bir süpermarketin tüm , – evet tüm, sadece gıda değil, ürünlerinin dörtte biri mısır içeriyor. Bunların büyük bir kısmı yediğimiz ve içtiğimiz gıdaların içeriğinde yazmaz bile. Farkında olmadan mısırla büyüyen bir toplum olduysak, bunun yegâne yaratıcısı endüstriyel büyük gıdacılar. Biyoteknoloji devlerinin yarattığı genetik devrim sonrası GDO’lu ürünlerin de bu kervan içinde payı her geçen gün büyümekte. İstediğiniz kadar uğraşın, hayvanlarımızın beslenmesinde kullanılan mısırın GDO’lu olabilmesi, siz cips yemeseniz bile, gıda olarak elde edilen birçok türevin ve katkılı ürünlerin (örneğin, hayvan gübresi ile büyütülmüş domates), “organik” bile olsa doğallığı konusunda bir soru işaret oluşturmaya yeterli.

nutritional

Mamul ürünlerin üretimlerinde kullanılan ana hammaddelerin de aynı coğrafyalarda, çok büyük kilometreler kat etmeden üretildiğini teyit edebilmek türlü karakterlerde süslenmiş etiketlere göre çok daha kıymetli. Belki bir gün daha farklı duygularda, şöyle etiketler yaratabiliriz:

Ürün: Domates Salçası, İçerik: domates, tuz, Zincir: domates yerel tohumdan üretilmiştir, üretiminde koyun kemiresi ve dağ suyu kullanıldı. Koyunlarımız yılın 300 günü dağda serbest beslendi, 65 gün ise dağdan toplanan meşe yaprağı yediler. Üretim süreci: Domatesler odun ateşinde kalaylı kazanda kaynatıldılar ve gördüğünüz cam şişede konservelendiler. Afiyet olsun.

Sadece kuşkucu olmak değil amaç. Ama zihinlerimiz açlığımıza yenik düşmezse, sabırla seçici tercihlerde daha doğru, etik ve temiz gıdalara ulaşmak için şansımız var. Bu el birliğinde, herkesin hem iradesi hem de sorumluluğuna ihtiyacımız var. “Parasını verdim, alırım!” demeyen, her birimizin üretim sürecinin bir parçasına dönüştüğümüz (ve daha az hazır sigara içen) bir toplum olduğumuzda, afiyet ve mutluluk birlikte gelecek; buna şüpheniz olmasın.

Dip not: Eski kavimlerin sosyokültürel araştırmalarına benzer olarak, güncel beslenme alışkanlıklarımızın sorgulanmasında insanların et ve saç örneği alınarak  Karbon İzotop analizleri, en az kolesterol veya şeker testleri kadar yaygınlaşabilir.

http://ceoas.oregonstate.edu/people/files/mix/Roy_etal_2005_AJPA_hair.pdf

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kırsal Yaşam içinde Projelendirme Sorunsalı

(Eylül 2014 – A’dan Z’ye Dergisi için Cem Birder tarafından yazılmıştır.)

Nalan Erdem’in bebeği 14 aylık. Eşi ve kendisi öğretmen. Doğup büyüdükleri kasabadan Istanbul’a tayinleri birkaç yıl önce çıkmış. Bebekleri ve bundan sonraki yaşamlarında kendileri için “doğal ve dengeli beslenme” konusunu bilimsel yayınlardan ve çevrelerinde kendileri gibi düşünen insanlardan takip ediyorlar. İyi beslenme alanında organik ifadelerin çoğu zaman içinin boşaltıldığına tanık olsalar da, gerçekliğini günlük yaşamlarına katmak konusunda kararlı görünüyorlar. Süpermarketlerden vazgeçeli uzun süre olmuş ama diğer yandan, tercih ettikleri ürünleri satan butik dükkanlarda “acaba kandırılıyor muyuz?” sorusunu sormadan edemiyorlar.

Hem doğru gıda için kararlı olmak, hem de kandırılma endişesinden kurtulamamak… Bu bir ikilem değilse de, küresel etkiler altında ezilen toplumları derinden ilgilendiren kritik bir problemin yorucu duygusu olarak, her birimizin üzerine çöküyor.

2014’ün Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Aile Çiftçiliği yılı ilan edilmesinde, “yerellik” vurgusu içeren sebeplerin yanısıra, sağlıklı ve lezzetli gıdaların sürdürülebilirliğine katkı sağlamak öncelik taşıyor. Gıda zincirinin ilk halkasında tohum, toprak, su ve hava var. Hemen yanı başında ise bu gücü gıdaya dönüştüren insanlar… BM’in kritik kararında başrol aile işletmelerine veya bir başka deyişle küçük çiftçilere bırakıldığına göre, bu kitlenin devamlılığı konusunda riskleri ve bununla birlikte sürdürülen projelerin olası sorunlarını irdelemek de önemli.

Gerek kırsal yaşam coğrafyasında uzun süredir erozyona maruz kalan geleneksel ve yerel kıymetler için, gerek Nalan Erdem ve eşi gibi gerçek gıda peşinde avcılık yapan aileler için, müşterek çözüm kırsalın temiz, adil ve mutlu koşullarda devamlılığı. Köy ve köylülüğün yarınlarında “iyi niyetli dış müdahalelerin” olası doğru ve yanlışları neler olabilir?

Klasik Projelendirme vs Atonal Projelendirme

Projelendirme kavramının yoğun olarak kullanıldığı sektörlerin başında inşaatçılık gelir. Zemin etütleri, hafriyat, temel ve kaba inşaat, izolasyon, mekanik-elektrik-su-ısıtma/soğutma tesisatlandırma, ince işler, dekorasyon vb kategorilerinde binlerce iş tanımı… Her biri süre (örneğin, zemin kat ince sıva işleri= 4 gün) ve kaynak bilgisi (örneğin, 400 kg kireç, 4 işçi, 1 usta) ile ilişkilendirilen bir bina projesi; statik karakterde, çerçevesi çok iyi tanımlanabilir işlerin oluşturduğu bir yumak. Bu tip projelerde yer alan insan sadece işgücü fonksiyonu taşıyor.

Atonal proje olarak adlandırabileceğimiz çalışmalarda ise insanın kategorik olarak değil, bireyler olarak projenin ana hatlarında biçimlenen, biçimlenmesi muhtemel bir kavram olarak öne çıktığını fark ediyoruz. Örneğin bir kırsal kalkınma projesinde tarıma elverişli olmayan arazilerin organik tarıma kazandırılması gibi bir başlık altında hedeflenen ürün deseni, üretim yöntemleri ve dış girdiler kadar bölge insanının karakter özellikleriyle, ilgili alan üzerinde göstereceği performansın verimi, coğrafi biyolojik kapasite ve sosyal-kültürel değerler arasındaki uyum ile doğrudan ilişkili. Diğer bir ifade ile, projenin sürdürülebilirliğinde insanın tavrı en az tohum, toprak veya su kadar belirleyici. Bu gibi bir projenin klasik anlayış yerine, atonal bir anlayışta biçimlenme gerekçesi ise hedef, süre, bütçe, kaynak ve işlerin birbirleri olan ilişkilerinde yer alan tüm parametrelerde statik ve birbiri ile uyumlu (tonal) kurallar yerine atonal (uyumlanma kuralları ön görülemeyen) bir yapı özelliği taşıması.

Atonal Projelendirme

Masa başında sıkı sıkıya belirlenmiş klasik ve iddialı projelere karşın Atonal Projelendirme içinde kritik unsurlar şöyle sıralanabilir:

  1. Sınırsız boyut (sosyal, ekonomik, ekolojik, zaman, aşk ve diğer ölçütlerde)
  2. Şekilsiz olanı kavramak
  3. Akışta olmak

Elbet hayal edilen bir hedef ve bütçe önerilir yola çıkarken. Ancak içinde, merkeze çok yakın bir yerde insanın (bu insanlar görev adamı değil, özgür bireyler) yer aldığı projelerde, sınırları dümdüz çizilmiş ülkelerin kaderinden öte, yaşam gerçeğinin 2 veya 3 boyutlu grafiklerle anlatılmasının mümkün olamayacağı aşikâr.

koy_hayir-01

Sınırsız Boyut

Yazılımcıların “bulut sistemler”adını verdiği yaklaşımda birbirine bağlanmış birçok sunucu ve veri depolama ünitesi birlikte çalışır, ancak kullanıcılar faydalandıkları bu ağ yapı detaylarından haberdar değildirler. Atonal projelendirme, bulut sistemler gibi, etkisi altında kalınan alan kadar yarattığı gücü de geniş ve sınırsız olarak algılar. Öne çıkan 5 unsur şunlardır:

1- Sosyal etki: Proje içinde yer alan insanlar tam-benzer değildir; her biri daha özenle anlaşılması gereken bireylerdir. Böylelikle, kültürel değerlerle zenginleşerek, proje sürecinde iki taraflı (bireyler ve projeciler arasında) bilgi akışı gerçekleşebilir. Bu akış sürecinde elde edilen veriler projenin çoğu kez yeniden tanımlanabilmesine ve yeni boyutlar kazanmasına olanak sağlar.

2- Ekonomik dürtü: Sadece paranın yazılı değeri değildir. Gelenekler, eğlenceler, masallar, yerel yemekler ekonomik dürtünün yaratıcıları arasındadır. Kültürel miras ve bu mirasın çanağında birikmiş mutluluk, parasal motivasyonu büyük ölçüde yönlendirecek kapasiteye sahiptir. Bir diğer deyişle, toprağının nimetlerini pazar tezgahında satmayı sürdüren köylü, “sen daha iyisine layıksın!” diyen büyük puntolu ahlaksızlığa çayını yudumlayarak sırtını dönebilir.

3- Ekolojik değer: İnsan toplumunu çevreleyen tüm nefes alan ve almayan varlıklar ekolojik değerleri oluşturuyor. Bu değerleri okuyabilmek ve onlardan yeni anlamlar oluşturmak potansiyel sürdürülebilirlik ve mutluluk seviyesini belirler. Ekolojinin ani sürprizlerine karşın, yıkıcı olmayan hızlı çözümler oluşturmak yaşamsal gücün gerçek birim analizi.

4- Zaman: İşler birbirleri ile ilişkilendirildiğinde, her birinin süresi de, yaşamsal bir gerçeklik temelinde birbirlerinden etkilenecektir. A102 işi B123’den sonra başladığında, B143 işinden sonra başlamasına göre daha farklı bir özellik sergileyebilir. Yaşam dinamiktir; çiçeğin Yaz yağmurundan sonra güneşi görüp birden bire açması gibidir bireylerle nefes alan A102 işinin göstereceği gerçeklik ve zaman performansı.

5- Aşk: Yaşam denen fanus içinde her anda ve her yerdedir. Proje içinden çıkarılamaz, yok sayılamaz. Aksine varlığının kattığı güç, – tüm kuralsızlığına rağmen -, bir atonal projenin, klasik bir projeden neden çok daha güçlü (ve inandırıcı) olduğunun sebebidir.

Şekilsiz olanı Kavramak

Eğer biri veya Tanrı bize yaşamı oluşturan boyutların sırlarını fısıldamış olsaydı, duygular, içgüdüler, rüyalar ve hatta ruhlarımız hakkında formüller oluşturmak ve büyük resmi eksiksiz çizebilmemiz nispeten kolaylaşırdı. Bizler ise, bu bilmeceyi az veya çok çözmüş gibi davranıyoruz. Ancak asıl gerçek, tüm buluşlarımıza rağmen bu bilgiye henüz sahip olamadığımızdır.

Kırsal alanda şekillenen ve dolayısıyla yaşam elementleri ile dolu bir projelendirmede başlangıç ve sonuç ilişkilerinde düz çizgiler asla gerçeğe yaklaşamıyor. Atonal proje içinde “varlığın” ortaya koyduğu belirsizlik ve şekilsiz-kuralsız (amourphous) akışın anlaşılabilmesi veya en azından hissedilebilmesi için özen ve sabır gerekiyor.

Her sabah bir diğerinden farklıdır. Zaman bizi sabah saatlerinde veya öğleden sonra daha farklı etkiliyor. Güneşin yeryüzü ile yaptığı açı farkları arıların davranışlarını belirliyor. Ağaçlarımız, toprak, hava ve su kalitesinin yanısıra arılarla birlikte onlarca farklı faktör altında büyüyorlar. Bu faktörlerin kaç tanesini, yaratacağımız Ceviz Ormanı Projesi’nde tanımlayabiliyoruz? Fikirlerine büyük saygı ile yaklaştığımız Fukuoka’nın öğretileri neden Japonya’da bile yaygın şekilde uygulanamıyor? IFOAM & FiBL (2006) verilerine göre Japonya’da sürdürülen tarım içinde organik tarımın toplam payı %1 seviyelerinin bile altında.

Yerelin gerçeği serttir. Sonuca yönelik öngörülebilirliği düşük olan hedeflerimizin akış içinde alacağı yeni şekillenmeleri çok daha yumuşak bir kabullenişe ihtiyacımız var. Yerelin özel koşullarının anlaşılması zaman alıyor. Zamanın kıvrımlarında insan ve doğa ilişkisinin tariflerle kalıplara sokulması yerine uyumun asgari koşullarını el yordamıyla bulmamız gerekiyor. Şekilsiz ancak yaşamsal bir akışa doğru gitmek için.

koy_hayir-02

Akışta Olmak

Bazen bir deredir, veya insan psikolojisi veya spiritüel bir buluşma… Akıştan bahsettiğimizde, akış içinde yer alan herşey yumuşak ve pozitif enerji yüklüdür; sakindir ve yaşama odaklanmıştır. Bu durum, akıştaki şeylerin (veya projecilik ifadesinde “işlerin”) birbirleriyle olan gözle görülmez iletişimini ve ilişkisini doğurur; hepsinin barışcıl duruşudur uzaktan farkedilen .

Akış içinde, köylülüğü (aile çiftçiliğini) ve köyü etkileyen, parametrelere birkaç örnek verelim:

- Tarımsal üretimde kalite ve verim.

- Ürün satışları (birim fiyatlar, talep, tahsilat koşulları, vb).

- İklim değişikliği (hava sıcaklarında, yağış rejiminde mevsim ortalamalarının değişimi, mevsimsel kaymalar).

- Modern tohumlar, modern ilaçlar, artan tarımsal kırılganlık, daha yüksek dış girdi ihtiyacı.

- Köy ve kent arasında sezonluk veya tek yönlü uzun vadeli göçler.

- Kırsal alanda devlet ve özel sektör projeleri (maden, HES, baraj, büyük boyutlu tarımsal veya endüstriyel yatırımlar, istimlak, vb).

- Arazi satışlarında yeni yasal düzenlemeler.

- Cazip borçlandırma politikaları.

- Kırsal alanda eğitim ve sağlık hizmetleri.

Bu tablonun yaşamsal zorlukları liste uzadıkça derinleşmekte. Akış içinde köylülüğün tüm dünyada yaşadığı sosyal – ekonomik zorluklarının aşılabilmesi için akış içinde değişken (dinamik) reçetelerin “yerel toplumun çoğulcu katılımı” ile yazılması ve bir dalga hareketinde uyumlanması gerekiyor.

Projecilerin uzaktan optimize ettiği iş takvimleri ile baskılanan hedeflerin paranın gücünde hayat bulan sonuç raporları, sonrasında hep buharlaştı, buharlaşmaya devam ediyor. Akışın içinde köylünün söz hakkının olduğu, yorumlayabileceği ve nihayetinde “bizim” diyeceği projeler yaşam buluyor; hem sevgi, hem akılcı gerçeklik temelinde…

* * *

Tanımak dokunmaktır. Nalan Erdem, dar bir sokakta rastladığı dükkanın vitrininde gördüğü tam buğday ekmeğini, elma sirkesini, petek balı ve bulguru etiketlerindeki fiyatından önce üreticisini okuyarak seçiyor. Markaların muazzam bütçeli reklam kampanyalarıyla albenisi beyinlere enjekte edilen bir dünya yerine, çiftçisinin, üreticisinin kimliğindeki sıcak duygular bizleri yarınlara taşıyacak. İçinden çıkılması zor bir karmaşanın ağırlığı yerine, basit ve anlaşılır olmak… İddiasız bir dostluk ile, kuralların, egonun ve iddialı söylemlerin sert köşelerinden sıyrılan etik ve adil bir düzen gerekiyor gerçeğe dokunabilmemiz için. Nalan Erdem’in bebeği için ve her birimizin gelecek nesillere sunacağı miras için bu samimiyet bir lüks değil. Atonal bir projelendirmenin güç kazanması için artık cetveller ve pergeller değil aracımız. Köy ve köylülüğün yaşaması için her birimizin yapabileceği çok şey var. Yeter ki süslü-bütçeli klasik projeler ve diplomalı projeciler olmasın umudumuz.

Umutlarımız içinde yayınlandı | 2 Yorum

Robin Williams’a Mektup – “smart and sinful”

Bundan 7 yıl önce yazılmış bir mektubu sizlerle paylaşmak istedim. Robin Williams’ın toprağı bol olsun.

robin1

 

***

From: Cem Birder <cembirder@toprakana.org> Date: Dec 6, 2007 12:47 PM Subject: Seeds for tomorrow To: lrobins@sfrubicon.com
Dear Ms. Robins,

Being a local convivium leader of Slow Food, a global foundation concerned on  biodiversity, small farmers, traditional food cultures and connecting thousands all over the world ( www.slowfood.com), I am pleased to hear about your restaurant that serves for fine local food and distinguished wines. I am also very pleased to see that Mr. Robin Williams is among the team that developed the idea of your restaurant.

The second president to Slow Food is now Ms. Alice Waters. She did a great job with “Edible Schoolyard” project (*) beside her fine restaurant, Chez Panisse at Berkeley. Surprisingly, her restaurant is very close to your restaurant (referred to Google Earth; around 12 miles – attached file).

(*): For her efforts in establishing the Edible Schoolyard, Alice Waters was one of ten people in the nation awarded the John Stanford Education Heroes Award by U.S. Secretary of Education Richard Riley in 1999.

Slow Food International made the fifth congress last month at Puebla / Mexico with 600 delegates. Being one of the participants, I had chance to witness an outstanding meeting of people caring for future of the world; especially local cultures, traditional knowledge and importance of local food for next generations of humanity.

* * *

Concerning the food sovereignty, we plan to start a film project that will enable all level of societies from different countries to understand importance of
– traditions – local seeds – small farmers – sustainable agriculture – biodiversity
and on the film, I dream to see Mr Robin Williams as narrator of a tale based upon these issues. Before details, the essential is that the film will be simple to understand, hearth touching for all and will be a very first step for a global awareness that will let put hands of producers (small farmers) and consumers (co-producers, as Slow Food defines) together.

I believe Mr Williams is among very few on the earth that could tell this story to all humanity, helping to share common (untold) feelings of billions. The film needs good heart, good energy and hope.

I will be very pleased if you may help me to contact Mr Williams. And so, I will be able to detail the film, vision and discuss the production plan of “Smart & Sinful”.

Best regards
Cem Birder

Mother Earth Society Istanbul – Turkey, Organic Farmer (current), Radio programmer (current), Film producer (current), Slow Food – Turkey delegate to 5th World Congress at Mexico Civil Engineer, MS / Case Western Reserve University – Cleveland – Ohio (1990)

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Toprak Ana ve Ötesi

(A’dan Z’ye Gıda Dergisi – Mart, Nisan 2014)

IMG_1842

Küresel dediğimiz herşeyin varoluşu sadece bildik ölçütlerdeki ticari başarılarla mümkün. Şu anda genel adı ‘kapitalizm’ de olsa, yakın gelecekte şekil değiştirmeye aday farklı ekonomi anlayışlarında bile, ‘ticaret’ toplumun ilişkisel dinamizminde vazgeçilmez bir gerçek olarak sürecek. Paranın önemsizleştirildiği modeller de var; kırsalda küçük gruplar arasında yapılan ürün veya hizmet takas denemeleri veya Internet üzerinden emek-zaman kriterleri ile farklı alanlardaki takaslar akla gelen ile örnekler. Böylesi alternatifler yaratmak, aslında biraz büyük nehri görmezden gelmek, onun mevcut haline iyileştirici çözümler bulamadan, daha küçük boyutta kendi dünyalarımızı yaratmak gibi… Bu da kıymetli ve çok keyifli, ancak asıl nehirde çoğunluğun boğulmaması üzerine düşünceler geliştirmenin önceliğinden vazgeçebilir miyiz?

Paranın Gücü

Ticari faaliyetimizin paralelinde, başarı kriterlerini bilançolara aktarmak istiyoruz. Bu kriterler somut olarak ifade edilebiliyor mu? Örneğin, çalışanlar mutluluğu, kurumsal güvenilirlik, müşteri sadakati, etik ve sosyal başarı kriterlerini bilançolarımız veya yıl sonu faaliyet raporları nasıl ölçümlüyor? Kâr maksimizasyon hedefleri bu yeni parametreler üzerinde ne gibi erozyonlar yaratabiliyor? Reklam, tanıtım ve halka ilişkiler alanında etkin ancak para temelli olmayan güçler neler olabilir? Felsefe, sosyoloji, psikoloji ve hatta antropoloji gibi bilim dallarının ekonomi bilimi içine entegrasyonu (Harvard gibi birçok önde gelen üniversite programında yer aldığı gibi) artık bir fantezi değil. Kaçınılmaz bir yeniden yapılanma; paranın maddesel sığlığından kurtulan, derin ve çok daha fazla boyutlu bir matris içindeki kıymetlerine ulaşmayı hedefleyen uzun bir yol… Hiçbir zaman yeni krizlere sebep vermeyecek yapıda.

Çapraz İşletmeciliğin Sinerjisi

İngilizce “Cross Business Synergy” olarak kullanılan terim, 1960’larda ilk kez Igor Ansoff tarafından ifade edildiğinde çok dikkat çekmemişti. Ancak günümüz sert rekabet koşullarında, kurumsal gücün farklı dinamik etkilere dönüşüm ihtiyacı ve buna bağlı oluşan sinerji, Çapraz İşletmecilik anlayışını benimseyen stratejileri haklı kılıyor. Buna paralel olarak, Yeşil Ekonomi kriterlerinde (etik üretim, çevresel etki, ekolojik unsurlar, sürdürülebilirlik, sağlık ve sosyal-kültürel etkiler) oluşturulacak yapılanmalar çok daha sağlam bir zeminde büyüme sağlayabilir. Çapraz İşletmecilik, birbirinden bağımsız işler sürdüren bir holding anlayışı ile karşılaştırıldığında, özellikle müşteri etkileşim, operasyonel avantaj,  şirket yönetim ve stratejileri alanında güven, tutarlılık ve verim alanında ölçümlenebilir farklılıklar yaratıyor. Bu anlayışın buluşma oranı (iki farklı iş alanında ortak işlevsel paydanın arttırılması) sürdürülebilirlik ve bütünsel memnuniyet (müşteri değer artışı, hizmet çeşitliliği, promosyon dışı avantaj paketleri, vb) etkilerini aynı oranda yukarı seviyelere çekiyor.

Gıda

Tüm iş alanları geleceğin sektörü olarak gıdayı işaret ediyor. Tohum, organik, ekolojik, GDO, katkılar, raf ömrü, yerel, köy ürünü, geleneksel, doğal…  Gıda, karmaşık (etkileri net ölçümlenemeyen) teknolojilere maruz kaldıkça, tüm bu parametreler hakkında basında farklı tartışmalar, bazen birbirine zıt bilgiler ve ikilemler her geçen gün daha çok su üstüne çıkıyor. Özellikle genç ebeveynler çocuklarının beslenmesi için oldukça hassas ve dikkatli olma çalışıyorlar; ancak, doğru gıda konusunda tercihlerini yapmakta zorlanıyorlar. Hiçbir sertifika, etiket, ambalaj şekli üreticinin gerçek kimliği kadar güçlü olamıyor. Türkiye’de üreticisine yakın olmak, tanımak ve hatta kolayca iletişim kurabilmek isteyen tüketici grubunun sayısı hızla artıyor. Tüm göstergelerden anlıyoruz ki, doğru gıdaya en yakından, en kısa sürede ulaşabilmek vazgeçilmez bir tercih olacak. Doğru gıdanın tanımında ve detaylarında yer alan bilginin güvenilirliği markaların önüne geçecek. Küçük üreticiler büyük şirketlerin elinde olmayan kıymetlerle yeniden itibar kazanacak, saygınlıkları artacak.

Öte yandan, iklim değişikliğine bağlı seller, kuraklıklar, donlar, mevsim ortalamalarında aşırı ısı ve nem farklılıkları farklı yöre ve çiftçilerinin dengeli bir şekilde desteklenmesini daha yaşamsal bir seviyeye çekiyor. Tarımsal kıtlık dönemlerinde yöresel sıkıntıların diğer yörelerden sağlanabilmesi ve üretim haritasında olabildiğince dağınık-sistem anlayışı, gıda güvencesi ve sürdürülebilirlik risklerini önemli oranlarda aşağı çekebiliyor.

İlk Olmak

Gıda alanında çok sayıda e-ticaret sitesi hizmet veriyor. Kendileri üretici olanlar dışında, çoğunun çalışma ilkesi ürünlerin (1) satın alınması, (2) depolanması ve (3) sevk edilmesi esasında. Bu yaklaşım, hem ürün tazeliği, hem de hizmet alanı (mesafesi) açısından kısıtlar oluşturuyor. Ortak paydalardan biri (genel ticaret kurallarının paralelinde), üretici kimliğini açıkça paylaşmamak. Ticari açıdan bir risk gibi görünse de, yeni ekonomilerin değer yargıları açısından önemli bir farklılık kartları açık oynamak olabilir. Biz üretici kimliğinde şeffaflığı savunuyoruz. Bu anlayışımızla, Toprak Ana’da tüketicilerin (daha iyi bir ifade, ‘alıcılar’ olabilir) üreticileri daha yakından tanıdığı bu sanal ortamı zaman içinde gerçek kılmak mümkün oldu. Müşterilerin ve üreticilerin bizlere taleplerini, görüşlerini ve şikayetlerini temel aldığımız felsefi değerlerde dile getirmeleri, kendilerini projenin bir parçası olarak hissetmesi Toprak Ana’nın, diğer doğal ürün kutu tedarikçisi firmalardan farklı bir anlayış içinde gelişmesine olanak sağladı.

Deneyim

Fikirlerin ortaya çıkması ile başlayan birçok projenin zorluğunu ve farklı yönlerini ancak iş pratiklerinde görebiliyoruz.  Toprak Ana projesinde kontrol aşamalarının her birinde edindiğimiz tecrübe, yazılım ve müşteri hizmetleri alanında bizleri yeniden düşünmeye ve yapılanmaya zorladı. Bir müşterinin kişisel olarak her bir üreticinin kendisi ile konuşabilmesinin, talepleri iletebilmesinin önemini daha iyi kavradık; fark ettik ki bu ilişki sonrasında ortaya çıkan işlevsellik basit bir ticari faaliyetten ibaret değil. Üreticinin varlığını, kullandığı tohumları, ürünlerini, verdiği emeği farkında olan tüketiciler sadece alışveriş yapmıyor; bu değerlerin yarınlara taşınmasına destek vermekten de mutluluk duyuyor. Aldığımız öneriler yeni hedef fonksiyonlar dışında, bazen henüz tanımadığımız yeni aday üreticiler hakkında olabiliyor. Bir bölgede uzun yıllar esnaflık yapan bir üreticinin bir müşteri tarafından önerilmesi, detayları ile anlatılması bizleri yaptığımız iş konusunda daima mutlu etti.

Sorumluluk Devrimi

Geleceğin farklı iş modellerini ‘değişim’ sürecinde tasarlarken, maalesef çoğu kez geçmişin konvansiyonel ve statükocu alışkanlıklarından kopamıyoruz. Yavaşlamak ve büyümek birlikte nasıl olabilir? Buna karşın, ekolojik dengelerde sürdürülebilir ve güçlü iş modelleri yaratmak mümkün mü? Yeni iş modelleri tanımında çapraz işletmecilik, merkeziyetçi olmayan yapılanmalar, yerel ekonomilere entegrasyon, sosyal sürdürülebilirlik (sosyal sorumluluk projeleri yerine) ve etkin üniversite-STK-kurum işbirliklerinden bahsedebiliriz. Gerek kurumların ve gerek ülkelerin kalkınmasında ‘dengeli büyüme’ modellerinin önemi her geçen gün daha çok konuşulacak. Büyük şehrin kara delik etkisinde köyleri boşaltmasının yarattığı büyük risk dünyada daha çok konuşulmaya başlandı. Türkiye’nin bu anlamda “gelişmemişliğinin” büyük bir fırsata dönüşmesi sadece ekonomik olarak değil, sağlıklı gıda üretimi, geleneksel üretim ve mutfak kültürü değerleri açısından da büyük bir potansiyel. Sorumluluk devrimi tüm esaslarda, belki de akıl-gönül dengesinde tasarlanması gereken bir yaklaşım.

Başarılı da olsa fikirlerin kök salması ve farklı renklerde başarıya akmaları ancak ekip ruhu ile mümkün. Toprağa dost dokunuşlarda, egolarımızı unutmanın tam zamanı.

adanzeye2

Umutlarımız içinde yayınlandı | Yorum bırakın

4. Bayramiç Tohum Takas ve Yerel Ürünler Şenliği

tohum takasBir Bayramiç klasiği oldu Tohum Takas ve Yerel Ürünler Şenliği… 25- 26 Nisan tarihlerinde dördüncü kez toplandık. Bayramiç Belediyesi ev sahipliği ve Buğday Derneği desteğinde gerçekleşen etkinliklerde iki gün boyunca hem önemli konularda görüşler paylaşıldı, hem de yerel tohumlar bir kez daha el değiştirdiler. Yerel ürünler ise hem çok leziz, hem de çok renkliydiler; tezgahların her birinde coşkuyla sunuldular. Kurak kış mevsiminin ardından çıkagelen şimşekler, gök gürültüsü ve sağanak yağmur bu bereketli iki günün süprizleri arasındaydı.

Her zamanki gibi ilk gün panellere ayrılmıştı. Belediye düğün salonunun iki ucunda daire şeklinde oturan katılımcılar iki farklı panel konusunda uzun saatler boyunca çalışmalarından örnekler verdiler; fikirler ve hayaller uzak diyarların deneyimlerinde buluştular.

1. Panel: Gıda Topluluklarında Sorunlar ve Çözümler (Moderatör: Güneşin Aydemir)

Bu panel içinde yer almadığımdan detayları iletemiyorum. Ancak panelin özeti şöyle tanıtılmıştı:

Topluluk Destekli Tarım, Katılımcı Onay Sistemleri ve benzeri modeller dahilinde doğal ve yerel gıdayı üretenler, bu gıdayı talep edenler, üreticiyle kullanıcı arasında köprü olanlar ve bu bileşenlerin oluşturduğu, Türkiye’nin farklı yerlerinden gıda toplulukları olarak sürekli dayanışma ve paylaşım içinde olmamız gerektiğine inanıyoruz. “Gıda Topluluklarında Sorunlar ve Çözümler” çalıştayında, gıda topluluklarımızın işleyişinde karşılaştığımız sorunları masaya yatırıp her birimizin bu sorunlara getirdiği çözüm alternatiflerine odaklanacağız. Bu çalıştayda amacımız sorunları tartışmaktan ziyade onları tespit edip somut çözümleri konuşmak ve uyguladığımız çözüm yollarını birbirimizle paylaşmak.

Bu bağlamda Çanakkale Ekolojik Yaşam İnisiyatifi (ÇAYEK) üretici kontrolü, ürün değerlendirme kriterleri ve pazarlama sorunlarına getirdiği çözüm önerilerini paylaşacak. Aynı şekilde diğer illerden gelen katılımcı gruplardan da kendi vakalarını ve uyguladıkları çözümleri anlatmalarını bekliyoruz.

Bu panele ilişkin olarak ilgili panele katılanlardan bilgi alabilmekten mutluluk duyarız.

2. Panel: Yerel Meyveler için Alternatif Dost Çözümler (Moderatör: Cem Birder)

Kontrollü koşullarda daha verimli ve daha uzun raf ömrüne sahip olması hedeflerinde, laboratuarlarda ıslah edilmiş meyve türlerinin son yıllarda yaşadığı sorunlar artıyor. Her yıl yapısal olarak güçlenen zararlılara, hastalıklara karşı önerilen kimyasallar ve diğer dış girdiler doz-miktar olarak daha çok kullanılmak zorunda. Bunların birçoğu topraklarımıza ve yeraltı sularımıza zarar verirken, içerdikleri zararlı maddeler insan sağlığı için giderek artan bir tehdit.

Ürünlerin birim fiyatlarının senelerdir düşüşte olması, üreticileri ciddi kaygılara sürüklemekte. Bölgemizde büyük miktarda klasik elma ağacı ne yazık ki gelir getirmediği için son bir yıl içinde kesildi.

Binlerce yıl içinde, iklimsel dalgalanmalara karşı direnç sağlayan yerel meyve türleri son 30 yıl içinde insan eliyle büyük oranda yok edildiler. Yukarda bahsedilen türlerin büyük ticari gelir hayalleri içinde, yerelin lezzet ve kültüründe temel kıymetler taşıyan meyve biyoçeşitliği fakirleştirildi.

Yerel sebze tohumları kadar, yerel meyve ağaçlarının yeniden desteklenmesi, bu üretime uygun alanların tespiti, ülkemizden ve yurtdışından, coğrafyamıza uygun yerel türlerin adaptasyon uygulamaları, meydana gelebilecek seller, kuraklıklar ve mevsim ortalamaları dışında yaşanan sıcaklık ve soğukluk karşısında önemli bir “Açık Alan Gıda Güvenliği” laboratuarı niteliği oluşturabilir. Ayrıca, yerel meyve türlerinin ilaçsız veya çok az ilaç ile yetiştirilme imkanları, hem ekonomik hem sağlık parametreleri açısından büyük avantajlar sağlar.

Bayramiç kurak bir Kış mevsimi yaşadı. Bayramiç’te geleneksel meyve ağaçlarının neredeyse tamamı modern türler ile değiştirildi; büyük oranda yok edildiler. Önümüzdeki sıcak mevsimde eğer sulama suyu sıkıntısı olursa modern türler hayatta kalabilecek mi? Yeniden geleneksel türlerin ekiminin yapılması bir gıda güvenliği avantajı oluşturmaz mı? Bayramiç’te ağırlıklı olarak üretilen modern elma ve kiraz türleri için önerilen tarım ilaçları doğaya ve insana zararlı değiller mi? Niçin 5000 çiftçi içinde en çok sadece 5 çiftçi organik sertifika alabilmiş? Zehirli tarım ilaçlarını kullanan üreticiler mi, yoksa bu ürünleri tüketmeyi tercih edenler mi asıl sorumlular? Devletin sorumluluğu ne seviyede olabilir?

Tüm bu sorularla birlikte benzer deneyim ve görüşleri paylaştı panelimize katılanlar…

Şüphesiz ki, gıdanın kalitesini sorgularken çiftçiyi direkt olarak suçlamak yerine, çözümün doğal, yerel ve temiz ürünlere talep sağlama gibi mekanizmaları geliştirmek olduğunu görüyoruz. İşte tam bu noktada devletin yönlendirici ve destekleyici gücü bir fırsat olabilir.

Füsun Ertuğ (1): 2006’da Ali Nihat Gökyiğitin ve Tuna Ekim hocamızın, daha sonra SGP ve diğer kurumların desteğiyle Muğla’da başladığımız Meyve Mirası Grubu çalışmalarımız 2011’e dek sürdü.  Ben, Mary Işın, Işın, Esin Işın, Elisabeth Tüzün ve Neş’e Bilgin’den oluşan Çalışma Grubu’muzu temsilen buradayım.  Bu süreçte Muğla bölgesinde  500’ü aşkın meyve adı saptadık. Bunlar arasında 55 çeşit badem (payam), 106 çeşit armut, 21 çeşit erik, 22 çeşit elma, 99 çeşit incir, 69 çeşit üzüm ve 4 yerli zeytin sayabilirim.

meyvemiras_incir_01Bizim Web sitemizde çalışma yöntemlerimizi ve karşılaştığımız meyve türlerinin isimlerini bulabilirsiniz. Sizler de kendi yörelerinizde yerel meyve adlarını sorabilirsiniz. Armut çeşitliliği çok önemli, zira bu meyvenin anavatanı burası. Elmalar arasında kaba elma, hamıtatlı elma, bodur elma, yaz elması, ekşi elma, orak elmasını sayabiliriz. Türkiye bir üzüm cenneti. Üzümün ana vatanlarından biriyiz. İnanılmaz bir çeşitlilik var ve biz bunu yerel türlerin genetik araştırmalarını yaparak tanımlamaya çalıştık. Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü eski müdürü Dr. Yılmaz Boz kendi bünyelerinde kayıtlı çeşidin 1600’e ulaştığını söylemişti. Biz kendilerine onlarda olmayan çeşitleri gösterdik. Bu yerel türler arasında, size Semihanım payamından (bademinden) bahsetmek isterim. Katalog çalışmaları sırasında fotoğrafını çekerken, karıncalar öyle büyük bir istekle bu badem türüne doğru geliyorlardı ki, bunun ne kadar lezzetli olduğunu tahmin etmek zor olmadı. O bölgede asırlık ağaçlar hala badem veriyor;  onlar ve dağlardaki yabani payamlar anaç olarak korunuyor.

Datça Sındı kooperatifi ile yaptığımız görüşmelerde başardığımız şeylerden biri,  farklı badem çeşitlerine farklı işlevler kazandırarak, ticari bir ürün haline getirmek oldu. Önerdiğimiz farklı alternatifler arasında en kıymetlilerinden biri badem ezmesi ve badem şekeri oldu. Köylüler badem ezmesinden iyi para kazandılar. Normal koşullarda tercih edilmeyen çok küçük bademler bu şekilde değerlendirildiler ve ağaçlar kesilmekten kurtuldular. Size panel_yerelmeyveler_01biraz da farklı birşeyden bahsedeceğim; Yalova’daki Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü kataloğuna bir göz atalım. Örneğin, armut türleri. 14 çeşit sertifikalı armut var katalog içinde ve sadece 3’ü yerli. 20 çeşit elma var sadece biri yerli; Amasya elması. Şeftali 17 çeşit içinde sadece 1 yerli tür. 7 nektarin içinde  hiç yerli yok. 23 kiraz çeşidi içinde 3 çeşit yerli (ki bu topraklar kirazın ana vatanı). Baktığımızda karşımıda bir yabancı katalog görüyoruz. Hiçbir ülke kendi yerel ürünlerini bu kadar dışlamamıştır. Yerli dediklerimiz bile birçok kez yerli değil. Örneğin “Yalova” cinsi cevizler; kroslama yöntemleriyde elde edilen daha dayanıklı türler bunlar. Bakanlıkla uzun toplantılar sonrasında hiçbir yere varamadık. Biz bu çeşitlerin yerel adlarıyla kaydedilmesini istedik. Bize önerilen bunu bir kişinin üzerine kaydedelim şeklindeydi; bu olamazdı. Bir kooperatif üzerine kaydedelim dediler; biliyorsunuz kooperatifler kapanabiliyor. Görüşmeleri yaptığımız o dönemde bir dost çözüm bulamadık, ama bu envanter çalışması bize hala ne büyük bir mirasa sahip olduğumuzu gösterdi. Maalesef genel olarak yerel çeşitleri hala bir genetik malzeme olarak görüyoruz ve onlardan başka şeyler üretmeye çalışıyoruz. Oysa ki doğa ve bunca yıllık yerel bilgi, deneyim birikimi bize büyük bir miras olarak kalmış. Bu mirası olduğu gibi koruma ve değerlendirme yolunu tercih etmiyoruz ve bu da çok üzücü. Bu çeşitler kendi bölgelerinde ilaç, gübre istemeden, fazla su tüketmeden meyve veriyor, her mevsim taze meyve yememizi sağlıyor. Hastalıklara dirençli, küçük ama lezzetliler ve lezzet, yerel lezzetler bu işin temellerinden biri. Köylülerden, küçük üreticilerden öğreneceğimiz çok şey var, biz okumuşlar sürekli ‘öğretme’, ‘bilinçlendirme’ derdindeyiz.

İrfan Çağatay (2): Köylülerden öğreneceğimiz çok şeyler var. Asıl bilgelik topraklarında yaşayan köylülerdedir. Büyük şehirlerden köylere yerleşeneler, blog sitelerine bakacaklarına en yakın köylerde, 70 yaşın üzerinde televizyona bulaşmamış insanları bulup, onlardan çok şeyler öğrenebilirler diye düşünüyorum. Ben Artvin’in bir köyündenim. Kendi köyümdeki meyvecilik hakkında konuşmak isterim. Eskiden, biz, küçük çocuklar, bu zamanlarda, geleneksel olarak, köylerde taşların altında meyve fidanları arardık (lazca adı: …). Her bir çocuğun bulduğu fidanları diktiği bir masa kadar alan olurdu (lazca adı: …). Nisan ayında bir çocuk örneğin ‘10 tane armut buldum’ derdi ve oraya fidanlarını dikerdi. Bir diğeri, 10 tane erik bulurdu ve oraya dikerdi. Daha sonra bunlar diz hizasına gelince, 1-2 sene içinde, uygun farklı bir toprağa dikilirdi. Her çocuğun meyveleri vardı, ve bu ağaçları da çocuklar aşılardı. Benim kuşağımdaki insanların kendi aşıladıkları bu meyveleri yediklerini söyleyebilirim. Çok çeşitli armutlarımız vardı. Haziran’dan Güz’e kadar olan dönemde hasat edilen farklı türler içinde bir kısmı taze olarak yenirdi, diğerlerini kış boyunca saklayabilirdik; sirke veya pekmez gibi mamul ürünler yapabilirdik; dolayısıyla bir sonraki hasat dönemine dek yıl boyunca armut yiyebilirdik.

GOLAMeyve Mirası Grubu’nun bize verdiği destek sonrasında, Gola Kültür, Sanat ve Ekoloji Derneği bünyesinde Doğu Karadeniz Meyve Mirası projesine başladık. Bu proje sayesinde bölgemiz yerel meyve türlerini araştırma ve koruma konusunda önemli mesafeler aldık. Bölgemizde tarım ilaçlarının kullanımının sınırlandırılmasında arıcılar çok etkin. Bir bahçede bir insan arıcılık yapıyorsa, tarım ilaçlarının kullanımında herkesten önce onun söz hakkı oluyor. Bu açıdan baktığımızda, doğa dostu tarım için arıcılığın yaygınlaşmasının çok büyük faydalar getirebileceğini düşünüyorum. Bölgemizde yetişen çay ve sonraları gelen kivi, geleneksel meyve ağaçları ile birlikte gelişebilmektedir; bu da farklı türleri aynı bahçede yetiştirme imkanı oluşturuyor.

panel_yerelmeyveler_02Özgür Umut Ayaz (3): 700 ve 1200 metreler arasında yer alan Hizan mikro-kliması sayesinde bölge genelinden farklı çeşitlilikte meyve türleri var. Bunlar arasında elma (Seweçale), fındık, kiraz, nar, ceviz, menengiç meyveleri yerel niteliklere sahip. Doğal koşullarda yetişen meyveler, doğal koşullarda saklanıyor. Örneğin, Seweçale toprak altında aylarca bozulmadan muhafaza edilebiliyor. Bölgenin karakovan arıcılık kapasitesi çok yüksek. 100,000 kayıtlı kovan içinde 30,000 karakovan mevcut. Arıcılığın sağlıklı şekilde gelişmesi konusunda bölgemiz üniversiteleri işbirliğinde bir projeye de başladık.

seweçaleHizan’ın coğrafi koşullarının avantajının yanısıra, tarımsal açıdan “doğa dostu” üretim ağırlıklı olması çarpan etkisinde bir avantaj oluşturuyor. Bölgede kimyasal tarım ilacı tüketimi yok denecek seviyede. Son aylarda köylerde “bilge tarımcılar” envanter çalışması ile yok olmaya yüz tutmuş bilgiler bir araya getiriliyor. Böylelikle geleneksel üretim yöntemlerinin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi mümkün olacak.

panel_yerelmeyveler_04Hizan’dan geçtiğimiz ay kargo ile bize ulaşan Seweçale, Hizan elması aşı kalemlerini Golden elma ağacıma aşılamıştım. Aşıların son durumunu bahçemizde Özgür Bey, Feyzullah Bey, Füsun Hanım ve Sibel Hanım ile birlikte izledik. İznik’de ziraat mühendisliği mesleğini danışman olarak sürdüren Sibel Açık, anaçların Golden olması sebebiyle, oluşacak meyve türünün, orijinal Seweçale’den farklı olabileceğini belirtti.

Avşa adasından gelen üreticiler Mustafa Bozyiğit ve Gürcan Durmazbilek adanın geleneksel ve doğa dostu tarım imkanlarının son yıllarda hızla yozlaştığından bahsettiler. Mustafa Bey üretimini yerleşim merkezlerinden uzak bir noktada sürdürdüğünü ifade etti. Gürcan Bey  babasının adanın geleneksel tarım üretimleri konusunda uzun yıllar önemli çalışmalar yapması sebebiyle kendisinin çok değerli bir bilgi mirasını devir aldığını belirtti.

panel_yerelmeyveler_03

Şevket Meriç (4): Seferihisar Belediyesi Türkiye’de önemli bazı ilklere imza attı. Bunların başında Türkiye’nin ilk CittaSlow (Yavaş Şehir) ünvanını almak oldu. İlçemizde kurulan organik pazar ve köylü pazarı halkımıza sağlıklı ve yerel ürünlerin daha kapsamlı bir şekilde sunumuna imkan oluşturuyor.

GA-Seferihisar-06Bu pazarlarda iki unsuru öncelikli olarak destekliyoruz; kadın üreticiler ve yerel tohumlar. Belediye olarak iki birliğin oluşumuna destek olduk. Bunlar biri Mandalinacılar Birliği ve diğeri Zeytinciler Birliği oldu. Ürünlerin soğuk hava deposunda saklanmasından, satış sonrası ticari risklerinin en alt seviyeye düşürülmesi çalışmalarına kadar birçok alanda desteklerimiz devam etmektedir. Geleceğin köyleri hareketi ile büyükşehir yasası kapsamında yok edilecek 16 bin köy içinden 9 köy adına sembolik anlamda bir karşı duruş manifestosu hazırlandı. Seferihisar Belediyesi olarak hayvancılık alanında da yerel ırkların desteklenmesi konusunda çalışmalarımız var. Özellikle keçi üretimi konusunda hedeflenen projemizde köylü üreticilerin sorunlarını tanımlamak ilk adımımız oluyor.

Mustafa Kan (5): Bakanlık tarafından yerel buğday çeşitleriyle ilgili araştırmalar 61 ilde yapılıyor. Yapılan çalışmaların iki temel amacı vardır: survey ve politikalar oluşturmak. Bir başka deyişle amaç sadece gen bankasına kaynak sağlamak değildir. Biliyorsunuz, Türkiye’de uluslararası önem taşıyan iki büyük gen bankamız var. Biri İzmir’de ve diğeri Ankara’da. Buğday için Anadolu’da 2000’den fazla populasyon mevcuttur; hepsinin örnekleri gen bankalarımıza aktarılmıştır. Çiftçilerin, STK’ların veya farklı kurumların gen bankalarından genetik kaynak sağlaması ancak projelendirme ile mümkün olabilir.

(konuşmanın diğer kısmı eklenecektir)

bayramiç_panel_konya 2

 

(1) – Füsun Ertuğ, Etnobotanik araştırmacısı ve Arkeolog, İznik; http://etnofertug.blogspot.com.tr/

(2) – İrfan Çağatay, Lazca ve Türkoloji Araştırmacısı, Doğu Karadeniz’de Yerel Tarımsal Türler Araştırmacısı, Artvin; http://lazca.org/yazarlar/irfan-cagatay-aleksiva/292-lazca-gulunc-ise-turkce-kahkahadir.html#.U1-7baIw_l8

(3) Özgür Umut Ayaz, Hizan (Bitlis) Tarım İlçe Müdürü.

(4) Şevket Meriç, Seferihisar Belediyesi – Ruhsat ve Denetleme Müdürlüğü, Yavaş Şehir, Organik Pazar projeleri sorumlusu.

(5) Mustafa Kan: Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü – Konya, http://www.bahridagdas.gov.tr/personeldetay_Dr-Mustafa-KAN_81_tr.html

(Yazımız devam edecek; sizlerden gelecek yorum ve fotoları da bekliyoruz.)

 

Umutlarımız içinde yayınlandı | 2 Yorum

Meyvecilik için alternatif dost çözümler

Kontrollü koşullarda daha verimli ve daha uzun raf ömrü hedeflerinde, laboratuarlarda ıslah edilmiş meyve türlerinin son yıllarda yaşadığı sorunlar artıyor. Her yıl yapısal olarak güçlenen zararlılara ve hastalıklara karşı önerilen kimyasallar ve diğer dış girdiler doz-miktar olarak daha çok kullanılmak zorunda. Bunların birçoğu topraklarımıza ve yeraltı sularımıza zarar verirken, içerdikleri zararlı maddeler insan sağlığı için (ve muhtemelen daha kritik olan arılar için)  giderek artan bir tehdit. Ayrıca, bu ürünlerin birim fiyatlarının senelerdir düşüşte olması, üreticileri ciddi kaygılara sürüklemekte.

Binlerce yıl içinde, iklimsel dalgalanmalara karşı direnç sağlayan yerel meyve türleri son 30 yıl içinde insan eliyle büyük oranda yok edildiler. Köylerde albenili modern türlerle ticari iştahın kabartılması sonucunda yerelin lezzet ve kültüründe temel kıymetler taşıyan meyve biyoçeşitliği fakirleşti. Klasik ağaçların yerini, çok iddialı vaadler ile birlikte yarı bodur ve bodur türler aldı.

Gerçek olan bu vaadler mi, yoksa değişen koşullarda güçlü varolabilme gücü mü? Modern (ve şımarık) ağaçlarda organik tarım uygulamaları paradoksal olarak bu ağaçları büyük oranda mutsuz ediyor. Çevre ve insan sağlığı kadar bu ağaçların da mutluluğu önemli halbuki. Bu sıkıntıyı önemseyen pek kimse yok etrafta.

Yerel sebze tohumları kadar, yerel meyve ağaçlarının yeniden desteklenmesi, bu üretime uygun alanların tespiti, Türkiye’den ve yurtdışından coğrafyamıza uygun yerel türlerin adaptasyon uygulamaları, meydana gelebilecek seller, kuraklıklar ve mevsim ortalamaları dışında yaşanan sıcaklık ve soğukluk karşısında önemli bir “Açık Alan Gıda Güvenliği” laboratuarı niteliği oluşturabilir. Ayrıca, yerel meyve türlerinin ilaçsız veya çok az ilaç ile yetiştirilme imkanları, hem ekonomik hem sağlık parametreleri açısından büyük avantajlar sağlar.
yerel elma

Bayramiç’te bu yıl Tohum Takas Şenlikleri 25 -26 Nisan’da gerçekleşecek. 25 Nisan günü yerel meyve türleri üzerine bir panel olacak. Konuya hassasiyet gösteren dostlarımızı konuk olarak davet ettik.

Panelde yer alacak konuşmacılar:

Özgür Umur Ayaz – Hizan Tarım İlçe Müdürü, Bitlis

İrfan Çağatay – Lazca ve Türkoloji Araştırmacısı, Doğu Karadeniz’de Yerel Tarımsal Türler Araştırmacısı, Artvin

Füsun Ertuğ – Etnobotanik araştırmacısı ve Arkeolog, İznik (http://etnofertug.blogspot.com.tr/

Cahit Uydaş- Bayramiç Tarım İlçe Müdürü, Çanakkale

Son yıllarda birim fiyatları düşen elma için, Bayramiç bölgesinde Kuzumeleten, Gelin Elması, Kış Elması, Tatlı Elma, Hacı Yusuf, Koruk Elması gibi yerel ve eski türlerin yeniden aşı kalemleri ile çoğaltılması bir fantazi değil. Yerelde kullanılan isimler bazen farklı da olsa, türlerin birebir aynı olması karşılaşılan bir durum. Geçtiğimiz yıllarda Meyve Mirası Proje grubu tarafından Muğla ili dahilinde özellikle badem ve armut olmak üzere, 20’den fazla meyve türünde yapılan gen araştırmalarında bu konuya odaklanılmış, bilimsel ayrıştırmalar sonucu çok kıymetli bir veritabanı bilgisi elde edilmişti.

Geleceğin susuz ve sıcak yaz günlerine hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Yerel türler doğa dostu tarım yapabilmek için bir fırsat. Ağaç aşılamak (*) hassas bir iş. Doğru zamanda, doğru şekilde yapılırsa kalemler birkaç hafta içinde yapraklanacak. Birkaç yıl sonra da yeniden meyvelerini verecek.

———————-

(*): Ağaç aşılamaya bir örnek (Kiraz Aşısı):

Umutlarımız içinde yayınlandı | 1 Yorum